Piyasalar

Yaşadığımız Seçimler Veya Fetih Toplumu Olmak

Punto:

İstanbul'un Fethinin 470. yılını kutladığımız şu günlerde, ülkemiz ve milletimiz için son derece önemli bir seçim süreci yaşadık. 
Öncelikle seçimde başarı gösteren, Cumhur İttifakını ve yeniden seçilme başarısını gösteren Cumhurbaşkanımızı tebrik ediyor, seçim sonuçlarının vatanımıza, milletimize, devletimize, Türk ve İslam Coğrafyasına hayırlara vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.
Maalesef istenmeyen olayların yaşandığı hüzün dolu bir seçim dönemi geçirdik. Şahit olduğumuz olaylar karşısında, "biz ne ara bu hale geldik?" sorusunu kendimize defalarca sorduk. 
80 öncesini, yaşları müsait olan veya o dönemi yaşayanlardan dinleyen okurlarım hatırlayacaklar. O, kan ve gözyaşının dinmediği günlerde, adına üst akıl diyelim, emperyal güçler diyelim, beynelmilel Siyonizm diyelim, insanımızı, sağcı-solcu, Alevi-Sünni, Türk-Kürt diye bölüp -parçalamış kardeş kavgası neticesinde beş bin gencimizi toprağa vermiştik. 
Bu seçimlerde gördük ki, farklı adlar adı altında, aynı güçler; aynı duyguya, aynı düşünceye, aynı ideale, aynı inanca sahip olan insanımızı öyle karşı karşıya getirdiler ki, bir kısım vatandaşlarımız bu ülkenin, bu milletin ebedi düşmanları ile kol kola, omuz omuza gelip birlikte kardeşlerine karşı mücadele ettiklerini gördük. Geçmişte olanları yaşayan, bilen bir kardeşiniz olarak, ülkemin ve milletimin geleceğine dair ciddi endişelerim oluştu.
Kardeş kavgasının, sosyal medya dediğimiz, bilgi kirliliğinin had safhada olduğu mecradan, fiili eyleme dökülmemesi en büyük tesellimiz oldu. 
Şimdi seçim bitti sıra, ailemize, evlatlarımıza, inanç ve değerlerimize, içinde bulunduğumuz topluma karşı sorumluluklarımızdan dolayı şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı…
Kendimizi sorgulayalım! Nasıl bu hale geldik? Nasıl oldu da dün inandığımız değerler uğruna mücadele ettiğimiz insanlarla bugün birlikte olabildik? Ne uğruna, ne adına, kim veya kimler için?
Bizler fetih toplumunun ruhunu, anlayışını, nasıl olmamız gerektiği konusunda gençlerimize örnek olup, yeni bir medeniyetin inşası konusunda onları yetiştirmemiz gerekirken, biz neler yaptık, yapmaya devam ediyoruz?
Gençlerimize, 470. yılını kutladığımız İstanbul'un Fethi konusunda, fetih toplumunun, en büyük karakteristik özelliğini, “ karanlıktan aydınlığa çıkartan bir toplum” olduğundan gençlerimize hiç bahsettik mi? Veya  “Fetih Toplumu” deyince ne anlamamız gerektiğini anlattık mı?
Düşmanın lütufları ile değil ancak kendi gayret ve azmimizle, unutulmaya başlanılan kültür ve değerlerimizi, medeniyetimizi yaşanır hale getireceğimizi söyledik mi?
Siyasi ihtiraslarımız uğruna, bilerek veya bilmeyerek, toplumu kamplaştırdığımızı, iktidarı ele geçirmek uğuruna kimlerle işbirliği yapma gafletine düştüğümüzü, gençlerimize, ailemize, bizi seven, bize inanan insanlara nasıl anlatacağımızı düşündük mü?
Kendi insanını aşağılayan, hor gören, her türlü hakarette bulunan insanlara destek vermenin vebalini hiç aklımıza getirebildik mi?
