BİST

Dolar

Euro

Altın

DİKTATÖRÜN MAŞASI,CUNTA REJİMİNİN SAVCISI ÜLKÜCÜ DÜŞMANI NURETTİN SOYER 220 ÜLKÜCÜNÜN İDAMINI İSTEDİ
16.09.2022 19:50

Muhsin Yazıcıoğlu’nun dava ve yol arkadaşları   “Ülkücü Şehitler” için, Altındağ’daki Tacettin Dergahı’nda mevlit okuttu. Tüm Şehitlerimiz için dualar edildi.  Programa katılan vatandaşlar ve gençler daha sonra Şehit Muhsin Yazıcıoğlu'nun kabri başına geldiler. Kabrin başında Kur'an-ı Kerim  okundu., Şehit lider dualarla ve okunan Kuran’la yad edildi.  Kabri  çiçeklerle  donatıldı, gözyaşlarıyla sulandı. Muhsin Yazıcıoğlu’nun  dava ve yol  arkadaşı, Alperenlerin ağabeyi, Ülkücü fikir ve siyaset adamı Hakkı Öznur,  kabrin başında  12 Eylül  darbesi ve şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili bir konuşma yaptı. 

Öznur konuşmasında, 12 Eylül darbesi sonrası onbinlerce  Ülkücünün gözaltına alındığını tutuklandığını, zindanlara doldurulduğunu   başta, Ankara Mamak  Cezaevinin içinde bulunan  C- 5 adlı işkence merkezi olmak üzere  ülkenin dört bir yanında kurulan işkence merkezlerinde, işkencelerden geçirildiğini, zulümler uğradıklarını, 9 ülkücünün idam sehpasında, bir çok ülkücünün işkence merkezlerinde şehit edildiğini söyledi  Ülkücülerin zulme boyum eğmediklerini  cunta rejimine  direndiklerini, 12 Eylül darbesinin Ülkücü  Harekete karşı yapıldığını  konuşmasında ifade etmiştir.

 Hakkı Öznur şunları söylemiştir: 

12 Eylül darbesi Ülkücü Harekete karşı yapılmıştır, darbe olmasaydı Ülkücüler İktidara gelecek devleti yönetecekti.  Dönemin ABD Ankara Büyükelçisi, “darbeyi yapanlar Amerika’nın dostlarıdır. Onlar darbeyi yapmasaydı, ABD düşmanı Ülkücüler iktidara gelecek ve Amerika’nın bölgesel  çıkarlarına  zarar verecektiler.  Buna izin veremezdik.  Darbeyi yapan  General Evren ve arkadaşlarına açık destek verdik  ve onlara minnettarız ”  diyerek MHP ve  Ülkücü  harekete olan düşmanlıklarını ve darbeyi yapan Evren başta olmak üzere 5’li konseyin ABD’ nin adamları  olduğunu  açıkça  itiraf etmiştir. 

12 Eylül  Darbesini  ABD/ NATO planlamış. işbirlikçileri Beşli Konsey’e yaptırmıştır. Darbenin şefi diktatör Kenan Evren, her şeyi ABD ile el ele ve NATO’nun amaçları doğrultusunda yapmıştır. Pentagon için Amerikan yanlısı darbeci generaller, “Bizim Çocuklar”dı.

Şehit liderimiz Muhsin Başkan’ın 40 yıllık siyasi yaşamının 10 yılı hapislerde geçti. 12 Eylül darbesinin ardında tutuklandı. C-5 adlı işkence merkezinde işkencelerden geçirildi. Mamak’ta 2,5 metre karelik hücrede 5 yıl geçirdi..“ MHP ve Ülkücü Kuruluşlar” davasında idamla yargılandı. İdamını isteyen 12 Eylülcülere meydan okudu. Zulme rıza göstermedi, zalimlere boyun eğmedi.  Milletin adamı, Şehadete yürüyen lider  Muhsin Yazıcıoğlu  ve dava  arkadaşlarımız  küresel bir organizasyonla Keş dağlarında şehit edildiler.

Muhsin Yazıcıoğlu Türkiye’nin milli direnç merkeziydi, meclisin sigortasıydı. Onun yokluğu, hem devlet nezdinde hem millet nezdinde derinden hissediliyor. Toplumun bütün kesimleri onu özlemle arıyor. Birleştirici, bütünleştirici, yol gösteren, sağduyulu, itidalli tavrıyla hep örnek olmuştur. Öylesine vâkar sahibi, feraset sahibi bir insandı ki; ‘zulüm Azrail olsa da ben hep Hakk’ı tutacağım’ düsturuyla hareket ederdi.

İstikameti-kıblesi, dosdoğru bir dava adamıydı.. O, istikamet ve vakar sahibiydi.. Muhsin Yazıcıoğlu deyince Kur’an’a adanmış bir ömür ve Allah ve peygamber sevdası ile dolu bir yürek karşımıza çıkıyor..

Şehit Muhsin Yazıcıoğlu deyince dava adamlığı, davaya adanmışlık, fazilet, fedakârlık, vefa, kadirşinaslık, hasbilik, beklentisizlik akla gelir. Kendisi için bir gün yaşamadı. Ömrünü, hayatını, verdiği yüce davasına adadı. Her türlü istibdada karşıydı, İstiklal aşığıydı. Çile adamıydı. Davasının çilesini çekti hep. Hep dik durdu, düz yaşadı, hayat çizgisinde kırıklık yok, çizgisini bozmadı, istikametini değiştirmedi. İnandığı değerlere hep bağlı kaldı.

Yüce kitabımız Kur’an diyor ki, “Allah, Muhsinlerle beraberdir.” Kur’an ayetlerinde ‘Muhsin’ ifadesi birçok yerde geçmektedir. Allah, iyilik ve güzellik insanı olan Muhsinlerle beraberdir. Hiç şüphesiz Yüce Allah, dünyada ve ahirette kötülerle değil, Muhsinlerle/iyilerle beraberdir. 

Biz Allah yolunda, Kur’an yolunda, millet yolunda şehit düşen Muhsin Başkan’la beraber olduk. İyi ki onun gibi yiğit bir liderle, adam gibi adamla yol ve dava arkadaşı olmuşuz. Ne mutlu bizlere .”

Hakkı Öznur, Türk demokrasi  tarihinin  kara lekesi  12  Eylül darbesinin 42. yıldönümünde   şu tarihi açıklamayı yayımlamıştır:

YÜZBİNLERCE ÜLKÜCÜNÜN KATILDIĞI   15 NİSAN 1978  MİTİNGİ  SİSTEMİ, ABD VE NATO’YU KORKUTTU

12 Mart 1971 muhtırası ile büyük bir darbe yiyen Türk Solu, 1974 sonlarından itibaren tekrar örgütlenmeye çalışacaktı. 1974 affı,  Marksist,  devrimci Sol hareketlerin tekrar meydanlara çıkmasına ve faaliyetler yapmasına zemin hazırladı.12 Mart’ta içeri atılan illegal THKP-C, THKO, TKPML/TİKKO, TİİKP, TKP kadroları ve yine kapatılan TİP’in kadroları, dışarı çıktıktan sonra tekrar kaldıkları yerden yeni örgütler ve yayınlarla faaliyetlere hızlı bir şekilde başladılar.12 Mart öncesi yaşanan siyasal çatışmalar, öğrenci olayları ve kaos ortamına giden süreç yeniden başladı.  1978 yılına gelindiğinde ülkede kızıl terör,  siyasi ve sosyal çalkantılar devam ediyordu, siyasal cinayetler çatışmalar her geçen gün artarak devam ediyordu.

