Piyasalar

Türklerde Çevre Duyarlılığı

Punto:
Çevre insan ve diğer canlıların hayatları boyunca ilişkilerini sürdürdüğü bir ortamdır. İnsan ve doğa arasındaki bu ilişki bir sistemin parçasıdır. Kainat mükemmel bir denge içinde canlıların hayatlarını idame ettirdikleri tabi bir nizamdır. İnsan-hayvan-bitki gibi canlıların denge üzerine kurulan bu kainatı, Yüce Rab temiz ve güzel yaratmış, insanoğlunun emrine vermiş ve her türlü imkanlarla donatmıştır. Dünya insanoğluna yüce Allah tarafından verilen bir nimettir. Ondan hem faydalanmalı hem de gerektiği gibi onu korumalıdır. Kuranımız Bakara Suresi 22. Ayette: “O sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina (çadır) yaptı ve sizin için gökten yağmur indirerek, bununla sizin için çeşitli mahsullerden size rızık çıkardı” demekte, Rum Suresi 45. Ayette ise: “Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) fesat (bozukluk) ortaya çıktı, nizam bozuldu…” diyerek çevre, canlılar ve nimetler konusunda bize buyruklarını ve uyarılarını bildirmektedir. Sağlıklı ve güzel bir dünyada yaşamak çevre bilincine sahip olmak, en iyi temizliğin kirletmemek olduğunu bilmek, bu bilinçle hareket ederek dengesi bozulmamış, temiz bir çevrede hayatımızı sürdürmekle olur. Dinimizde çevrenin korunması, temizliğe verilen önemi belirtilmiş, “temizlik imanın yarısıdır (temizlik imandandır)” şeklinde ifade edilmiştir. Peygamberimiz “Allah’ım pislikten ve pislenmekten sana sığınırım” demiştir. Hz. Ayşe “Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizleniniz. Zira cennete temizler girer” demekte, Hz. Ali Efendimiz ise “Elbiseleriniz eski de olsa, kalpleriniz yeni ve temiz olsun” demiştir. Düşünür P. Syrus ise “Allah dolu ellere değil, temiz ellere bakar” demektedir. Gothe ise “Herkes evinin önünü süpürse, bütün sokak temiz olur” diyerek temizlik konusunda ne güzel ifadelerde bulunmuşlardır. İlk önceleri Türklerde çevre anlayışı yaşanabilir temiz bir çevrede yaşamaya dayanmaktaydı. İçinde yaşadıkları çevreye (tabiata) ve iklime uygun hayat tarzını seçiyorlardı. Atlı, göçebe ve konar-göçer hayat tarzları vardı. Savaş ve akınlar yapmaları sonucun da vatan, millet, toprak bilinci gelişti. Yeşil, orman, sulak, otlak çevreyi tercih ettiler. Orta Asya’daki 4600 metre yükseklikteki Altay Dağlarının ormanlık bölgelerinden inerek bozkır hayatına geçtiler. 1200-1400 metre yükseklikteki yayla hayatında yaşamaya, ağaçlı, otlaklı, çayırlı, sulak, mera ve mezralarda hayvan yetiştiriciliği yapmaya başladılar. Selçuklular ise çevreye, temizliğe, yeşile, ormana çok önem vermiş, vakıflar vasıtasıyla camiler, medreseler, kütüphaneler, hastaneler, imaretler, çarşılar, han, hamam, kervansaraylar, köprüler, kaleler, kaldırımlar, yollar, su kanalları, çeşmeler, mesire yerleri gibi nice mimari ve tarihi değeri yüksek kıymetli eserler yaparak, çevrenin, şehrin, memleketin güzelleşip kalkınmasını sağlamışlardır. Osmanlılarda ise, halkın yaşanabilir bir çevrede hayatlarını sürdürülmesi için, belirli bir sistem ve yasal düzenlemeler oluşturmuş, emirlerle, telkinlerle, uyarı ve cezalarla disiplin içinde yerine getirmişlerdir. Şehir, kasaba ve köylerde şehrin emniyeti ve asayişini temin eden görevlilerin yanında, çevrenin temizliğini de kontrolünü de sağlayan hususi görevliler de vardı. Bunlara Subaşılar, Çöpçübaşılar deniliyordu. Mahalle aralarını sokakların, çarşıların, pazarların temizliğine bakarlar, çarşıların temizliğinden esnafı sorumlu tutarlardı. Osman Beyin ilk tayin ettiği 2 görevliden biri subaşı idi. Yerleşim yerlerinin emniyeti, asayişi ve de çevrenin temizliğinden sorumlu idi. Osmanlıda çevrenin, havanın, limanların, mahallelerin, cadde ve sokakların temizliğine önem veren birçok emir ve nizamnameler vardır. Nizamname: Belirlenen işlerin nasıl yapılacağını gösteren idare tarafından düzenlenen, uygulanacak hükümleri ve uygulanacak yolu ve çalışmaları