BİST

Dolar

Euro

Altın

HAKKI ÖZNUR: NEJDET KOÇAK’I EBU GARİB’TE MUHSİN BAŞKAN’I KEŞ DAĞLARINDA ŞEHİT ETTİLER
08.04.2022 14:51

BBP kurucu lideri Muhsin YAZICIOĞLU, şehadetinin 13. yılında Irak Türkleri Öğrenci ve Gençler Birliği Genel Merkezi’nde anıldı. “Şehadetinin 13. Yılında Muhsin YAZICIĞLU” adlı anma programına, konuşmacı olarak  Araştırmacı Yazar Hakkı Öznur katıldı. Ankara’da Türkmeneli Vakfı Genel Merkezi’nde yapılan programın açış konuşmasını Irak Türkleri Öğrenci ve Gençler Birliği Genel Başkanı Mustafa Akkoyunlu yapmış ve şunları söylemiştir:  

“Türkmen sevdalısı, Türkmen davası uğruna çok mücadele eden bir isim rahmetli Muhsin YAZICIOĞLU’nu şehadetinin 13. yılında Irak Türkleri Öğrenci ve Gençler Birliği olarak unutmadık. Irak Türkleri olarak her zaman Irak Türklerinin yanında olmuş, destek vermiş, tavizsiz Türk milliyetçisi, Türklüğün büyük liderlerinden büyük dava siyaset ve devlet adamı şehit lider Muhsin YAZICIOĞLU’nu Unutmadık. Unutmayacağız. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun.”

Irak Türkleri Öğrenci ve Gençler Birliği Başkanı’nın konuşmasından sonra Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşı, Hakkı Öznur konuştu. Öznur, konuşmasında şunları söyledi:

MUHSİN YAZICIOĞLU  IRAK TÜRKLERİNİN  HEP YANINDA OLMUŞTUR

Ömrünü aziz Türk milletine, Türklük ülküsüne adamış, Türklüğün büyük liderlerinden şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu, siyasi yaşamı boyunca, dünya Türklüğüyle, Türk dünyasıyla, İslam ümmetinin meseleleriyle her daim yakından ilgilenmiş ve onlara sahip çıkmıştır Küresel emperyalistler, dünya kapitalist-emperyalist sistemi, terör rejimi İsrail, Almanya, İngiltere Rusya, Çin vb. ülkeler, onun milli duruşundan, Türk-İslam coğrafyasıyla yakından ilgilenmesinden rahatsız olmuşlardır. 

29 Ocak 1993’te BBP’yi kurduktan sonra da Türk-İslam dünyasının meseleleriyle yakından ilgilenmeye devam etti. TBMM’de sorunları dile getirdi. Bu yüzden, Türk dünyasında da çok sevilen, güvenilen siyaset ve devlet adamıdır. 

Irak Türklerinin lider isimleri başta olmak üzere Türkmen kardeşlerimiz, şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu 12 Eylül 1980 öncesinden, Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD) ve Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) Genel Başkanlığı yaptığı dönemden tanıyordu. Ülkücü Gençlik lideri olarak Muhsin Yazıcıoğlu o süreçte‚ “Dış Türkler” meselesiyle yakından ilgileniyordu. Yazıcıoğlu, Irak’ta Saddam’ın zulmünden kaçan ve okumak için gelen Türkmen gençlere sahip çıkıyor, onları himaye ediyordu.

MHP ve Ülkü Ocakları başta olmak üzere tüm Ülkücü kuruluşlar, Irak’tan okumak için gelen Türkmen gençlere, Saddam’ın zulmüne uğrayan ve BAAS rejimi tarafından haklarında idam cezası olmak üzere haklarında birçok cezalar verilen Türkmenlere sahip çıkıyor, onları asla yalnız bırakmıyordu.

Muhsin Yazıcıoğlu Irak Türkleriyle, 12 Eylül 1980 sonrası, cezaevinden çıktıktan sonrada yine ilgilenmeye devam etti. BBP lideri, Irak Türklerine ilgisini her yerde gösteriyor, onların her etkinliğine (miting, gece, konferans) bizzat katılarak destek veriyordu. Irak Türkmenleri, BBP liderine büyük sevgi besliyorlardı. Yazıcıoğlu’nun desteğinden her zaman mutlu olmuşlar, güç bulmuşlardı. Irak Türkleri, BBP lideri Yazıcıoğlu’nu her zaman ziyaret ederek minnet ve şükran duygularını ifade etmişlerdir. 