1978  Ocak  ayında   CHP iktidarının kurulmasıyla birlikte Ülkücü harekete yönelik büyük baskılar ve zulümler de başlayacaktı. Başbakan  Bülent Ecevit’in ilk icraatı, bürokrasi ve devlet kadrolarında Ülkücü kıyımı oldu .Ülkücü kadroların yerine, devlet ve millet düşmanı Marksist –Leninist zihniyetli,  DEV-GENÇ’li, TÖB-DER’li, MEM-DER’li devrimci sol militanlar ,CHP’nin sayesinde devlet kadrolarına yerleşiyordu. Başta CHP’nin İçişleri Bakanı, Solcu polislerin örgütü olan POL-DER yöneticilerini, emniyetin üst kademelerine yerleştiriyordu.

15 Nisan 1978’de, Ankara’da, yüz binlerce Ülkücü, her türlü küresel emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı tarihi bir yürüyüşe katılmıştı. MHP lideri Başbuğ Türkeş’in liderliğinde yüz binlerce Ülkücünün katıldığı tarihi miting ve yürüyüş, CHP iktidarını ve sistemi korkutmuştu. “Savaşımız vurguncu düzenedir”, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” diye yürüyen yüz binler, ABD ve NATO’yu da tedirgin etmişti. MHP’nin “Anadolu’nun şahlanışı” adıyla düzenlediği büyük mitingler, egemen güçleri, çıkar çevrelerini rahatsız ediyordu.

Tandoğan’da düzenlenen “zam, zulüm ve işkenceyi” protesto mitingine 500 bin ülkücünün katılması, topluluğun coşku ve heyecanı siyasal görünümünün ötesinde sosyolojik bir olaydır. 12 Eylül darbesi yapılmasıydı ve 1981’de genel seçimlere gidilebilseydi TBMM’nde oluşacak yeni tabloda MHP çok güçlü olacaktı MHP’nin büyümesi seçmen tabanının hızla yaygınlaşması egemen güçleri ciddi şekilde tedirgin ediyordu  12 Eylül müdahalesini MHP’nin iktidar yürüyüşüne öldürücü bir darbe vurduğu sosyal ve siyasal bir gerçektir.

MHP BARIŞ VE KARDEŞLİK ÇAĞRILARI YAPARKEN TSK İÇİNDEKİ“SALTIK ÇALIŞMA GRUBU”  DARBE ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYORDU

Bu arada ülkede bunalım gittikçe artmıştı. MHP, bu bunalımlı dönemde sürekli olarak barış ve kardeşlik çağrılarında bulundu, şiddet ve teröre karşı çıkarak, tüm siyasi partileri uzlaşmaya çağıran girişimlerde, açıklamalarda bulundu. MHP’nin barış çağrıları Sol cephenin dışında taraflı tarafsız çevrelerde yankı buluyordu. Hatta o günlerde MHP aleyhine yazılar yazan, MHP’nin mahkûm ettirdiği Yankı dergisi bile MHP’nin bu barış çağrıları karşısında şunları yazmak zorunda kalmıştı:

“MHP’nin barış çağrılarını, MHP’li bakanların kardeşlik dostluk sözcüklerini ve Türkeş’in özel açıklamalarını dikkate almak zorundayız. Çünkü bu Türkiye için bir şanstır. Hepimiz üzerimize düşen görevi yapmalıyız. MHP’nin çağrılarına kulak vermeliyiz.”

ABD emperyalizmi ve NATO merkezli Gladyo, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek istiyordu. Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya çalışıyordu.   CIA istasyon şefleri, Türkiye’den çıkmıyordu. Bu süreçte MHP, küresel emperyalizme ve işbirlikçilerine meydan okuyor, Washington’un, CIA istasyon şeflerinin oyunlarını bozuyordu.  

İHTİLAL  ŞARTLARINI OLGUNLAŞTIRMAK İÇİN  ÜLKEYİ KAN GÖLÜNE ÇEVİRDİLER

1970’lerin sonlarına doğru NATO merkezli Gladyo’nun elemanları, Türkiye için planlanan “ihtilal şartlarını olgunlaştırma” senaryosunu, devam ettiriyorlardı . Ülkemizde Sünniler ve Aleviler yüzyıllardır birlikte yaşadılar, birbirlerinin inançlarına saygı gösterdiler. Ama bu birliktelik 1970’li yılların ortalarından itibaren her türlü emperyalizmin oyunlarıyla bozulmak istendi. 

17-18 Nisan 1978 Malatya, 3-7 Eylül Sivas, 19-26 Aralık Kahramanmaraş, 1980’in Mayıs-Temmuz ayları Çorum vb. yerlerde yapılan kışkırtmalar sonucu çok sayıda vatandaşımız öldü, canlar yandı, yürekler dağlandı. Milletimiz acılara boğuldu. Ülkemizi acıya boğan olaylar, ne sağ ne sol ne Alevi-Sünni çatışması idi. Provokasyonların amacı, ülkeyi iç savaşa sürükleyip, darbe şartlarını olgunlaştırmaktı. 12 Eylül dökülen kanlar üzerinden geldi. Akan kanların bizzat sorumlusu, ABD ve NATO’ya bağlı, ordu içindeki derin, karanlık yapı ve onların sivil iş birlikçileriydi.

Türkiye’de 12 Eylül öncesi yaşanan olayların bir iç savaşa doğru derinleştirilmesinde Malatya-Elazığ, Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum olayları, önemli dönemeçler oluşturdu. Bu olayların çıkmasında, dış odakların, uluslararası istihbarat servislerinin önemli bir rolü vardı.  12 Eylül öncesi Amerikan elçilik görevlileri, Malatya, Amasya, Sivas, Kahramanmaraş, Çorum vb. illeri gezerek Sağ-Sol, Alevi-Sünni çatışmaları üzerine çalışmalar yapıyorlardı. Amerikalı ajanların gittiği her yerde daha sonra çatışmalar meydana geldi, olaylar çıktı. İller, ilçeler karıştı…

CIA elemanları ve uzantıları Malatya, Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum olaylarını tertip etmişlerdir.  Alevi-Sünni vatandaşlarımızın birlikte yaşadığı Malatya, Sivas, Maraş, Çorum gibi yerlerde çıkan olaylar, CIA elemanlarının hassas yerleri ziyareti ve karanlık temasları sonrasındadır. 

MHP GENEL MERKEZİ’NE SİLAHLI, BOMBALI SALDIRI DÜZENLENMİŞTİR

Bombaların patlamadığı, insanların sokak ortasında, bürosunda, evinde katledilmediği yer yoktu... Her gün birkaç Ülkücü, şehit ediliyordu. CHP’nin iş başına geldiği 22 aylık iktidarı döneminde, 1200 Ülkücü, Komünist terör örgütleri tarafından şehit edilmişti.

