BİST

Dolar

Euro

Altın

NEOLİBERAL EKONOMİK MODEL VE TARIM SEKTÖRÜ
13.04.2022 12:55

Dünyamız, kapitalist üretim kültürü karşısında tüketilen kaynakları yenileme hızı açısından geride kalıyor. Yıllık 12 milyar insana yetecek gıda üretilirken 2 milyar insan açlık çekiyor. Fiyat istikrarı açısından fazla üretim bu gıdalar ve ürünler açlık ve yoksulluk çekenlere dağıtılmıyor. Gerçekten ihtiyaç fazlası bu kadar fazla üretim gerekli mi? Doğal rezerv alanlarını gelecek kuşaklara aktarabilmek için daha özenli davranmak gerekmez mi? Küresel düzeyle biyopolitik ve ekopolitik duyarlılık giderek güçleniyor. Bunun uluslararası bir mutabakata dönüşmesi insanlık açısından ertelenemez, hayati aciliyete haizdir. 

Kamu maliyesi politikalarıyla daha eşitlikçi bir sosyal düzen kurulamaz mı? Kapitalist üretim modelini taklit eden Çin Komünist partisi son ulusal kongresinde bunları tartıştı.

Su kaynaklarımızı, topraklarımızı, ormanlarımızı, geleneksel tohumlarımızı ve türleri titizlikle korumak acil bir insanlık ödevidir. Kissinger’in “petrolü kontrol ederseniz ülkeleri; gıdayı kontrol ederseniz, insanları yönetirsiniz” sözü bu yeni dönemin stratejik amentüsüdür. 

Öte yandan küresel kuraklık ve iklim değişikliği karşısında topraklarımıza uygun yeni bitki kompozisyonları ve türler geliştirmemiz gerekiyor. Bu teknolojiler bütün aşamalarıyla belli tröst ve tekellerin elinde. Ülkemizde bütün Avrupa kıtasından daha fazla veteriner ve ziraat fakültesi var lakin yenilikçi teknolojileri aktarma ve uygulama seviyesi biyoteknoloji, moleküler biyoloji, ıslah çalışmaları açısından çok gerideyiz. Acilen bilimsel araştırma enstitüleri batıdaki hüviyetine kavuşturulmalıdır. Mevcut üniversite modelimiz çok arkaiktir.

Ülkemiz açısından da durum farklı değil. Kaynaklar ve öncelikler bilimsel esaslara uygun doğru bir biçimde planlanırsa Türk milletinin hiçbir ferdinin gıda ihtiyacı, açlık ve yoksunluk çekmeyeceği bir ülkedir. Türkiye’nin denk bir bütçeye sahip olamaması, devasa bütçe açıkları vermesi yanlış tercih ve politikaların, kötü yönetimin “bir avuç azınlığa hitap eden üretimsiz bir ekonomik anlayışın” sonucudur.

2021 yılı itibarıyla tarım sektörünün ihracat miktarı 30 milyar dolara ithalatımız ise 17,2 milyar dolardır. GSMH içindeki payı 65 milyar dolar civarında olan bir sektörden söz açıyoruz.

Küresel düzeyde artık temiz ve güvenli, ucuz gıda üretimi ticari değil stratejik bir sorundur. Kâr /maliyet analizi artık birincil derecede belirleyici olmaktan çıkmaktadır. Gıdanın yerine ikame edebileceğimiz başka bir emtia yoktur. Bu açıdan Türkiye kaynak , imkan ve potansiyellerini iklim değişikliği senaryolarını da dikkate alarak insan ve cemiyet odaklı bir ekonomipolitik yaklaşımla seferber etmelidir.

İktidarın ve TBMM’deki partilerin artık bir saplantı haline getirdikleri Neoliberal ekonomi politikaları sayesinde Türk tarımı aşama aşama iflasa sürüklenmiştir. Oysa ki tarihsel olarak Türkler haçlı seferlerinden beri Türkiye coğrafyasında tarım ve hayvancılık sayesinde direnebilimiş ve beka kabiliyetini daimi kılmışlardır. Küresel plan bu dinamiği ortadan kaldırmak için IMF politikalarıyla üretim kültürünü aşama aşama süpürmeye çalışmıştır. “Sert şiir okuma, S400 verip mandal leğen almayı, Akkuyu nükleeri kapatmayı düşünen, andımızın okullardan kaldırılmasında bir beis görmeyen, özelleştirmelere imza atan, pahalılık var denilince kızan milliyetçilik!” maalesef bu okumayı yapamamaktadır.

Gelinen noktada Neoliberal ekonomi politikaları sonucunda son 6 ayda gıda fiyatları müthiş bir şekilde artmıştır. İnsanımız artık temel gıda ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Sorunun neoliberal model içinde bir çözümü yoktur. Narh koyarak, mahalle bakkalı basarak bunun üstesinden gelemezsiniz.

Muhalefet partilerinin itirazları gürültüden öteye geçemiyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği üretici ve market fiyatlarını her ay yayınlıyor. Aradaki farka baktığınızda çelişkiyi çok açık bir biçimde görüyoruz. Hiçbir ticari ahlak ve aritmetik izaha sığmayan kâr seviyeleri artık tahammül edilemez noktadadır. Büyükşehir belediyeleri isterlerse üretici kooperatiflere kentsel alanda doğrudan halka satış yetkisi ve imkânı verebilir, soğuk hava depolarından onları belli bir ücret karşılığı yararlandırabilir. Fiyatlar bir anda makul seviyeye düşebilir. Üretici ve tüketici anlamsız ve yüksek aracı kârlardan kurtarılmış olur. Çok kısa sürede alınacak ve etkili olacak, çok fazla maliyet gerektirmeyen bir tedbir. Bu noktada siyasi kararlılık gerekiyor.

Kimden alacaksınız? Kime vereceksiniz?

Buna karar vermeniz gerekir.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun anlamadığı şey “ucuz et ve süt üretiminin Neoliberal modelde çaresi, çözümü olmadığıdır”. Çözüm plancı, kamucu ekonomik modeldedir.

Atatürk modelidir.

Atatürk modeline sırtını dönenler her anlamada kaybedeceklerdir.

Bugün tarım sektörü akaryakıt fiyatlarından, gübre fiyatlarından dolayı ekemez ekse de yüksek maliyet artışları sebebiyle halka güvenli ve ucuz gıda sunamaz. Oysa ki devlet akaryakıt ve gübreyi kredili alıp maliyetine üreticiye dağıtıp yıl sonu ürünle mahsup etse herhangi bir zarar etmeyeceği gibi büyüyen üretim artışı sebebiyle kâr eder konuma geçecektir. Türk milleti ucuz ve temiz gıdaya erişmiş olacaktır. Mevcut neoliberal paradigma içerinden kopmanız epistemolojik bir kopuş bir sıçrama yapmamız gerekir. 1 metrekare toprağı boş bırakmaksızın ihtiyaç planlaması, küresel ve yerel eğilimler dikkate alınarak ekilmelidir. Türkiye 12 üründe liderdir. Akredite laboratuvarlar hızla tamamlanıp lisanslı depoculuk ve dünyaya açık tarım borsalarıyla entegre bir hale getirilmelidir. Ürün senetleri bankalarda, borsada o günkü fiyattan alınıp satılmalı, finansal değer olarak işlem görebilmelidir.

Üretim süreçlerine bilimi, teknolojiyi ve stratejik planlamayı sokarsak Türkiye 5 senede tarımda ve tarımsal sanayide dünya çapında bir lider olur.