IRAK’TAN GELEN TÜRKMENLER TÜRK OCAKLARI’NDA, ÜLKÜ OCAKLARI’NDA

16 Ocak 1980 tarihinde Saddam rejimi tarafından 41 yaşında idam edilen aziz şehidimiz Nejdet Koçak, büyük bir Türkmen lideri ve Ülkücü, dava adamıydı. Nejdet Koçak’ı, 80 öncesi MHP ve Ülkücü camia yakından tanıyor ve biliyordu. Ülkücü Hareket ile çok yakın ilişkisi olan bu büyük Türk milliyetçisini, Başbuğumuz Alparslan Türkeş başta olmak üzere MHP’nin önde gelen isimleri, Ülkücü gençlik lideri Muhsin Başkan ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri de yakından tanıyor ve çok seviyorlardı.

Irak’tan Türkiye’ye gelen öğrenciler arasında ön plana çıkan isim, Nejdet Koçak’tı. 1958 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bölümü’ne girdi. 1962 yılında yüksek ziraat mühendisi olarak mezun oldu.  Bir  dava adamı olan  Nejdet Koçak Kerkük’te Türkmen Kardeşlik Ocağı’nın Türkiye’de ise, Türk Ocakları’nın,  Üniversiteliler Kültür Derneği’nin,  Ülkü  Ocakları’nın, Ülkücü kuruluşların bir mensubuydu. 

Türk yolunun eri, şehit Nejdet Koçak’ı en iyi tanıyanlardan biri, 16 yıl Türk Ocakları Genel Başkanlığı yapmış isimlerden, hukukçu Nuri Gürgür’ dür. Milliyetçi camianın kanaat önderlerinden Nuri Gürgür, yakından tanıdığı, dava arkadaşı, Nejdet Koçak ile ilgili şunları söylemiştir:

“Nejdet Koçak, bir öğrenci olarak Ankara’da başlayan hayatı boyunca Türk Ocağı’nın adsız bir neferi olarak çalışmıştır. Özellikle Ankara’da bulunduğu süre boyunca, Türk Ocağı’ndan uzak kalmamıştır. Her zaman ve her yerde ön sıralarda idi ve her konuda bir fedai gibi göreve hazırdı. Çünkü o, yıllarca hasret kaldığı Türk’e, Türklüğe ve Türkçeye susamış bir Türkmen genci olarak, soydaşları, dava arkadaşları ve ülküdaşları arasında bulunmak dışında, hiçbir şeyden zevk almıyor ve hiçbir şey bunun kadar kendisini mutlu etmiyordu. Ayrıca Koçak, Türkmenlerin yaşadıkları sıkıntı ve acıları anavatandaki soydaşlarına ve dava arkadaşlarına anlatmak misyonunun da idraki içindeydi. Üstelik Kerkük Katliamı’nın acıları henüz dinmemiş ve Türkmen şehitlerinin kanları kurumamıştı. 14-16 Temmuz 1959 Kerkük Katliamı henüz bir yılını yeni doldurmuş ve Koçak, bu korkunç vahşeti yaşayan canlı bir tanık olarak Ankara’ya gelmiştir.”

KERKÜK DAVASININ SEMBOL İSMİ :  NEJDET KOÇAK

14 Temmuz 1959’da 36 Türkmen’in şehit edildiği ve tarihe Kerkük katliamı olarak geçen vahşeti yaşayanlardan biriydi, Nejdet Koçak. Tarihe ‘Kerkük Katliamı’ olarak geçen bu  katliamda, insanlık dışı vahşetler yaşanmıştır.

14 Temmuz 1959 katliamı , Irak Türklerinin  uğradığı ilk saldırı,, ilk katliam değildir. Türkmenlerin katline, 1920’de Irak’ın Osmanlıdan kopup İngiliz denetimine geçmesiyle birlikte başlanmıştır. Bundan sonra da Türkmenler 102 yıldır, Irak’ta hangi rejim ve  kim gelirse gelsin, bu makus talihlerini yenememişlerdir. 

Ankara’daki öğrencilik yıllarının başlangıcından itibaren Nejdet Koçak, her mahfilde Irak Türklüğünü, Kerkük’ü, Erbil’i, Telafer ve Tuzhurmatu’yu, Kerkük Katliamı’nı dile getirmiş, Türkmenlerin Irak’ta çektikleri çileleri ve yaşadıkları acıları anlatmıştır. 

Irak Türkmenlerinin lideri, Kerkük davasının sembol ismi Necdet Koçak. O, bir liderde aranan bütün vasıfları benliğinde taşıyordu. Gerçek bir liderin haiz olması gereken tüm yüksek meziyetleri kendinde toplayan, karizmatik bir kişiliğe sahipti. Şehit Nejdet Koçak denildiğinde, Irak Türklerinin acısı, çilesi ve unutulmuşluğu akla gelir.