30 Haziran 1979 günü, MHP Genel Merkezi, Ankara’da polis üniforması giymiş Sol örgüt militanlarının silahlı, bombalı saldırısına uğradı. Alper Demirci ve Ömer Yüce adlı iki Ülkücü genç, şehit edilmişti.  MHP’nin doğudaki belediye başkanlarından Hikmet Tekin, 12 Ağustos günü PKK militanları tarafından pusuya düşürülmüş, annesi ve kardeşi ile birlikte hunharca şehit edilmişlerdi.

Kızıl saldırılar devam ediyordu. Adana’da 6 ülkücü öğretmen, MHP Manisa İl Başkanı Cemil Çöllü, Mardin İl Başkanı Ata Pehlivanoğlu, Tunceli İl Başkanı Haydar Koç, Kars İl Başkanı Avukat Hüseyin Cahit Aküzüm, MHP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi, gazeteci-yazar İlhan Darendelioğlu ve MHP’nin çok sayıda il ve ilçe yöneticileri, ‘Fedai’ dergisi sahibi Kemal Fedai Coşkuner ve daha yüzlerce Ülkücü, Komünist terör örgütleri tarafından şehit edildi.

27 Mayıs 1980 Günü  MHP Genel Başkan Yardımcısı  Gün Sazak Dev-Sol adlı terör örgüt tarafından Ankara da şehit edildi.  Ülkücülerin elinde olan Ankara’daki Ziraat Mühendisleri Birliği, 2 Eylül 1980 günü bombalı ve silahlı saldırıya uğradı. 4 Ülkücü şehit edildi. Türkiye’nin her yerinden buna benzer haberler gelmeye devam ediyordu. 

DARBE PLANINI ABD VE NATO UŞAĞI  “  SALTIK ÇALIŞMA GRUBU” HAZIRLAMIŞTIR

Temmuz 1978’de Genelkurmay karargâhında Kenan Evren’in talimatıyla oluşan “Darbe Çalışma Grubu” çalışmalarını sürdürüyordu.  Haydar Saltık ve ekibi NATO merkeziyle birlikte çalışıyor.  (SALTIK ÇALIŞMA GRUBU) Ankara’dan Washington’a, MHP aleyhine raporlar gönderiyorlardı. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Haydar Saltık’ın başında bulunduğu, adına “SALTIK ÇALIŞMA GRUBU” denen karanlık yapı, ihtilal şartlarını olgunlaştırmak için her şeyi planlamış ve uygulamışlardır .Ülkücü düşmanı Haydar Saltık’ın başkanlığındaki “DARBE ÇALIŞMA GRUBU”nda bulunanlar, Washington’un “Bizim Çocukları”dır.

1979’un sonlarına gelindiğinde askerî müdahalenin işaretleri netleşmeye başlamıştı. ABD/ NATO ya bağlı Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ile komuta kademesi, 17 Aralık 1979’da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ile uzun bir görüşme yaptılar ve bir mektup sundular. Bu Mektup darbenin yaklaştığının sinyaliydi.  17 Haziran’da Genelkurmay Başkanı Evren, Kuvvet Komutanlarını ve Genelkurmay 2. Başkanı Necdet Öztorun’u toplantıya çağırdı ve kod adı “Bayrak Harekâtı” olan bu darbenin 15 Temmuz’da yapılması kararlaştırıldı. Ancak 2 Temmuz’da Demirel Hükümet’i güvenoyu alınca plân ertelendi.  28-31 Ağustos’ta, 3 Eylül’den itibaren her an hazır olunması bildirilen “Bayrak Harekâtı” özel kuryelerle komutanlara teslim edildi.

MHP’nin “Anadolu’nun şahlanışı” adıyla düzenlediği büyük mitingler, egemen güçleri, çıkar çevrelerini rahatsız ediyordu. 1980 yılının Nisan, Mayıs, Haziran ayında düzenlediği “Gönül Seferberliği” mitingleri, Genelkurmay karargahında darbe planlarını yürüten ABD/NATO’ya bağlı Evren-Saltık ikilisini (SALTIK ÇALIŞMA GRUBU) çok ciddi rahatsız etmiştir. Ankara’dan Washington’a, MHP aleyhine raporlar gönderiyorlardı. 

 Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü savunan MHP’nin demokrasiye, ülkeye, vatana sahip çıkışı karşısında, CIA istasyon şefleri, “Bizim Çocuklar” dedikleri, ABD yanlısı generallere “elinizi çabuk tutun, darbe çalışmalarını hızlandırın” talimatını vermişlerdir.

KENAN EVREN:  3 YIL BİLEREK BEKLEDİK MURADIMIZA ERDİK

Başbakan Demirel, 1980 yılının Temmuz ayında Genelkurmay Başkanı Evren’i makamına çağırıyor ve diyor ki “Fatsa çok karışık, bir Fatsa’ya gitseniz.” Evren gidemem diyor. “Niye?”, “Teröristler bütün yolları tutuyor.”, “Helikopterle gidin”, “Helikopteri de düşürürler” diyor. Kenan Evren, Devrimci Yol örgütünün hâkim olduğu Fatsa’ya gitmekten korkuyordu.

Türkiye 12 Eylül’e hızla sürükleniyordu. 11 Eylül 1980 günü Ankara’da sokakları, terör örgütleri almıştı. Dörtbir yana Sol örgütlerin bombalı pankartları asılmıştı. Ankara, bir harp sahası gibiydi. Bakanlıklarda, Genelkurmay’ın önünde, Meclis’in önünde, sayısız Dev-Yol imzalı bombalı pankartlar asılıydı. Silahlar, bombalar, Ankara’dan Diyarbakır’a, İstanbul’dan Kars’a, Edirne’den Van’a her yerde patlıyordu. Ülke, savaş alanına dönmüştü. 

Sıkıyönetimin sadece adı vardı. Güvenlik güçleri, adeta inzivaya çekilmişti. Şehirler, sokaklar, Sol terör örgütlerine teslim olmuştu. Sanki bütün bunlar “darbe şartlarının olgunlaşması” içindi. Askerlerse o gün Genelkurmay’ın yeraltında darbe hazırlıklarının son rötuşlarını yapıyor, darbe için geriye sayımı başlatıyorlardı...

12 EYLÜL 1980’DE CIA’NIN “BİZİM ÇOCUKLARI” DARBE YAPTI

Darbe gecesine saatler kala bir kısım siyasetçilerin az çok bildikleri darbeyi, Washington çoktan haber almıştı. 27 Mayıs ve 12 Mart’ta olduğu gibi sözde Amerikan yardım heyeti JUSMAT, çok önceden hazırlıklarını bildikleri darbeyi Pentagon’a, Washington’a bildirmişlerdi. 12 Eylül haberi “Situation Room”a, Balgat’taki Jusmat’tan gelmişti. “Türk ordusunun komuta heyeti yönetime el koydu. Herhangi bir kuşku ve kaygıya gerek yok. Müdahale etmesi gerekenler etti”. 

JUSMAT’ın başındaki General Thompson, CIA İstasyon Şefi Paul Henze, ABD Elçisi James Spain gibi isimler, darbeyi yapanların ABD ve NATO’nun dostları olduğunu söylüyorlardı. Darbenin şefi Kenan Evren, her şeyi ABD ile el ele ve NATO’nun amaçları doğrultusunda yapmıştır. Pentagon için Amerikan yanlısı darbeci generaller, “Bizim Çocuklar”dı.

