Geldiğimiz nokta uyuşturucuyla mücadelede başarısız olduğumuzu gösteriyor. İşin kötü tarafı örnek alabileceğimiz başarılı olmuş bir ülkede yok. Aksine havlu atan ülkeler var. Hafif uyuşturucuları serbest bırakan, şırıngayla alınanlar dışındaki bütün uyuşturucuları yasallaştıran hatta müptelalara bedava uyuşturucu veren devletler var. Marihuana ve esrar ekimine izin verenler cabası.
Ne kadar vatandaşımızın uyuşturucu kullandığını bilmiyoruz. Ulusal kaynakları esas alırsak, 2,5 milyon müptela olduğunu kabul edebiliriz. Uluslararası Uyuşturucuyla Mücadele Federasyonunun verilerine göre 15 milyon vatandaşımız hayatında en az bir kere uyuşturucu kullanmış. Bu rakam bir yıl önce 10 milyonmuş.
Uyuşturucuya başlama yaşı 12’ye düşmüş. Ama gençlerin çoğu 15-18 yaş arasında ilk kez uyuşturucu kullanıyorlar. Uyuşturucuya genelde arkadaş tavsiyesi üzerine, meraktan, denemek saikiyle, ‘’bir kereden bir şey olmaz’’ düşüncesiyle başlanıyor. Ailelerin %90’dan fazlası, evlatlarının uyuşturucu kullandığını, çocukları müptela olduktan, yani iş işten geçtikten sonra fark ediyor.
Cezaevlerinde yüz elli bine yakın, uyuşturucudan ya ceza almış ya da tutuklu vatandaşımız var. İki yüz binden fazla vatandaşımız suçlu bulunmuş ama cezaları ertelendiğinden veya denetimli serbestlik nedeniyle serbestler. Beş yüz binden fazla vatandaşımız ise tutuksuz yargılanıyor.
Bu giderek büyüyen ve milletimizin geleceğini tehdit eden sorunu mevcut tedbirlerle çözemeyeceğimiz ortada. Daha sert tedbirler almalı ve aldığımız tedbirleri tavizsiz uygulamalıyız.
İlk yapmamız gereken, 8. Sınıftan üniversite son sınıfa kadar bütün öğrencilere, altı aylık periyotlarla saç, idrar, tırnak ve kandan alınan numunelerle, uyuşturucu testleri yapma mecburiyeti getirmek. Bu testler zor, pahalı ve zaman alan testler değiller. Devlet, şehir ve üniversite hastaneleri görevlendirilmeli, gezici sağlık ekipleri kurulmalı. Özel sektöre ve kamuya işe girişte ve çalışıyorken altı ayda bir uyuşturucu testi yaptırmak zorunlu olmalı. Cezaevindeki ve ordudaki bütün vatandaşlarda düzenli olarak uyuşturucu testi yaptırmalı. Testi olmayanlar KPS’ ye girememeli, ehliyet ve işsizlik maaşı alamamalı. Yurtdışına çıkamamalı.
Sadece bu önlemi aldığımızda gençlerin büyük çoğunluğunun uyuşturucuya başlamasını önleriz. Çok az genç testlerde çıkacağını bile bile uyuşturucu kullanır. Müptelalar testlerde çıkmayan veya çıkmama ihtimali yüksek olan uyuşturucu türlerine yönelecektir. Saçlarını kazıtmak gibi tedbirlere başvuracaklardır. Uyuşturucu profesörleri testlerde kullanıldığı anlaşılmayan uyuşturucular üreteceklerdir. Bu nedenle hem testleri sürekli geliştirmeliyiz hem de insanlığın bu konuda ki tecrübesinden yararlanarak test çeşitliliği sağlamalıyız. Uyuşturucu üretip, satmak çok karlı olduğundan bu mücadelenin ilanihaye süreceğini kabul etmeliyiz.
Bu uygulamayı özel hayatın kısıtlanması ve insan haklarına müdahale olarak görenler olabilir. Ama uyuşturucu sorununu çözmek istiyorsak başka alternatifimiz yok. Bu yöntemin çok maliyetli olacağı söylenebilir. Bilakis alternatif maliyetler, yani yüzbinlerce müptelayı uyuşturucudan kurtarmak için harcanan para, iş gücü kaybı, yıkılan aileler, işlenen suçlar, cezaevi ve yargılama giderleri gibi kalemler düşünüldüğünde bu yöntemin maliyetinin düşük olacağı kesindir. Eğer yerli test geliştirebilirsek maliyet daha da düşer.