Türkiye’ye gelirken adı Necdet olan şehidimiz, Türkçülüğün mistik önderi, Türkçülüğün çağlayanı,   hayatını Türklük ülküsüne adayan hep Türklüğü  düşünen, Türklüğü yazan Nihal Atsız’ın   kardeşi, Türkçülüğün  yılmaz mücadelecisi, ülkücü, edebiyatçı, tarihçi, öğretmen, tavizsiz Türk Milliyetçisi rahmetli Nejdet Sançar hocamızı Ankara’da görüp tanıyınca, ismini bu çok sevdiği büyüğümüzünkine benzetmesi saygısı icabı oldu ve bundan sonra hep Nejdet ismini kullandı.

BAAS  REJİMİNİN  İŞKENCE MERKEZİ   EBU GARİB  CEZAEVİNDE İŞKENCELERDEN GEÇİRİLDİ

 Hayatını, büyük Türk milletine, Türk Milliyetçiliği ülküsüne vakfetmiş Nejdet  Koçak’a milli şuuru ilk defa Kerkük katliamında şehit düşen Irak Türkmen liderlerinden Ata Hayrullah hissettirmişti. Hayatını, Irak Türklerinin milli kimliklerinin, siyasi, kültürel haklarının elde edilmesi uğrunda harcayan Nejdet Koçak, ülkücü bir dava adamıydı. Türk-İslam ülküsünden kaynaklanan bir ahlak yapısına sahipti.

1979 yılının Şubat’ında onu Ankara'dan Kerkük'e son kez dava arkadaşları, ülküdaşları uğurlarken daha dikkatli olmasını, gerekirse Türkiye'ye gelmesini rica ettiler ama o, gülerek, 'Siz beni merak etmeyin, kaderde şahadet varsa o da gerçekleşir.' demişti.

Tavizsiz Türk milliyetçisi, İlim ,irfan, iman adamı Nejdet Koçak, 22 Mart 1979 tarihinde kendisine ‘Türkçülük suçu’ isnat edilerek tutuklandı. 10 ay gibi uzun bir süre nerede olduğu bile bilinmedi.  BAAS rejimi tarafından Ebu Garib cezaevine kondu. BAAS rejimine bağlı devrim muhafızları  korkunç işkenceler yaptılar, zincirlere vurdular. vakit namazlarını kılmasına  bile izin vermediler.

Musul, Telafer, Kerkük ve Erbil’de yüzlerce üniversite ve lise öğrencisi Türk tutuklanarak Bağdat’taki Ebu Garib cezaevine kondu. Saddam Hüseyin döneminde, onbinlerce  Türkmen, BAAS rejimi  tarafından Türk oldukları için  gözaltına alındılar, tutuklandılar.  Başta,  Ebu Garib cezaevi olmak üzere bir çok cezaevlerinde, uzun yıllar yattılar. İdam edildiler, çok büyük zulümler gördüler, işkencelerden  geçirildiler.  

MHP LİDERİ ALPARSLAN TÜRKEŞ İDAMLARI ENGELLEMEK İÇİN ÇOK BÜYÜK ÇABA SARFETTİ

MHP lideri rahmetli Başbuğumuz, Alparslan Türkeş, Nejdet Koçak’ın idam edilmemesi ve Türkiye’ye iade edilmesi için çok uğraştılar. Dönemin hükümeti ile Başbakan Demirel ile görüştüler. Ancak bütün çabalara rağmen Nejdet Kocak’ın idamı engellenemedi.

Kurtarılması için devrin cumhurbaşkanına, başbakanına, bakanlarına ulaşılmıştı. Dışişleri Bakanlığı ise kayıtsız kalmıştı. Türkiye'deki kardeşleri, ülküdaşları, çaresizce çırpındılar. Her kapıya başvurdular ama olacakları önleyemediler. İşin en acıklı ve acı veren yönü de bu oldu. 

IRAK TÜRKLERİNİN LİDERİ NEJDET KOÇAK, BAAS REJİMİ TARAFINDAN ASILARAK ŞEHİT EDİLDİ

Irak Türkmenlerinin dönemin tek ve resmi kurumu olan Türkmen Kardeşlik Ocağı  Başkanı Albay Abdullah Abdurrahman  ve milli dava arkadaşları  Doç. Dr. Nejdet Koçak, Dr Rıza Demirci, İşadamı   Adil Şerif  16  Ocak 1980’ de zalim Saddam rejimi tarafından  Bağdat’ta  idam edildiler.  Dava arkadaşları Abdullah Abdurrahman, Adil Şerif, Dr. Rıza Demirci ve Halit Akkoyunlu, onu bu cennet yolculuğunda yalnız bırakmadılar.