KENAN EVREN TÜRKEŞ’İ İNFAZ ETTİRMEK İSTEDİ

Türkiye, 12 Eylül alacakaranlığına girerken 12 Eylül sabahı Konsey’in görevlendirdiği askerler siyasi parti liderlerinin kapısındaydı. Başbakan Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan evlerinden alınarak gözetim altına alındılar. MHP lideri Alparslan Türkeş için Konsey özel ekip görevlendirdi. Bu ekip Türkeş’i evinde bulunmadı Türkeş’in evine giden, direk  konseye bağlı askerler eli boş döndü. Askeri yönetim üç gün süreyle Türkeş için “teslim ol” çağrısında bulundu. Çağrılar, radyo ve televizyonda sıksık anons edildi. Millî Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren üç parti liderinin teslim olduğunu, Türkeş’in de teslim olmasını, aksi halde suçlu duruma düşeceğini ifade eden bir bildiri yayımladı. Evren ve Konsey üyeleri Türkeş’in bulunamaması üzerine tedirgin oldular ve korktular. Türkeş, 3 gün sonra teslim olur Cunta rejimi tarafından İzmir Uzunada’ya götürüldü 25 gün burada kaldı. Ardından Ankara’ya getirildi. 11 Ekim günü tutuklandı. 

12 Eylül hükümetinin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, (Temmuz 1980 tarihinde Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği görevine Müsteşarlık) getirildi.12 Eylül darbesinden sonra kurulan Bülend Ulusu hükûmetinde Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.) Kenan Evren'in Alparslan Türkeş için "Yakalayın; şayet mukavemet ederse vurun!" dediğini ve “infaz emri”verdiğini 2015 yılında bir söyleşide anlatmıştır.

Evren’in, emrindeki subaylara Türkeş’in yakalanmaması üzerine öfkelendiğini söylüyor. İlter Türkmen bunlar yaşanırken “Evren’in yanındaydım ve yaşananların şahidiyim” diyor. Türkmen,  Evren’in hedefinin Alparslan Türkeş olduğunu, onu tutuklatıp, hapse attırmak istediğini yine açıkça söylemiştir  .Kenan Evren’in Türkeş’e olan menfi tutumu Genelkurmay Başkanı olduktan sonra hep dikkat çekmiştir. Verilen bazı resepsiyonlarda, Evren ve Komuta kademesi MHP lideri Türkeş’e soğuk davranmıştır. Türkeş’i görmezlikten gelmeye çalışmışlardır.

MHP  DÜŞMANI BAŞSAVCI NURETTİN SOYER, MHP’Yİ KAPATTIRMAK İSTİYOR

Saat 02.30’du. İhtilal anonsu daha yapılmamıştı. Aynı saatlerde Bolu’daki komando tugayının Ankara’ya gönderilmiş olan taburundan bir “özel tim” Mamak Nizamiyesi’nden dışarı çıktı. Hedefi Bahçelievler’di.

MGK Genel Sekreteri Haydar Saltık ve Başsavcı Nurettin Soyer ikilisinin MHP ve Ülkücü harekete yönelik planlı ve programlı çalışmaları doğrultusunda, emirleri altındaki özel güçler devreye sokuldu ve karanlık MHP baskını böyle başlamıştı. 12 Eylül gecesi, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın bünyesinde yer alan Başsavcı Nurettin Soyer’in emriyle Pol-Derli Solcu polisler ve askerler, kanunsuz bir şekilde MHP Genel Merkezi’ni bastılar. 

 Genel Merkez’de vaktinden önce başlatılan arama Bolu Komando Tugayı’ndan gelen bir askerî timle polislerden oluşan karma bir ekip tarafından el fenerlerinin ışığı altında yürütüldü. Polislerin ekip şefi konumundaki Baş Komiser Dürüst Oktay ile Zeki Kaman MHP camiasının tanıdığı isimlerdi. Emniyet teşkilatı içerisinde solcu polislerle kurduğu Pol-Der isimli ideolojik örgütün lider kadrosu içerisinde yer alan ve tutumları nedeniyle ilgili makamlara sık sık şikâyet edilen bu polisler, Başsavcı Nurettin Soyer’in Mamak’ta kurduğu özel ekibin seçkin elemanlarıydı.

Hiçbir siyasi parti, MHP hariç, ihtilal gecesi aranmadı ve basılmadı. Ama MHP, gece saat 02.30’da asker, polis karışımı özel timler tarafından basıldı. MHP Genel Merkezi’nin baskınında başta Nurettin Soyer olmak üzere Pol-Derli Zeki Kaman ve Dürüst Oktay gibi özel tim görevlilerinin bulunması da bu baskının gerçek amacını ortaya koyuyordu

MHP Genel Merkezi’ne gece gelerek, her türlü arama ve tarama işlerini yaparak, kamuoyunda MHP’yi suçlu duruma düşürmek isteyen Nurettin Soyer’in tek amacı, milliyetçi hareketi 12 Eylül mahkemelerinde yargılamaktı. 

EVREN:  SOYER, ARKANDAYIM, İSTEDİĞİNİ YAPABİLİRSİN

Hava Hâkim Albay Nurettin Soyer, 1980 başında darbeyi planlayanlar tarafından Ankara 4. Kolordu Komutanlığı Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi Başsavcılığı’na atanır.   Nurettin Soyer, Kenan Evren’i ve Konsey üyelerini ziyaret etmiştir. Ardından onlarla toplantı yapmıştır. Konseyin, başta Türkeş olmak üzere MHP yöneticilerinin, Ülkücü kuruluşların yöneticilerinin tutuklanmaları taleplerini yerine getirecekti. Beşli çeteye, MHP aleyhine hazırladığı sahte delilleri, gerçek dışı düzmece haberleri göstermiş ve onların onayını almıştır. Evren’den cesaret alan Soyer, Konsey üyelerine “sizin desteğiniz devam ettiği müddetçe Türkeş ve arkadaşları asla cezaevinden çıkamaz.” diyordu.

Evren, Konsey üyelerinin de bulunduğu toplantıda askeri savcı Hava Albay Nurettin Soyer’e, sivil ve askeri savcılar bulmasını, üzerinde çalışması talimatını verdi. Soyer, MHP ve Ülkücü kuruluşlar davası için 20 sivil, 6 askeri savcı ile çalıştı. Bunlara verilen emir, MHP’nin kapatılması, MHP ve Ülkücü hareket mensuplarının cezalandırılması ve cezaevlerinde uzun yıllar yatmalarıydı.

12 Eylül sonrası Başbakanlık yapan emekli Oramiral Bülent Ulusu (18. Türkiye Başbakanı 21 Eylül 1980-13 Aralık 1983) Nurettin Soyer’in Konsey ile olan ilişkisini ve onlara MHP aleyhine yaptığı konuşmayı şöyle anlatmıştır:

“Savcı, Milli Güvenlik Kurulu’na yani Konsey’e MHP ile ilgili iddiaları anlatırken oradaydım, dinleyince dehşete kapıldık. Tam teşekküllü ameliyathane, cephanelikler, sandıklar dolusu silah, Genelkurmay’ı dinleyen teknik donanım vs. anlatılınca Konsey hemen dava açın dedi!”

SOYER:  EVREN VE SALTIK DESTEK VERDİ. YOKSA MHP DAVASI AÇILMAZDI.