sırasıyla açıklayan maddelerin bütünüdür. İdari dairelerin işlemleri ile ilgili nizamnameleri yapma yetkisi padişaha ait idi. Fatih Sultan Mehmet Han Çevre Nizamnamesinde şöyle demektedir: “Ben ki İstanbul fatihi Abd-i (kul) aciz Fatih Sultan Mehmet; bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un Taşlık mevkiinde kain ve malumu’l hudut olan 136 bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eyledim. Şöyle ki: bu gayrımenkulatımdan elde olunacak nema’larla İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Bu sokaklara tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki yevmiye 20 şer akçe alsınlar…” (1 ) Yine padişah Kanuni Sultan Süleyman, 1539 yılında Edirne’nin mahalleleri, sokakları ve çarşılarının temizlenmesi için Edirne Çöpçüsubaşısına verilmek üzere yayınladığı çevre nizamnamesinde: 1. Bundan böyle hiçbir kimse evinin çevresini ve dükkanlarını pis tutmayıp, herhangi bir pis madde görürlerse temizlesinler. 2. Subaşı Ömer çarşı ve mahallelerde dökülen pislikler kimin evine ve avlusuna yakın ise onun döktüğüne kanaat getirilerek temizlettirilsin… 3. Kervansarayların pislikleri kervansaraycı tarafından boş bir yere döktürülsün. 4. Hamamların pis suları belirli bir yerden akmalıdır. Kim buna riayat etmez ise ona temizlettirilsin. 5.… 6- Çamaşır yıkayanların pis suları, kan alıcıların kanlarını umumi yollara dökmelerini engelleyerek boş yerlere dökülmesini sağlasın. 7.…8. Açık kabirleri ördürsün, at, köpek ve kedi gibi hayvanların leşlerini kabirlerin arasında bırakılmasına müsaade etmesin. 9.… 10. Evlerde çamaşır yıkadıkları sabunlu suyu yolun üzerine dökmesinler. Dökenler hakkında gereken muamele yapılsın. 11. Çevreyi her türlü pislik ve taşlardan temizlettirsin. At ölüsü vs davar leşlerini halkın rahatsız olacağı yerlere koydurtmasın. Her kim bu hususlara riayet etmeyip inatlaşırsa, ortalığa bıraktığı leşin kafası boynuna takılarak halka teşhir edilsin. 12. Hiç kimse inatlaşıp yasaklarına karşı çıkmasınlar. Buna cüret edenler yüce katıma bildirilsin. Kadı ve şehir subaşısı halka yardımcı olmayı ihmal etmesinler. Safer sene 946 (Haziran-Temmuz 1539) (2 ) 1559 yılında Ağriboz Sancak Beyine yazılan bir hükümde: “Ağriboz limanına gelen gemilerin safra dökmelerinin engellenmesi” istenmiş, 1567 de Haslar Kadısına yazılan hükümde “40 çeşme suyu ve diğer suların geçtiği güzergahlara bağ, bahçe yapılması, ev inşa edilmesi” yasaklandığı, 1593 tarihli emirde “Çirkapların (sıvı atıkların) evlerden gelişi güzel dışarı akıtılmaması ve herkesin geçtiği yola bırakılmaması” istenilmiştir. (3 ) Osmanlı devlet yetkilileri ve hayır sahipleri kurdukları vakıflar sayesinde de, yerleşim yerlerinin gelişmesi, çevrenin korunması, güzelleştirilmesi ve temizlenmesi sağlanmıştır. Duvar yazılarını silen vakıf, Fatih Sultan Mehmet Vakfı vakıfnamesinde: “Aklı başında dirayetli birisi vakfın mahi’n nukuşu (resim-yazı silen görevli) olup her an cami, medrese, kışla, çeşme, han, hamam ve bahçe gibi yerlerin hangisi olursa olsun duvarlarının temiz kalmasına dikkat edecek, yazı yazan, çizen veya pisleyen kendini bilmezlerin pisliklerini temizleyecektir. İstanbul. M. 1470 (4) Çevreyi Güzelleştiren Vakıf-Nebioğlu Cafer Çelebi Efendi Vakfı- İstanbul M.1569, Boğazda Temiz Hava Aldıran Vakıf – Ramazanoğlu Hacı Nurettin Ağa Vakfı. İstanbul. M.1730, Çevre ve Ormanı Koruyan Vakıf – İsmail Zühtü Paşa Vakfı. İstanbul. M.1885, Şehir Estetiğini Koruyan Vakıf – Mehmet Hayri Paşa Vakfı. İstanbul M.1903 ( 5 ) İnsan yaşamı, çevresiyle oluşturduğu doğal dengeler üzerine kuruludur. Sağlıklı yaşamanın en önemli şartlarından birisi tabi hali bozulmamış temiz çevrede yaşamaktır.1982 anayasasısın 56. Maddesi: “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir” demektedir. Son yıllarda çevre kirliliği, dünyada olduğu gibi ülkemizde de daha fazla etkisini