Irak Türkmen liderlerin tek suçları Türkmen olmuş olmalarıydı. Türkmenlerin büyük liderlerinden şehit Nejdet Koçak için, zalim   BAAS yönetimi mezar yapılmasını bile yasaklamıştır. Hatta cenaze ve taziye törenlerini dahi yasaklayan BAAS rejimi, mezarın yakınına yaklaşanları bile takibe alıyordu. Bu yüzden Nejdet Koçak'ı sevenler, gözyaşlarını gizlilikle akıtmışlardı. 

16 Ocak,  Irak’ta Saddam  rejiminin / BAAS rejiminin, şehit ettiği Türkmen liderlerin aziz  hatırasını yaşatmak içim  “Türkmen Şehitler Günü” olarak anılıyor. Türk düşmanı Saddam tiranı tarafından idam edilen, Türk milliyetçiliğine gönül vermiş Doç. Dr. Nejdet Koçak'ın Irak Türkmenlerinin milli mücadele tarihinde ayrı bir yeri vardır. Irak Türkmen davasının lideri Nejdet Koçak, Büyük bir lider ve dava adamıydı. Irak Türklerinin yolumu aydınlatan abide bir şahsiyetti. Türkmen davasının yılmaz bir savunucusu idi. Alperen ruhlu,  bozkurt duruşlu  bir kahramandı. 

TÜRKLÜĞÜN SİMGESİ  KERKÜK:   KERKÜK GÖNLÜMDE AŞK,  YÜREĞİMDE SIZIDIR

Ülkü Ocakları’na ilk adım attığım günden bu güne 47 yıl geçmiş. Nice katliamlara ve işkencelere maruz kalan, yok edilmek istenen Irak Türklerinin meselesini yakından takip etmişimdir.  Her Ülkücü ve Türk milliyetçisinin gözünde, gönlünde, ruhunda Kerkük’ün ayrı bir yeri vardır. Çünkü Kerkük, acılar ve çilelerle yoğrulmuş, Irak Türklüğünün sembolüdür Çünkü. Kerkük, tüm  Türkmeneli.. Türklüğün simgesidir.  Ülkücü yazarlarımızdan  Osman Oktay   Kerkük  için   “  Kerkük Gönlümde Aşk , Yüreğimde Sızıdır”  diyor ve çok doğru söylüyor.

1970’li yılların ortasıydı. Saddam'ın zulmünden, BAAS dikta rejiminden dolayı, bir çok Türkmen topraklarını terk etmek zorunda kalmıştı Bunlardan biri de saatçi Şamil Ağabey idi Şamil Ağabey, ailesiyle birlikte Türkiye'ye sığınmış, yolu bizim Ankara Altındağ’ın yoksul gecekondu semtlerine düşmüştü. Ne zaman Ülkücü gençlerle sohbet etse, zalim Irak yönetimlerinden, Irak Türklerine yönelik katliamlardan, zulümlerden ve onların çektikleri acı dolu hayatlarından bahsederdi. Bağdat Üniversitesi’nden mühendis olarak mezun olmuştu. Ailesinin iaşesini, Cebeci Dörtyol semtinde küçük bir saatçi dükkanından sağlıyordu. Bu yüzden adı, saatçi Şamil Ağabey’di.

“KERKÜK” DEYİNCE GALİP ERDEM AĞABEY, EMİNE IŞINSU ABLA, NECMETTİN HACIEMİNOĞLU  HOCA HEMEN AKLIMIZA GELİYOR  

Ülkücü büyüğümüz, fikir adamımız Galip Erdem ağabey, gözlerimin önüne geldi. Galip Ağabey, Kerkük'ten Türkiye'ye gelen Irak Türklerinin de biricik ağabeyiydi. Dilinden Kerkük hoyratları ve türküleri düşmezdi. Yaklaşık 59 yıl önce 9 Eylül 1963'te Yeni İstanbul gazetesinde yazdığı "Kerkük Gecesi" adlı makalesi, onun Kerkük Türklerine ve türkülerine olan sevgisinin bir tezahürüydü. 

Ankara Türk Ocağı binasında düzenlenen Kerkük Gecesi’nde Kerkük'lü ses sanatkârı Abdulvahit Küzecioğlu'nun harikulade ses ziyafeti ve Kerkük hoyratları onu büyülemişti. Yazısında der ki: "Ya o Kerkük hoyratları şairlikten yana nasibim olsaydı bir gün en güzel şiirimi hoyratlar üstünü yazmak isterdim." 

Galip Ağabey gibi Ülkücü büyüğümüz, hocamız, rahmetli Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu da Irak Türklüğünün meseleleriyle yakından ilgilenirdi.  Ölümün kol gezdiği, kızıl namluların kan kustuğu, 12 Eylül 1980 öncesiydi... Daha dün gibi hatırlıyorum. Türkolog, Türk dil alimi .yazar, Ülkücü akademisyen,  Prof .Dr.Necmettin  Hacıeminoğlu Hoca’nın denemelerinin yer aldığı "Yeni Bir Dünya" ( İstanbul 1976 hikaye –hatıra türünde bir eserdir) adlı o hacmi küçük ama değeri büyük olan kitabında Kerkük'ten ve Irak Türklüğünün yaşamış olduğu büyük acılar ve zulümlerden bir bölüm yer alıyordu.  