Beşli Konsey’den aldığı güç ile Soyer ve arkadaşları MHP ve Ülkücü Kuruluşların yöneticileri başta olmak üzere ülkücüleri uyduruk senaryo,  düzmece belge ve yalancı şahitlerle tutuklamışlar zindanlara doldurmuşlardır. Askeri Savcı Soyer ve emrindeki asker-polis karışımı solcu çete, Beşli Konsey’i arkalarına alarak Mamak’ta her türlü hukuksuzluğu yapmışlardır

Evren’in maşası Nurettin Soyer, Doğu Perinçek’in yazarlarından olduğu ve Aydınlıkçılar tarafından çıkarılan, haftalık “2000’e Doğru”  dergisine,  MHP davasıyla ilgili yaptığı açıklamada, MHP Davasının açılması için en büyük desteği Kenan Evren’den gördüğünü bir kez daha itiraf etmiştir.  Yeminli Ülkücü düşmanı Soyer, 9 Ekim 1988 tarihli Perinçek’in dergisinde şunları ifade etmiştir:  “Şunu kesinlikle söyleyeyim: Ben olmasaydım MHP iddianamesi ve soruşturması çok yumuşak geçer giderdi. Onun için Türkeş Efendi bana “Komünist” diyor başka bir şey demiyor” .  Soyer, Türkeş ve arkadaşlarının idamla yargılanması için Evren- Saltık ikilisinden destek aldığını itiraf etmiştir.

SAVCI SOYER’İN ADAMI İŞKENCECİ POLİS ŞEFİ ZEKİ KAMAN:   TÜRKEŞ’İN DEFTERİNİ DÜRMEKLE MEŞGULÜZ

MHP Genel Merkezi’ne gece gelerek, her türlü arama ve tarama işlerini yaparak, kamuoyunda MHP’yi suçlu duruma düşürmek isteyen Nurettin Soyer’in tek amacı, Milliyetçi Hareket’i 12 Eylül mahkemelerinde yargılamaktı.

Direk, Kenan Evren’e bağlı Askeri savcılıkta, savcılık karakolu kurulmuştu. Bu karakolun yanında C-5 adlı işkence merkezi vardı. POL-DER’ li Polis şefleri Zeki Kaman, Dürüst Oktay burada Ülkücüler aleyhine özel çalışma yürütüyorlardı. MHP ve Ülkücü kuruluşlarla ilgili evraklar ülkücü düşmanı bu polis şefinin ve onunla birlikte çalışan polislerin elindeydi. Nurettin Soyer 12 kişiden oluşan Zeki Kaman ekibine Ülkücüleri gözaltına aldırıyor, işkence ettiriyordu. Bütün bu yaşananlar Soyer’in bilgi ve talimatıyla olmuştur.

Dönemin bir askeri yetkilisi, Savcı olmayan polis şefi, Zeki Kaman’ı Savcıların olduğu yerde görünce, “siz burada ne yapıyorsunuz? sizin burda ne işiniz var? diye sormuştu. Savcı Soyer’e ve Konsey’e güvenen Zeki Kaman ise cevaben  “Türkeş Amcanın defterini dürmekle meşgulüz” diyordu. Zeki Kaman denilen alçak bu cüreti Nurettin Soyer’den ve cunta rejiminden alıyordu. Hakim ve savcılardan olması gereken dosyalar POL-DER’li çetelerin elinde geziyordu.

MHP LİDERİ TÜRKEŞ MHP VE ÜLKÜCÜ KURULUŞLARIN YÖNETİCİLERİ TUTUKLANDI. MHP KAPATILDI. 50’BİNDEN FAZLA ÜLKÜCÜ GÖZALTINA ALINDI

12 Eylül 1980 tarihinde de darbe yapıp, yönetime el koyanlar tarafından, hareketin lideri Başbuğumuz Alparslan Türkeş, MHP ve Ülkücü kuruluşların yöneticileri dâhil 50 binden fazla ülküdaşımız, gözaltına alınmıştır. Binlercesi, uydurulan senaryo, tertip, düzmece belge ve yalancı şahitlerle haksız yere suçlanarak, tutuklanmıştır.

12 Eylül askeri müdahalesiyle, MHP ve Ülkücü kuruluşların lider kadroları başta olmak üzere on binlerce Ülkücü tutuklanmıştır. C-5, Harbiye, Hasdal gibi askeriyeye ve emniyete ait olan viranelerde işkencelerden geçirilmişlerdi.

1944 yılında Sansaryan Han’da işkencecilerin “beyin tavası” dediği tabutluk işkencelerini gördük. 12 Eylül döneminde C-5’lerde benzerlerini yaşadık. Mamak’ta C-5’te, Zincidere’de Malatya’da, Bursa’da, Eskişehir’de; Türkiye’nin dört bir yanında işkencehanelerde Ülkücüler şehit edildi. Dava arkadaşlarımızı şehit ettiler, intihar süsü verdiler. 

MUHSİN YAZICIOĞLU, C-5 ADLI İŞKENCE MERKEZİNDE İŞKENCELERDEN GEÇİRİLDİ!

12 Eylül 1980 öncesi Ülkücü gençlik hareketinin lideri olan Muhsin Yazıcıoğlu başta olmak üzere, binlerce Ülkücü, Ankara Mamak’taki 4. Kolordu Komutanlığı 28. Mekanize Piyade Tümeni içerisinde bulunan C-5 adlı işkence merkezinde  işkencelerden geçirildi.  Muhsin Başkan’ın, adına “C-5” denilen işkencehanede gördüğü işkence, 13 Şubat 1981 tarihli “ilk muayene” kaydında, ‘dirseklerinde yara, parmaklarında yanık izleri ve idrarında kan’ tespit edildi bilgisiyle yer alıyordu.

C-5 adlı işkence merkezinde işkencelerden geçirilen Ülkücüler, daha sonra A Blok’ta “kafes” denen Kenan cehenneminde dayaktan geçiriliyorlardı. C-5 ve kafesten sonra dayaklar götürüldükleri hücre ve koğuşlarda da devam ediyordu.

Soyer ve emrindeki asker-polis karışımı Solcu çete, Beşli Konsey’i arkalarına alarak Mamak’ta her türlü hukuksuzluğu yapmışlardır.  Türkiye’nin dört bir yanından Ankara Mamak Askeri Cezaevi’ne C-5 adlı özel işkence merkezine getirilen Ülkücülere, Başbuğ Türkeş ve Muhsin Başkan başta olmak üzere Ülkücü hareketin önde gelen isimlerinin aleyhine ifade vermeleri için büyük baskı ve işkenceler yaptılar. 

İŞKENCECİ RACİ TETİK GLADYONUN ELEMANIDIR

İstanbul'da TSK Çamlıca Özel Bakım Merkezi’nde uzun yıllardır saklanan, zalim, işkenceci Albay Raci Tetik hesap vermeden öldü. Tıpkı Amerika’nın “Bizim Çocukları” olan Faşist Kenan Evren’in başını çektiği “Beşli Konsey” ve Nurettin Soyer gibi sözde hukukçular vb. zulme iştirak eden birçok isimler gibi hesap vermeden bu dünyadan gitti.