Uyuşturucu satıcıları geleneksel lonca sistemiyle çalışıyorlar. Diyelim ki iki yüz tane düzenli müşterisi olan bir torbacı tutuklandı. Onun müşterilerini aynı barona bağlı olan diğer torbacılar bölüşüyorlar. Karın bir kısmı torbacılarda kalıyor ama daha büyük kısmı cezaevindeki torbacıya ve ailesine gidiyor. Torbacı hapishanede sıkıntı çekmediği gibi tahliye olduğunda tezgahı dağılmamış oluyor. Bu sisteme bir giren hem geliri yüksek olduğundan hem de dayanışma nedeniyle sıkıntı yaşamadığından bir daha çıkamıyor. Lonca sistemi baronlarda da geçerli.
Uyuşturucuyla mücadele de başarılı olmak için bu çarkı bozmalıyız. Uyuşturucu kullanmanın, satmanın, yer temin etmenin, üretmenin ve taşımanın cezası ağırlaştırılmalı. Torbacıya müebbet, barona ve üreticiye ağırlaştırılmış müebbet verilmeli. Uyuşturucu şebekeleri narko-terör örgütü olarak tanımlanmalı. İtirafçı olan ve örgütü çökertecek bilgiler veren kullanıcılara ve torbacılara ceza indirimi uygulanmalı. Uyuşturucu üretenlerin ve satanların mal varlıklarına el koyulmalı.
Ülkemize gelen uyuşturucunun çoğu deniz yoluyla geliyor. Bu nedenle sahillerde ve limanlarda konuşlanacak uyuşturucu polisi kurmalıyız. Polislere ve diğer ilgililere yakalanan uyuşturucunun bedeli üzerinden prim vermeliyiz. Polislerimizin şüphelendikleri deniz araçlarını kara sularımızdayken füzelerle vurma hakkı olmalı. Bu yargısız infaz diyeceksiniz. Evet öyle. Ama sert önlemler almazsak sonuç alamayız. Bu yöntemler benimsendiğinde baronlar Türk bile olsalar cezaların daha hafif olduğu ülkelere yöneleceklerdir.
Uyuşturucu bağımlıları da torbacılar gibi cezaevinde ıslah olmuyorlar. Maddi imkanları olanlar uyuşturucu temin edip kullanmaya devam ediyor. Bu nedenle müptelaları klasik cezaevlerine koymak hiçbir işe yaramıyor. Ya ada gibi izole yerlerde, müptelaların eğitimlerine online devam ettikleri, spor yapabildikleri ve hobilerini geliştirdikleri, onları doktorların ve psikologların gözetiminde uyuşturucudan kurtarmayı hedefleyen ceza-ıslah evleri kurmalıyız. Ya da yurt dışında, Somali, Libya ve Suriye gibi dost ülkelerde yukarıdaki etkinliklerin yanında tarımsal faaliyetler ve madencilik yaparak meslek sahibi olacakları ve para kazanacakları bir konsept geliştirmeliyiz. Veyahut iki uygulamayı da aynı anda başlatmalıyız.
Bağımlılara verilecek hapis cezaları yapılacak düzenlemeyle en az on yıla çıkarılmalı. Ama cezaevlerindeki heyetler, tedavi olma durumuna göre ve test yaptırmaya devam edilmesi şartıyla, hükümlünün denetimli serbestlikten ve erken tahliyeden yararlanmasına karar verebilmeli.
Önerdiğimiz modeli uygulayan bir devlet yok. Ama uyuşturucuyla mücadelede kesin sonuç alan devlette yok. Mevcut uygulamalarla sonuç alınmadığı ve alınamayacağı da ortada. Önerdiklerimize benzer uygulamalar Çin’de var. Çin her yere koyduğu kameralar, çipler ve takip cihazlarıyla herkesi fişlediğinden uyuşturucuya meyilli olan yani yüksek risk taşıyan bireyleri tespit ve tedavi ediyor. Uyuşturucu satanlar ağırlaştırılmış müebbet baronlar, üreticiler ve çete liderleri idam cezası alıyorlar. Uyuşturucu kullanmanın da cezası ağır. Uyuşturucu kullananlar iyileşene kadar toplumdan tamamen izole ediliyorlar. Hakkını teslim etmeliyiz ki Çin uyuşturucuyla mücadele de en başarılı ülkelerden biri.
Uyuşturucu Türk cumhuriyetlerinde de hızla yayılıyor. Türk milletinin varlığını ve değerlerini koruması, güçlenmesi, uyuşturucu ile mücadelede başarılı olmamıza bağlı.