Hoca’nın “Yeni Bir Dünya”da yer alan hikayeleri bütünüyle Dış Türkleri anlatmaktadır. Bunlardan, “Gülçehre”,  14 Temmuz 1959 katliamını; tarihe “Kerkük  Katliamı” olarak geçen  katliamda, şehit edilen Türkmen canlarımızı ,kardeşlerimizi konu edinmiştir.

5 Mayıs 2021  günü   hakka yürüyen  Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden, büyük romancılarından, oyun yazarı,  unutulmaz eserlere imza  atan, Emine Işınsu ablamızın “Tutsak” ( 1975) romanı da Irak Türklerini anlatmaktadır. Irak Türklerinin var olma mücadelesi, uğradıkları  katliamlar ve kadim Türk şehri Kerkük  bu muhteşem romanda anlatılmaktadır. .

ABD  VE  SİYONİST UŞAĞI  PEŞMERGELER    KERKÜK’TE  TÜRMENLERE AİT TAPU VE  BELGELERİ YAKTILAR

1980 sonrası Ortadoğu’daki ve Irak’taki gelişmeleri çok iyi bilmek lazım. 1990-1991 1. Körfez savaşı Irak’ın kuzeyinde Kürtçü gruplara yaramıştır. ABD ve koalisyon güçlerinin desteğiyle Irak’ın kuzeyinden kendilerine ait bir bölge oluşturdular. Türkmenler katliamlara  uğrarken Kürtler ABD ve koalisyon güçleri tarafından korumuş ve himaye altına alınmıştır. 

20 Mart 2003 sabahı ABD ve müttefikleri, “Haçlı seferleri orduları” gibi Irak’ı işgal ettiler. I-KDP ve KYB’li peşmergeler, küresel haydut ABD’nin bölgedeki en önemli işbirlikçileri oldu. Netice itibariyle, 20 Mart’ta başlayan işgal, 9 Nisan 2003’te, ABD askerlerinin Bağdat’ın merkezindeki Firdevs Meydanı’na girip, 10 Nisan’da Meydan’daki dev Saddam Hüseyin heykelini yıkmasıyla zirve noktasına ulaştı. Artık başkent Bağdat, koalisyon güçlerinin eline geçmişti. Peşmergenin ilk işi, Bağdat’ın düşmesinden sonra Kerkük’e girmek oldu. 11 Nisan günü on binlerce tam teçhizatlı silahlı peşmerge binlerce araç ve gereçle Kerkük’e girdi.

ABD askerlerinin himayesindeki çapulcu peşmergeler, önce  Kerkük’te, Türkmenlere ait nüfus kayıtlarının tutulduğu Nüfus ve Tapu Dairelerini yaktılar. KYB peşmergeleri, derhal Kerkük’ün nüfus ve tapu dairelerine saldırarak, buradaki belgeleri imha etti. Ardından valilik, belediye başkanlığı, adliye, şehir müzesi gibi resmi kurum ve kuruluşların tamamı yağmalandı, tabure ve sandalyeden duvardaki elektrik düğme ve prizlerine kadar her şey sökülüp götürüldü.

Kerkük’te nüfus ve tapu idareleri, yağmalandı, yakıldı. Kerkük’ün tüm kayıtları yok edildi. Türkmenlerin tapuları, nüfus kayıtları kül oldu. KDP ve KYB’li CIA peşmergeleri, Türkmen şehri Kerkük'e bilerek girmiş ve talan etmiştir. Kentteki Türkmenlere ait işyerleri de yağma ve saldırılarda büyük zarar gördü. 1961 ve 1991 yıllarının ardından gerçekleşen bu üçüncü yağma hareketi ile Türkmen kenti olan Kerkük’ün kimliksizleştirilmesi, Türkmenlerin ise yurtsuzlaştırılması, resmileştirilmeye çalışıyordu. KDP ve KYB’li peşmergelerin amaçları, tarih boyunca bir Türk toprağı olan Kerkük’te Türk izini silmekti.  Irak’ın işgalinden sonra son 19 yılda Kerkük’teki demografik yapının Kürtler lehine değişmesi ve Kürtlerin özellikle ABD desteğiyle Kerkük’e yerleştirilmeleri sonucunda çok ciddi bir Kürt nüfus oluşmuştur.