“Özel Harp” elemanlarından olan işkenceci Tetik, Temmuz 1980'de Mamak Askeri Cezaevi Komutanı olarak atandı. Beşli çetenin ve NATO merkezli gladyonun özel elemanlarından olan Raci Tetik, özel yetiştirilmiş ekibi ile uzun yıllar Mamak Askeri Cezaevi’ni zulümle yönetti. Cezaevini işkencehaneye, zulümhaneye çevirdi.

Gladyo tarafından yıllarca korunan, himaye altında olan Raci Tetik, sadece Mamak Askeri Cezaevi’nin komutanı değil, o dönem Mamak’ta işkenceci biridir. 1979 – 1988 arası Ankara Mamak Askeri Cezaevi’nde binlerce siyasi yattı. İşkence görmeyen, zulüm görmeyen insan yok. Hem işkencelerde hem cezaevindeki insanlık dışı uygulamalar sonucu Ülkücü ve Devrimci birçok kişi öldürüldü, sakat kaldı, aklını ve ruh sağlığını yitirdi. Gördükleri işkenceler, zulümler sonucunda kimi içeride kimi dışarıda hayata veda etti. Yezid zihniyetli zalim Raci Tetik işkencecilerin şefiydi, Mamak’ın celladıydı, işkencecisiydi.

Diktatör Kenan Evren ve çetesinin övgülerine mazhar olmuş Raci Tetik, 12 Eylül’ün simge isimlerinden biri, ama sadece biri. 12 Eylül darbesini yapan Beşli Konsey’in yani ABD/NATO’nun “Bizim Çocuklar” dediği Amerikancı generallerin Mamak'taki adamıydı

12 Eylül darbesinden 15gün önce 28 Ağustos 1980 günü Mamak Askeri Cezaevi’nde ilk uygulama başlatıldı. Ayrı ayrı koğuşlarda kalan Ülkücüler ve Devrimciler ayrı ayrı cezaevi avlusuna çıkartılarak toplu dayaktan geçirildiler. Ardından cezaevinde fiziki işkenceler ve baskılar başladı. 12 Eylül’ün ayak seslerini ilk duyan Mamak Askeri Cezaevi’nde yatan siyasiler oldu. Darbe sonrası işkenceler sistematik hale getirildi.

İŞKENCELERLE ŞEHİT ETTİLER “İNTİHAR SÜSÜ”  VERMEYE ÇALIŞTILAR

Ülkücülerin işkence gördüğü merkezlerden biri İstanbul Harbiye'deydi. Adana Bölgesi'nin işkence merkezi Polis Okulu'ydu. Kayseri'de Zincidere adı verilen bir işkence merkezi vardı. Malatya, Bursa, Eskişehir, Sivas, Erzurum, Konya vb. yerlerde Emniyet Müdürlüğü'nün içindeki özel işkence merkezleri vardı.

Mamak’ta C-5’te, Zincidere’de Malatya’da, Bursa’da, Eskişehir’de; Türkiye’nin dört bir yanında işkencehanelerde Ülkücüler şehit edildi. Dava arkadaşlarımızı şehit ettiler intihar süsü verdiler. 12 Eylül savcıları ve 12 Eylül mahkemeleri, işkencecileri aklayarak ve onlara hiçbir şey yapmayarak ödüllendirmişler ve açıkça insanlık dışı işkenceleri teşvik etmişlerdir.

10 Kasım 1980 günü Abidinpaşa ülkücülerinden, Ankara Çubuklu 18 yaşındaki Bekir Bağ adlı ülküdaşımız; 1 Ekim 1981 günü yine Abidinpaşa ülkücülerinden Nevşehirli ülküdaşımız Hasan Alemlioğlu, Raci Tetik’in cezaevi komutanı olduğu süreçte şehit edildiler. Bekir Bağ, C-5’te işkence gördükten sonra götürüldüğü hücrede şehit düştü.

Bekir Bağ ülküdaşımızı şehit edenler arasında Zeki Kaman ve Dürüst Oktay gibi işkenceci polis şefleri de vardır. Bekir Bağ şehit edilmiş, Raci Tetik ise işkencecileri korumuş himaye altına almıştır. Cezaevi doktoru Mehmet Yıldız doktorluk yeminini çiğnemiş, intihar yönünde rapor vermiştir.

“MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”nın sanıklarından Hüseyin Kurumahmutoğlu, yine Mamak Cezaevi’nde, 14 Temmuz 1987 tarihinde şehit düştü. 21 Mart 1981 günü Aydın Demirkol, 26 Mart 1981 günü Mehmet Kazgan ülküdaşlarımız Malatya Emniyet Müdürlüğü’nde yapılan işkencelerin ardından emniyet binasından atılarak şehit edildiler. 1 Ağustos 1981 günü Cumali Şimşek, Kayseri Zincidere’de, 23 Eylül 1980 günü Rafet Demir, Bursa emniyetinde şehit edildiler. Şehit edilen ülküdaşlarımız için intihar ve hastalık raporu verdiler.

Aziz dava arkadaşlarımız Mustafa Pehlivanoğlu 7 Ekim 1980, Cevdet Karakaş 4 Haziran 1981, Fikri Arıkan 27 Mart 1982, Cengiz Baktemur 2 Mayıs 1982, Ahmet Kerse, 31 Ocak 1983, Halil Esendağ, 5 Haziran 83, ve Selçuk Duracık’da 5 Haziran 1983 tarihinde   darağaçlarında  Şehitlik mertebesine ulaştılar. 

 Bu aziz millet kendisine hizmet edenleri, şehitlerini, kahramanlarını asla unutmaz. Tüm şehitlerimizin ruhları şad mekanları cennet olsun.  Yolumuz, Allah yolunda şehit düşenlerin yoludur.

MHP VE ÜLKÜCÜ DÜŞMANI SAVCI NURETTİN SOYER, 220 ÜLKÜCÜNÜN İDAMINI İSTEDİ

1978 Aralık ayında meydana gelen Kahramanmaraş olaylarından sonra 13 ilde Sıkıyönetim ilan edildi İktidarda olan CHP bu özel dönemde görev yapacak hakim ve savcılar için özel çalışma yürüttü. CHP’li Milli Savunma Bakanı Hasan Esat Işık bu iş için Müşaviri  solcu Bnb.Askeri  Hakim  Olcay Mis’i görevlendirdi. Sosyal demokrat-sosyalist- marksist görüşlere sahip kim varsa sıkıyönetimin yargı kadrosu yapıldı. Nurettin Soyer bunlardan biriydi. Dönemin Ankara Sıkıyönetim Komutanı Müfrit MHP karşıtı olan NihatÖzer kendisi gibi MHP ve Ülkücü düşmanı Soyer’i vakit geçirmeden başsavcı yaptı. 

‘MHP ve Ülkücü kuruluşlar davası’ ile 3 Mayıs 1944 olayları nedeniyle yapılan yargılamalar arasında büyük bir benzerlik vardı. 1944 yılının ardından 37 yıl geçtikten sonra 19 Ağustos 1981’de Mamak’ta yapılan ilk mahkemede milliyetçiler yine benzer iddialarla suçlanmıştı.

1944 yılında Türk milliyetçilerine kumpas kurdular. İddianameyi, Çankaya Köşkü’nde hazırladılar. 12 Eylül 1980 sonrası açılan “MHP ve Ülkücü kuruluşlar davası”nın askeri savcısı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyer de MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın iddianame dedikleri iftiranameyi  Genelkurmay Karargahı’nda, ordu içindeki mezhepçi “Saltık Çalışma Grubu” ile birlikte hazırlamıştır.