göstermektedir. Hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme, sağlıksız yapılaşma, hızla gelişen teknoloji, sanayileşme, ekolojik dengeyi bozarak çevre felaketlerine neden olmakta, sağlıksız bir çevrenin meydana gelmesine sebep olmaktadır. Gelişen yüzyıl, teknolojik yararlar sunarken, dünyamızı, çevremizi telafisi zor tehlikelere maruz bırakmaktadır. Yer küremizi saran ozon alarmı, nükleer tehdit ve radyasyon tehlikeli olmaya başlamış, su, hava, toprak ve orman gibi insan yaşamı için hayati öneme sahip alanların, her geçen gün kirliliğini artırmaya başlamıştır. Yale üniversitesinin 2012 dünya çevre raporunda Türkiye, çevre sağlığı, doğa korumada 132 ülke arasında kötü bir gidişle 109. sırayı almıştır. Bu sonuç çevreyi korumada dikkatli olmamızı ve biran önce yanlışlarımızı düzeltmemizi ortaya koymaktadır. Ülkemizde yıllardır acımasızca ormanlar bilinçsizce yakılmakta, kesilmekte, ağaçlı yeşil bitki alanlarımız, verimli tarım alanlarımız, sanayi ve konutlarla mahvedilmekte, sanayi ve fabrika atıkları ile akarsu göller denizlerimiz ve sahillerimiz kirletilmekte, yaşayan canlıların hayatını etkilenmektedir. Ormanlar ve ağaçlı, yeşil alanlar bir ülkenin, şehrin, yerleşim yerlerinin akciğerleridir. Hz. Peygamberimiz ağaçla ilgili sözünde: “Kıyamet kopmakta iken bile, elinde bir ağaç fidanı olan eğer zaman buluyorsa onu diksin” demiş, Fatih Sultan Mehmet Han ise “Ağaçlarımdan izinsiz bir dal kesenin başını keserim” diyerek hassasiyetini belirtmiştir. İnsanoğlu kendisine sunulan doğanın kıymetini bilmeli, onu korumalı ve ondan faydalanmalıdır. Çünkü tüm bu nimetler de diğer insanların ve canlıların da hakkı bulunmaktadır. Su, hava, deniz, toprak, ağaçlar, yeşil cümle bitkiler, hayvanlar bize emanet olup, bu nimetleri israf edilmeden kullanmalıyız. İnsanlar tabiatın gözcüsü olmalıdır. Doğa bekçiyle değil, sevgi ile korunur. Biz doğayı korursak o da bizi korur. Peygamberimiz bir hadisi şerifinde: “Merhamet edenlere Rahman merhamet eder ve yeryüzündekilere merhamet ediniz. Semadakiler de size merhamet etsin” demektedir. İnsanlarımız son 15-20 yıldır çok kirlendi bir başkalaştı, çevresine karşı sorumsuzlaştı. Çöplerini sağa sola rastgele bırakmakta, sigarasının izmaritini, yediklerinin, içtiklerinin atığını etrafa atmakta, orman, park, yeşil alanlarda piknik yapıp, çöplerini ortalığa bırakmaktadırlar. Düğün, toplantı, bar, gazino, eğlence yerleri, ev ve özel mekanlarda gürültü kirliliği yaşanmakta, araçların korna, motor ve eksoz sesleri etrafı, çevreyi rahatsız etmektedir. Avrupa ülkelerinde sokaklarda, yolda bir sigara izmariti, yiyecek içecek atıkları ve çer, çöp göremezsiniz. Çevre için herkes birbirine karşı gözcü ve denetimdedir. Düşünür Mary Mellor: “Yeryüzü basitçe insanoğlu için bir erzak deposu ve çöp kutusu değildir” demektedir. Devlet yöneticileri, politikacılar, bilim adamları, sanatçılar, yerel kuruluşlar özelikle ticaret, sanayi, esnaf ve meslek odalarına büyük görevler düşmektedir. Devletimiz acil ve kararlı şekilde teknik ve üstün kamu yararı düşünülerek yasal düzenlemeler getirmelidir. Eğitim kurumlarında da bir ders olarak okutulmalı, çevrenin korunması ve iyileştirilmesi konusunda insana, aileye, topluma sorumluluk kazandıran eğitim, konferans, seminerler verilmeli, basın, medya kanalıyla toplum bilgilendirmeli, duyarlı hale getirilmelidir. Ecdadımız planlı şehirleşme, temizlik ve tabi dengeyi korumak ve güzel bir çevrede yaşamak için birçok tedbirler almıştır. Biz de geçmişimizi, tarihimizi, kültürümüzü iyi bilerek onlardan örnekler alıp çevremizi korumada daha bilgili ve bilinçli hareket etmiş oluruz. Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, ülkemizi, şehrimizi, yaşadığımız çevremizi gelecek nesillere kirli, çirkin bırakmaya hakkımız yok. Yarınlara ve gelecek kuşaklara bir borcumuz ve sorumluluğumuz var. Bizlerin yaptığı hataların, yanlışların bedelini onlar ödememelidir.