MUHSİN YAZICIOĞLU:   KERKÜK TÜRKTÜR   TÜRK  KALACAK

4 Temmuz 2003 tarihinde küresel diktatör ,küresel  haydut ABD ordusunun askerleri  Süleymaniye’de  askerimizin başına çuval  geçirdiler. Çuval hadisesinden sonra Ankara'da 12 Temmuz 2003 günü, BBP Ankara İl başkanlığı " Musul-Kerkük" meselesi” adlı bir program düzenledi. Binlerce kişi katıldı. Program öncesi, Alperen gençlik ABD ,İsrail, İngiliz  bayraklarını ve Türk düşmanı  Barzani ve Talabani’nin resimlerini yaktı. 

Alperen gençlik ve vatandaşlar Türk askerinin başına çuval geçiren  emperyalist ABD ve ABD askerini lanetledi. ABD ve İsrail aleyhine sloganlar attılar. “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi”  “Kahrolsun Barzani  Talabani”,  “Kerkük Türk’tür  Türk  Kalacak”,  sloganlarını attılar. Bu   toplantının konuşmacılarından biri ITC daimi delegesi, Türkmen Meclisi üyesi, o zaman  Doç. Dr. olan rahmetli Ekrem Pamukçu hoca  ile ikimizdik. 1980 öncesi,  Ülkücü Gençlik liderlerinden olan  tavizsiz Türk milliyetçisi  dava büyüklerimizden, rahmetli  Prof. Dr. Turan Güven hoca’da  oturum başkanlığını yapmıştı.  

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, ABD’nin 20 Mart 2003’te Irak’ı işgaline karşı çıktı. Büyük Birlik Partisi (BBP) 4 Temmuz 2003 tarihinde, Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesinin yıl dönümü dolayısıyla 4 Temmuz 2006 yılında Ankara’da “Çuvallatan İktidar” konulu bir panel düzenledi. Birlik Akademisi’nin düzenlediği “Çuvallatan İktidar” konulu panelde genel değerlendirmeyi yapan Muhsin Yazıcıoğlu, “4 Temmuz kara gündür ve unutulmayacaktır” diyerek başladığı konuşmasında şunları söyledi:  

“4 Temmuz’da Türk askerlerinin başına geçirilen çuval, küresel diktatörlerin başına mutlaka geçirilecektir. Hem çuvalı geçirenlerden hem de geçirtenlerden hem çuvallayanlardan hem de çuvallatanlardan bu hesap sorulacaktır. Süleymaniye’de Türk’ün başına çuval geçirildi, sessiz kalındı. Ardından tezkere olayından sonra yine elçiliğimizi korumak üzere gönderilen Türk polislerinin önü kesilip, onlara operasyon yapılırken sessiz kalındı.

Süleyman kardeşimiz, başı eğdirilmek istendiğinde ‘Türk’ün başı eğilmez’ diye başını kaldırdığı için ‘başını eğmeyen Türk’ün başını kesilir’ diyen peşmerge it oğlu itlerine ve Süleyman’ın başını keserken sessiz kalan iktidardan hesap sormak, bizim görevimizdir. Buna mecburuz. Bu çuval Süleymaniye’de Türk milletinin başına geçirilmedi, aslında iktidarın başına geçirildi. Burada da çuvallayan eğer ABD ise, küresel diktatörse buna bu fırsatı veren, çuvallatan da bugünkü iktidardır. Aslında iktidar, Türk milletinin tarihini ve stratejik hedeflerini çuvallattı. Olmayan ama iddia edilen kırmızı çizgilerini çuvallattı. Bu çuval hala çıkarılmadı. Çuvalın hesabı mutlaka sorulacak.”

Yine bir konuşmasında iktidarları Barzani ve Talabani konusunda nasıl uyardığını şu sözlerle anlatmıştır:

 “1991’den beri ülkeyi yöneten iktidarları, ABD, İsrail uşağı Barzani ve Talabani konusunda uyardım. Rahmeti Özal’a, Demirel’e ve birçok devlet yetkilisine “Bunlar Türkiye düşmanıdır, bunlar asla dost olmaz. Barzani’ye, Talabani’ye güvenmeyin” dedim. “Bunların arkasında küresel emperyalistler var” dedim. Hep haklı çıktım. Türkiye, Barzani’ye, Talabani’ye ‘kırmızı pasaport’ verdi. Örtülü ödenekten besledi, silah verdi, yiyecek giyecek verdi, her türlü ihtiyaçlarını karşıladı. Birçok bürokrat ve general, 1992-1998 yılları arasında Irak’ın kuzeyine giderek Barzani ve Talabani ile görüştü. TSK, ihtiyaçlarını karşıladı. 1992-1998 yılları arasında bunları PKK’ya karşı korudu, kolladı. Ne oldu? Sonuçta hain, hainliğini yaptı. Çekiç Güç sayesinde bölgeye yerleştiler, hakim oldular. İkinci Körfez Savaşı sonrası edindikleri güçle artık ‘Türkiye ye ihtiyacımız yok’ deyip verdiğimiz pasaportları geri iade ettiler.” 