12 Eylül 1980 sonrası açılan MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nın iddianamesini de askeri savcı, Ülkücü düşmanı Nurettin Soyer Genelkurmay karargâhında, ordu içindeki mezhepçi “Saltık Çalışma Grubu” ile birlikte hazırlamıştı.  Türk mahkemelerinde, Türk milliyetçileri yargılanmaya kalkışıldı.29 Nisan 1981 tarihinde 945 sayfalık bir iddianame ile başlayan davada milliyetçi hareketin lideri Alparslan Türkeş ve Ülkücü gençlik lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu 220 Ülkücünün idamı istenmiştir.587 sanıklı,   MHP ve ülkücü kuruluşlar davası iddianamesinin hazırlanması yedi ay on gün sürdü. Mütalaası bir yılda tamamlandı. 

CUNTA  REJİMİNİN  VE BEŞİNCİ KOL ÇEVRELERİN ADAMI : NURETTİN SOYER

Dünyanın en insafsız, hukuktan en nasipsiz savcısı Nurettin Soyer, iddianame adlı itirafnameyi yazarken yardımcılarından biri Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu idi. Savcı Soyer, Uğur Mumcu gibi bazı solcu yazar ve gazetecilerle görüşüyor, onlardan MHP ve Ülkücüler aleyhine neler yapabilirizi  konuşuyordu.

MHP aleyhine yapılan haber ve yazı dizileri, 12 Eylül rejiminin dört elle sarıldığı malzemeler olmuştur.  12 Eylül 1980 sonrası açılan MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında dönemin savcıları ve 12 Eylül darbecilerinin yayınladığı “Anarşi raporlarında” kaynak olarak Aydınlık gazetesi, TİKP’in basın bültenleri ve diğer dönemin Solcu gazete ve dergilerinden faydalanılmıştır.

Bu iddianame hukukun rafa kaldırıldığı ideolojik bir rezalettir. İddianamede anlaşılmaz bir pervasızlıkla, kaynak belirtmeye bile gerek görülmeden bir Marksist’in eserinden satır satır alıntılar yapılmıştır. Böylelikle hukukî bir metin olma mecburiyeti bir tarafa bırakılarak, ideolojik bir suçlamaya dönüşen iddianame, MHP yöneticileri tarafından şiddetle eleştirildi. İddianamenin tutarsızlığı belgelerle, tarihî olaylarla ortaya konuldu.

Darbeden hemen sonra bazı gazetelerde, “İyi ki 12 Eylül olmuş. Yoksa MHP, Türkiye’de büyük bir darbe ve katliam yapacaktı” haberleri çıkmıştı. Bu haberin arkasında, MHP aleyhine bilgilerin sızdırılmasında, yazdırılmasında, Cuntanın infaz aparatı Nurettin Soyer’in parmağı vardı.

TÜRKEŞ:  BU BİR İDDİANAME DEĞİL İFTİRANAMEDİR

1944 yılında Çankaya Köşkü’nde, 12 Eylül sonrası Beşli Konsey-Evren-Saltık çalışma merkezinde Türk milliyetçilerine kumpaslar kurdular. Milliyetçi hareketin lideri Türkeş, bir ABD/NATO projesi olan 12 Eylül darbesine eğilmedi, küresel diktatör ABD’nin “Bizim Çocuklar” dediği “Beşli Çete”ye, cuntanın mahkemelerinde meydan okudu,

 Cunta Mahkemesi  üç kişiden oluşuyordu. Başkan Hava Albay İrfan Yücesan, duruşma Hâkimi Albay Vural Özenirler, Hv. Hâkim Yzb. Fahir Kayacan’dan oluşuyordu. Mamak mahkemesinde ilk sırada olan MHP lideri Alparslan Türkeş, yazmış olduğu kitaplarla kürsüye yürümüştür. Savcılık, iddianamede Türkeş’in kitaplarını tamamen çarpıtmış, alttan bir üsten bir kelime alıp birbirine katmış, suç delili olarak kullanmıştı. Türkeş savcının alıntı yaptığı kitapların sayfalarından savcının iddialarını, çarpıtmalarını tek tek çürütmüştü. Bu arada iddia makamını teşkil eden Hv. Hâkim Albay Nurettin Soyer, sesini çıkaramıyordu.

 Milliyetçi Hareketin lideri  Türkeş mahkemelerin başladığı ilk günden itibaren iddia makamını,savcıları( Savcıların baş Soyer’i) en ağır bir dille eleştirdi. Mamak mahkemesinde  tarihi bir olay yaşanmıştır.  Diktatörün adamı , Konseyin Savcısı,  sol çevrelerin  yere göğe sığdıramadığı ve ülkücülere yaptığı zulümlerden dolayı alkışladığı sahip çıktıkları   Savcı  Nuretttin Soyer iftiralarla dolu iddianameyi okurken  Başbuğ Türkeş  “Biz 945 sayfalık ,baştan aşağı yalan ve iftira ile dolu olan bu iddianame ile idam istenerek buraya getirildik.” Ve  945 sayfalık iddianameyi eli ile havaya kaldırıp gür sesi ile haykırdı:“ BU BİR İDDİANAME DEĞİL,İFTİRANAMEDİR!..”

Başbuğ Türkeş,  Masa başında hazırlanan yalanlarla, iftiralarla dolu 945 sayfalık düzmece iddianameyi, Mamak mahkemelerinde     suratlarına fırlatarak   Cunta rejimine meydan okumuştur.  Başbuğumuz Türkeş ne savcılık sorgusunda ne mahkemelerde başını öne eğmedi. Mahkemede iddianame denen iftiranameyi  defalarca kaldırıp heyete karşı salladı ve kürsüye vurdu.

ÜLKÜCÜLER CUNTA REJİMİNE İSTİKLAL MARŞI’YLA CEVAP VERDİ

Türk ve dünya kamuoyunun yakından takip ettiği MHP Ülkücü kuruluşlar davası, 19 Ağustos 1981 günü Mamak Cezaevi’nde bulunan bir askeri mahkemede başladı. İlk duruşma başlarken fevkalade anlamlı bir olay yaşandı.

Mahkeme başlamadan evvel MHP ve Ülkücü kuruluşlar davasında yargılanan Ülkücüler, ABD uşağı12 Eylülcülere tarihi bir ders vermek amacıyla bir plan yaptılar. Planın mimarı Muhsin Yazıcıoğlu’ydu. Muhsin Başkan 12 Eylül cuntasının bütün zulümlerine karşı Ülkücülerin ayakta ve dimdik olduğunu göstermek için mahkeme salonuna gelirken bütün Ülkücülere bir mesaj gönderdi: “İstiklal Marşı” okunacaktı.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun mesajı anında salonda herkese ulaştı. Başbuğ Türkeş salona girdikten hemen sonra herkes ayağa kalktı, Başta hareketin lideri Türkeş olmak üzere bütün Ülkücüler, avukatlar ve duruşmayı izlemeye gelen aileler dahil herkes, hep beraber İstiklal Marşı’nı söylüyordu.

