BİST

0,00

%0,00

Dolar

0,00

%0,00

Euro

0,00

%0,00

Altın

0,00

%0,00

Gündem
Bir Cenaze ve Bayram Namazı ile Usûl
22.06.2018 10:53
Kavramların aklımızda ve kalbimizde teker teker karşılıklarının bozulmaya devam ettiği fetret dönemleri yaşıyoruz uzun bir süredir.

Bir taraftan kazandığımızı ve üstüne bir şeyler koyduğumuzu düşündüğümüz konular. Diğer tarafta kültür ve medeniyet dünyamıza ait bir bir yok olan mekânlar, yapılar, kavramlar, gelenek ve usûller.

Restorasyonu yapılan ve yeniden hizmete açılan Fatih Camiinin avlusunda kesilen ağaçlar mesela.

Sonra ünlü bir iş adamı vefat ettiğinde cemaat güneşten etkilenmesin diye getirilen seyyar klimalı branda çadır.

Tam bir sakillik.

Bir de kötü bir Medine kopyası şemsiye çadır var aynı avluda.

Güneşte cayır cayır yanan ve parlayan bir avlu Kerbela gibi.

Aynı avluda yaklaşık 20 gün önce kılınan bir cenaze namazı var bir de.

İki merhum da profesör. İkisi de kendince çok hizmet etmişler.

Hoca cenaze namazını kıldırdıktan sonra soruyor cemaate “falanca hoca efendi ile filan profesörü nasıl bilirdiniz hali hayatlarında”

Dikkatinizi çekerim. İkisini aynı anda ve tek soruyla.

Oysa beyanlar, hesaplar ve tanıklıklar tek tek.

Sonra biri Edirnekapı'da Sakızağacı Şehitliğine, diğeri Fatih Camii Haziresine.

Bu kadar kolay olmamalı bazı şeyler.

Ya da bu kadar mı uzaklaştık gelenekten.

Yapılan bir sürü yanlıştan sonra nasıl unutur ve üstüne yeni bir hata ekleriz. Onulmaz bir şekilde.

Sonra Süleymaniye'de bir bayram namazı.

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye`de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi

Yahya Kemal Beyatlı'nın o güzel şiirini hissetmek, geleceğe bir miras bırakmak, yaşaması gereken bir geleneği devam ettirmek, bir bayram sabahının feyzinden ve bereketinden istifade etmek için evladımla birlikte Süleymaniye Camiine bayram namazına gittik.

İçim bir yandan coşkuyla dolu.

Diğer taraftan arabayla gelmek zorunda kaldığım ve 25 yıllık meslek hayatımın tamamını kapsayan ve bir türlü ihya edip ayağa kaldıramadığımız Süleymaniye semti.

Hani binlerce ahşap evin bulunduğu, gönlümüzün, aklımızın, inancımızın, gelenek ve kültürümüzün arşivi, kütüphanesi, kaynağı, çözüm noktası.

Her taşı, tahtası, tuğlası, kiremidi, oluğu, cumbası, saçağı, kilidi ile ihya edilmeyi bekleyen zavallı Süleymaniye semti.

Dönüşte kendilerini bulamayacağımızı bildiğim otopark eşkıyasına 10 TL otopark parası verdikten sonra yürüyerek o güzel mabede varıyoruz.

Süleymaniye

Heybetini yaklaştıkça gizliyor ve tevazuyla bizi karşılıyor.

İçeriye girince yine aynı hoca kürsüde vaaz ediyor.

Kötü bir seslendirme. Dediğinin yarısı anlaşılmıyor maalesef.

Oysa 450 yıl önce o kürsüden hoparlör olmadan vaaz ediyordu zamanın uleması.

Cemaat kürsüye doğru yönlenmiş ve saf düzeninde değil doğal olarak.

Sonra vakit geliyor ve hoca kürsüden indikten sonra hiçbir saf düzenleme uyarısı olmadan bir dakika içinde “Allahuekber”

Cemaatten uyarılar var “hocam safları ayarlayın”

Müezzinler mahfilden görüyor. Hocayı uyarmıyorlar.

Mihrap bu kadar zayıf olamaz.

Namaz başladı bile.

Şoktayım. Oğlum safın arasında kaldı. Ben saftayım. Burası Süleymaniye. Şeyhülislamlık hemen arkamızda. Ön tarafımızda Kanuni yatıyor. Diğer büyükler hazirede.

Müezzinler, münadiler nerede. Payitahtın en önemli camisindeyiz. Sarayı Atik yanımızda. Yedi tepenin birindeyiz.

Hemen onu safa sokuyorum ve saftan çıkıyorum.

Nasıl olsa yer bulurum, arkaya doğru açılır, bir yandan tekbirler duyuluyor “Allahuekber”

Kaç saf arkaya gittiğimi hatırlamıyorum. En sonunda yerde oturarak namaz kılan birinin olduğu yerde namaza duruyorum. Yanımda üç kişi daha. Onların durumu daha kötü. Nasıl secde ettiler bilmiyorum.

Aynı şekilde namaz kılan yüzlerce insan vardı o anda.

Kırılıyorum, tüm şevkim gidiyor.

Neden?

Nasıl?

Niye?

Hani her şeyin usulünü ortaya koyan bir medeniyetin evladı değil miyiz?

Nedir bu dağınıklık?

Ne olur kendimize gelelim.

Fena dağılıyoruz.

Ağaçlar kesilirse, hocalar safları düzeltmezse, münadiler seslenmezse, hesap verilemezse, gelenek ihya edilemezse işimiz zor.

Allah'ım ne olur saflarımızı düzelt ve bizi doğru yoldan ayırma.
  • 11:22

    Virüs İle Mücadelenin Türk Tarihinde İbn-i Sina Dönemi

  • 13:04

    Büyük Dava Adamı Muhsin Yazıcıoğlu'nu Ölüm Yıl Dönümünde Rahmet ve Özlemle Anıyoruz

  • 09:43

    Çanakkale Zaferinin 105. Yıl Dönümü

  • 13:58

    Sağlık Bakanlığı'nın Çabaları Taktire Şayan

  • 12:57

    Diyanet'ten Açıklama: Cemaatle Namaz Kılmaya Ara Verildi

  • 10:27

    300 İtalyan Doktordan Korona Virüsle İlgili Açık Mektup

  • 09:49

    Prof. Dr. Atilla Bitigen'den Hipertonsiyon İlaçlarının Virüse Etkisi Hakkında Bilgilendirme

  • 09:06

    Tıp Bayramı Kutlu Olsun

  • 12:10

    12 Mart 1918 Erzurum'un Kurtuluşu

  • 12:05

    İstiklal Marşı'nın Kabulünün Yıl Dönümü Kutlu Olsun