MUHSİN YAZICIOĞLU: TELAFER’DEN MENDELİ’YE SELAM OLSUN TÜRKMENELİ’NE

2001-2003 yılları arasında Mesud Barzani, I-KDP Genel Başkanı sıfatı ile Ankara’ya geldi, görüşmeler yaptı. I-KDP lideri Mesud Barzani, Irak’a karşı yeni Amerikan operasyonunun gündeme geldiği 2002 yılında, Irak Türkmenlerinin haklarını gasp eden, Türkiye’yi eleştiren, küstahça açıklamalarda bulunacaktı.

16 Ağustos 2002’de bir grup I-KDP’liyi kabul ederken “Kerkük’ün tarihi bir Kürt ili” olduğunu ileri sürüyordu. “Kerkük tarihi bir Kürt ilidir. Türkiye Kerkük’e karışırsa biz de Diyarbakır’a karışır, Kürtleri ayaklandırırız” küstahlığında bulunuyordu.

Barzani alçağına en sert çıkışı, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu yapmıştır. Yazıcıoğlu adına, bir grup parti yöneticisi 22 Ekim 2002 tarihinde önce DGM’ye ardından Cumhuriyet Başsavcılığı’na, başvurarak Barzani hakkında bir suç duyurusunda bulundu. O süreçte Türk devletine ait kırmızı pasaport kullanan Mesud Barzani hakkında; “Türk Silahlı Kuvvetlerini tahkir ve tezyifden (TCK 159) hakkında gerekle tahkikatın yapılıp, yakalanıp hesap sorulması” isteniyordu.

2004-2006 yılları arasında ABD ve peşmerge güçlerinin Telafer başta olmak üzere Türkmenlerin yaşadığı yerlerde yaptıkları Türkmen katliamına en sert tepkiyi gösteren Muhsin Yazıcıoğlu, Barzani’ye yine ateş püskürecekti. 8 Nisan 2007 yılında Birlik Akademisi yine ses getiren panel düzenlemişti. Panelin konusu “Kerkük” idi. Ankara’da Sürmeli Oteli’nde yapılan toplantıya çok sayıda davetli katılmış, dışarıda çok sayıda insan kalmıştı. Muhsin Yazıcıoğlu konuşmasına “Telafer’den Mendeli’ye selam olsun Türkmenlere, özüm Türk, sözüm Türk, canım Kerkük” diye başlamış, salon yıkılmıştı.

Muhsin Başkan konuşmasında özetle şunları söylemişti:

 “Bağdat’ın düşmesinden sonra ABD ve İsrail uşağı peşmergeler, ilk olarak nereye girdiler? Türkmenlerin yaşadığı Kerkük’e. Neden? Geçmişten bugüne hep Kerkük’ü ele geçirmek istemişlerdir. Siyonist uşağı Mesud Barzani’ye göre Kerkük, Kürdistan’ın kalbiymiş. Barzani ve Talabani’nin tek isteği ve arzusu Kerkük’ü bir oldu bitti ile ele geçirmektir. 1000 yıldır burada yaşayan Türkmenleri, topraklarından baskıyla zulümle kovarak peşmergeleri buraya yerleştirerek Kürt şehri haline getirmek istiyorlar.

ABD işgal kuvvetleri, işbirlikçileri, peşmergelerin Kerkük’e girmesinden sonra Türkmenlere karşı işlemiş oldukları yağmalama, hırsızlık, öldürme ve belgeleri yakma, tapu dairelerinin yakılması gibi olaylar karşısında bilerek sessiz kalmışlardı. Onlar da biliyor ki yakılan bu belgelerin gelecekte şehir halkının kimlikleri ve bağlı oldukları ırk hakkında delil olarak kullanılması mümkündü.

Kerkük meselesi Türk milletinin  meselesidir. Canımız, kanımız, iffetimiz olarak gördüğümüz Kerkük, Türk’tür, Türk kalacaktır. Kerkük, Telafer bizim Çanakkale’mizdir. Türk milleti, Çanakkale’de Anadolu’yu korumak için nasıl bir direniş ortaya koyduysa, Türkmenler de asla yalnız değildir. Dünyadaki Türkler, sahipsiz değildir. Irak Türkleri yüzyıldır asimilasyon politikalarına maruz kalmıştır. 

Irak’ın ABD tarafından işgalinin hemen ardından Kerkük’te nüfus ve tapu daire kayıtlarının CIA peşmergeleri tarafından yok edilmesi, Irak Türklerinin sahneden silinmeye çalışılmasının arkasında kesinlikle ABD, İngiltere ve İsrail vardır. KDP de KYB de BOP’un Orta Doğu’daki taşeronlarıdır.”