Mahkeme heyeti ve savcılar, donakaldı. Şaşkınlıkla birbirlerine bakmışlar, mecburen hepsi hazır ola geçmişti. Hep bir ağızdan İstiklal Marşı okumaya başladılar. O an müthiş bir andı. Herkes apışıp kalmıştı, böyle hareketi beklemeyen Mamak Hapishane Müdürü Albay Raci Tetik komaya girmişti. Hakimler ve savcılar şaşkın, askerler donmuş kalmışlardı. O gün mahkeme salonunda yükselen İstiklal Marşı ertesi gün Türkiye’nin gündemine oturmuştu.

12 Eylülcüler hemen basına sansür uygulayarak davayla ilgili haberlerin yayınlanmasına izin vermediler. Haberleri görevlendirdikleri askerlerle kontrol etmeye başladılar. İstiklal Marşı olayından sonra Ülkücüler, İstiklal Marşı’nı söyledikleri için cezaevinde toplu olarak dayak yemişlerdi, ama seslerini her yere duyurmuşlardı. Askeri rejim ülkücülerin bu gövde gösterisi karşısında ilk duruşmadan sonra mahkûm sevkiyatındaki koşulları iyice sıklaştırmıştı.

MHP bir milli duruşu, milli şuuru ve milli tavrı temsil ediyordu. Tarih şâhittir ki ülkücüler, 12 Eylül'e boyun eğmediler. Mamak mahkemelerinde Türk milliyetçileri ‘hak, hukuk, adalet’ diyerek tarih yazmışlardır,  destan yazmışlardır.

Biz ülkücüler her yerde “kahrolsun darbeciler, cuntalar, kahrolsun dikta rejimleri, diktatörler demeye devam ediyoruz,  etmeye de devam edeceğiz.” 

DİKTATÖR’ÜN CENAZESİNE BİR AVUÇ İŞBİRLİKÇİ, TÜRKEŞ VE YAZICIOĞLU’NUN CENAZESİNE MİLYONLAR KATILDI

NATO’nun çift şapkalı generali, Teksaslı kovboy Bernard Rogers’in yakın dostu, Pentagon’un en büyük işbirlikçisi, 12 Eylül cuntasının şefi, katil, diktatör Kenan Evren, 9 Mayıs 2015 günü bu dünyadan hesap veremeden gitmiştir. Kenan Evren’in cenazesi diktatörleri örnek alanlara, onlara özenenlere ibret olsun! Katil Evren, musalla taşında tek başınaydı. Yanında sadece ikbal günlerinde beraber olduğu bir avuç yardakçısı vardı. Cenazede millet yoktu. Devlet ise milletin tepkisinden çekinmişti. Kenan Evren, eceliyle öldü. Kenan Evren’in ölümüne üç beş yandaşı dışında kimse üzülmedi. Milletimiz sadece bu dünyada yaptıklarının hesabını vermeden gittiğine üzüldü.

Devlet başkanlığı döneminde bir milyona yakın insanın işkenceden geçmesini, yüzlercesinin işkencede katledilmesini ve 50 kişinin idamını onaylayan diktatör Kenan Evren, Türkiye’ye tam bir cehennem yaşattı. Devlet tören yapsa da diktatör Evren’in durumu değişmeyecektir. Yüz binlerce insanın ‘ah’ını üzerinde bulunduran birine devlet töreni yapılması, 12 Eylül rejiminin devam ettiğini gösterir.

12 Eylül darbesine övgüler dizen kartel medyasının, Evren öldükten sonra arkasından “kötü bilirdik” demesi, tam bir takiyyedir. Hepsi, yıllarca diktatöre ve onun kanlı rejimine sahip çıkmışlardır. Kenan Evren, 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin cunta şefi olarak Türkiye’nin en kanlı dönemine imza atmış, eline halkın kanı bulaşmış, Amerikan emperyalizmine son nefesine kadar hizmet etmiş bir caniydi. 

ABD uşağı Kenan Evren ,  Cunta rejiminin korumasındaki zalim ,yezid  ruhlu Raci Tetik   Cunta rejiminin savcısı Nurettin Soyer vb. hesap vermeden öldüler.  Zulüm hiçbir zaman pâyidâr olmaz, sonu zevâldir. Zulmü yapan kim olursa olsun cezasını çeker.  Cenâb-ı Hak: “Muhakkak ki, zâlimler iflâh olmaz” buyurur. Zâlimlerin sonu helâk olmaktır. Târih zulümleri sebebiyle helâk edilen insan ve toplumlar mezarlığı hâlindedir. Ahirette zalimler zifirî karanlıklar içinde kalacaklar, çevrelerini göremeyeceklerdir. Zifirî karanlıklar içinde kalmak onlara büyük bir sıkıntı ve işkence verecektir.

Diktatörlerde  firavunlar da, krallar da, kraliçeler de ölür ve kan kusturdukları mazlumların hesabını zerresine kadar verecekler. Kenan Evren ve onun gibi zalimlerin  gideceği yer  cehennemdir. ilâ-cehenneme zümerâ, . Ateşleri bol  olsun , Darısı Cümle çağdaş diktatörlere,  firavunlara,  zalim Esad  , zalim Şi Çinping ve  şürekâsına”.

ABD/NATO işbirlikçisi cunta rejimi tarafından tutuklanan, idamları istenen, uzun yıllar cezaevinde yatan iki büyük lider; Başbuğ Alparslan Türkeş’in ve şehit lider Muhsin Başkan’ın cenaze törenine yüzbinler, milyonlar katılmıştır. Milletimiz iki büyük lideri dualarla, tekbirlerle, sevgi seli ile sonsuzluğun sahibine uğurlamışlardır. Kenan Evren gibi diktatörler, yalnız ölür. Nefretle anılırlar. Milletine, devletine, vatanına, davasına hizmet etmiş; milletin inanç ve değerlerine bağlı milletin adamlarına, millet önderlerine ise aziz millet sahip çıkar, bağrına basar ve onları daima rahmetle, minnetle  saygıyla anar.

Buhranlı ve zor dönemlerde Türk milletine istikamet veren, yol gösteren iki büyük lideri, rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş’i şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nu  tüm şehitlerimizi   ve Hakk’a yürüyen aziz dava ve yol arkadaşlarımızı rahmetle, minnetle, saygıyla, sevgiyle anıyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun. Onları asla unutmadık ve unutmayacağız. Bu aziz millet, kendisine hizmet edenleri, şehitlerini, kahramanlarını asla unutmaz.

(“İLA CEHENNEME ZÜMERA” AYETİNİN AÇIKLAMASI

 ‘Gerçekleri inkâr etmiş olanlar gruplar halinde cehenneme sevkedilecek; nihayet oraya vardıklarında cehennemin kapıları açılacak; bekçileri onlara, “İçinizden, size rabbinizin âyetlerini okuyup duyuran ve böyle bir günle karşılaşacağınızı bildirerek sizi uyaran bir elçi gelmedi mi?” diye soracak; onlar da “Evet geldi” diyecekler. Ama inkârcılar için artık azap hükmü kesinleşmiştir’. ‘Onlara, “İçinde ebedî olarak kalacağınız cehennemin kapılarından girin içeri!” denilecek. (Vaktiyle) ululuk taslamış olanların kalacağı (bu) yer ne kötü!’. Zümer Suresi, 71-72