Fetih hadisesini, fetih toplumunu bir düşünelim o zaman. Sonra da seçimlerde ne yaptığımızı kimlerle neden, hangi çıkar ve menfaatler doğrultusunda birlikte olduğumuzu düşünüp, doğruya da yanlışa da yine biz karar verelim. 
Fetih hadisesi, sadece bir kalenin, bir şehrin fethi miydi yoksa İslam'ın özünü oluşturan cihadı yaşama arzusu mu? Veya fetih, insanların, Allah'ı, O'nun Peygamberini, dinini, kitabını öğrenme gayreti konusunda yapılmış kutlu bir cihat mıydı, gönülleri fethetmek, gönül köprüsü kurmak mıydı?
Hangi ruh, anlayış, davranış ve düşünceyle, Ortodoks Patriği, "Katolik külahı görmektense,  Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz" dedi. Gerçek fütuhat, manevi cihat, fetih toplumu olmak bunu söyletebilmek değil mi? Yaşattığımız adalet, kültür, medeniyet ve insani değerlere verdiğimiz önem, insanların gönlünde taht kuran bizi, dünyanın süper gücü yapmadı mı?
Fetih toplumu; ahlaki ve ulvi değerleri gaye edinmiş, her türlü maddi çıkar ve endişelerden uzak, insani ve İslami değerlere önem veren, yüksek fazilet ve erdemli insanlardan oluşan, dini ve devleti için bütün varlığını seferber eden, fütuhat erlerinden oluşan bir toplum değil miydi de Batı’nın kültür ve ahlaki değerlerini alıp yaşar hale geldik veya getirildik?
Bu gün gençlerimize, fetih toplumunu, tarihi ve kültürel mirasımızı, dini ve milli değerlerimizi anlatmak, korumak ve yaşatmayı göstermek bizim milli ve tarihi bir görevimizdir.
Fatih Sultan Mehmet Han'ın idealleri, inançları, değerleri, tarihi ve kültürel birikimi neden bizim gençlerimizde yok? Bunun sorumlusu sen, ben, biz değil miyiz? Fatihin ideallerinin düşmanları ile kol kola, omuz omuza olarak kime karşı mücadele ettiğimizin farkında mıyız? 
Milletlerin kaderini belirleyen, yönlendiren önemli olaylar vardır. İstanbul'un Fethi nasıl ki bir çağ açıp bir çağ kapatmışsa, Fatih'in torunları olan bizler neden aynı şeyi yapmak için mücadele etmek, bu uğurda cihadın her türlüsünü gerçekleştirmek yerine, tam tersini yani milleti karanlığa sürükleyen insanlara destek verdiğimizi bir düşünelim.
Hangi gerekçe, yıllarca inandığımız değerlere düşman olan toplulukla birlikte olmamızı sağladı? Fatih Sultan Mehmet Han, 29 Mayıs 1453 İstanbul'un Fethi ile birlikte bin yıllık zulme son vermiştir. Bu olay dünya ve Türk Tarihinin en önemli olaylarından biri olmasına rağmen, bizim fetih ruhunu gençlerimize anlatmamız gerekirken, tam tersine, "zulüm 1453 de başladı" diyenlerle birlikte olmamızın hiçbir izahı olamaz. 
Selçuklular da, Osmanlılar da birer fetih toplumudur. Bize düşen kutlu nesiller yetiştirerek, bu günkü neslimizi, "Fetih Toplumu" haline getirmektir. O ruhu yaşamak, yaşatmak, hayat haline getirmek bizim asli görevimizdir. 
 

BİZİ BÖLMELERİNE, PARÇALAMALARINA, YUTMALARINA İZİN VERMEYELİM. KUTLU ÇAĞIN YOLCULARI OLMAK, O KUTLU YOLDA YÜRÜMEK İÇİN, FETHİN RUHUNU KAVRAYIP, FETİH TOPLUMU OLMAK İÇİN MÜCADELE ETMEK SELAM VE DUASIYLA…
 

İsmet Taş – İç Anadolu Birliği Genel Başkanı
Dünya Muhabirler Birliği Türkiye Başkanı