MUHSİN YAZICIOĞLU:  BOP TAŞERONU BARZANİ’YE, TALABANİ’YE GÜVENMEYİN

Muhsin Yazıcıoğlu, 15 Nisan 2007 yılında yapılan BBP 2. Olağanüstü Büyük Kurultayı’nda AKP iktidarını Barzani konusunda uyarıyor ve açıkça “ABD’nin taşeronu Mesud Barzani’ye, Barzani ailesine güvenmeyin” diyordu. Yazıcıoğlu, bir konuşmasında yine şunları söylemiştir: 

“BOP, BİP projesine hizmet eden bu iki aşiret marabası, kabadayılık yapmaya kalkıyor Türkiye'ye. Ülkeyi yöneten iktidarları, ABD, İsrail uşağı Barzani ve Talabani konusunda defalarca uyardım. Birçok devlet yetkilisine, ‘Bunlar, Türkiye düşmanıdır, bunlar asla dost olmaz. Barzani’ye, Talabani’ye güvenmeyin’ dedim. ‘Bunların arkasında küresel emperyalistler var’ dedim.  Hep haklı çıktım.  Türkiye Barzani’ye, Talabani’ye ‘kırmızı pasaport’ verdi. Örtülü ödenekten besledi, silah verdi, yiyecek giyecek verdi, her türlü ihtiyaçlarını karşıladı”. 

MUHSİN YAZICIOĞLU, BEŞ BİN ALPEREN GENÇLE KERKÜK MİTİNGİNE DESTEK VERDİ

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, eşi ve çocuklar ile birlikte 29 Nisan 2007 Pazar günü Irak Türkmen Cephesi’nin (ITC) düzenlediği Kerkük mitingine katılmıştı. Ankara’nın Tandoğan Meydanı’nda yapılan, Türkiye’nin çeşitli kentlerinden yaklaşık 20 bin kişinin katıldığı mitinge Kerkük’ten gelen Türkmenler de renk katmıştı. Tandoğan’daki mitinge, Muhsin Yazıcıoğlu Alperen Ocakları’nın korteji ile katılmıştı. Yaklaşık 5 bin civarında Alperen Ocakları mensubu bu mitinge katılmış destek vermişti. Muhsin Başkan Tandoğan meydanında bir kez daha  şu tarihi sözü söylemiştir: Bütün dünya bilmelidir ve kesinlikle Kerkük Türk’tür, Türk kalacaktır. Türkmen kimliği asla bozulamayacaktır.“ 

Muhsin Yazıcıoğlu, 18 Temmuz günü Malatya’nın Darende ilçesinde yaptığı konuşmada bir kez daha Türkiye aleyhine provokatif konuşmalar yapan  ABD ve İsrail uşağı Mesud Barzani’ye tepki göstererek. şunları söylemiştir: 

“BOP taşeronu Barzani denen  aşiret lideri Türkiye düşmanlığına Türk düşmanlığına devam ediyor Ben de diyorum ki, inşallah bir gün iktidar olursak. Siyonist  uşakları Barzani, Talabani ikilisini Diyarbakır Askeri Mahkemesi’nin önünde yargılayacağız ve sonra  doğru götürülüp Habur’da infazları  yapılacaktır  Diyarbakır’da yargılayacağız Habur’da asacağız”.

TÜRKMENELİ’NİN DUASI HER ZAMAN ŞEHİT LİDER MUHSİN  YAZICIOĞLU İLE OLACAKTIR

Eskişehir’de yapılan Muhsin Yazıcıoğlu Sempozyumu’nda konuşan bir Irak Türkmen’i şunları söylemişti: “Şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu, biz Türkmenlerin, iyi bir dostuydu. Türkiye ve Türk dünyası için çok önemli bir bilge liderdi. Biz Türkmenlerle aynı kaderi paylaştı zaman zaman. Başkaları gibi mazlumken zalim olmadı. Biz Yazıcıoğlu’nun ölümüyle adeta öksüz, yetim kaldık. Türkmeneli’nin duası her zaman Yazıcıoğlu ile olacaktır.” 

Milletin  adamı, büyük lider, Muhsin Yazıcıoğlu’da, Irak Türklerinin liderlerinden Nejdet  Koçak’ta  Türklük ülküsü yolunda, şehit  düştüler. Türklük ülküsüne bağlı, Türk milletine sevdalı, Türklüğe, Türkmen davasına hizmet yolunda şehit düşmüş, hakka yürümüş, bütün şehitlerimizi, dava arkadaşlarımızı, ülküdaşlarımızı rahmetle, minnetle, özlemle, anıyoruz.  Ruhları şad, mekanları cennet olsun.