Piyasalar

TÜRKİYE RÖNESANSININ ASGARİ NESNEL ŞARTLARI ile MODERN TÜRKİYE RÖNESANSI 25 YILDA NASIL İNŞA EDİLİR?!

Punto:

Giriş:

I. BU ÇALIŞMANIN TARİHÎ REFERANSLARI:

Bugün bir “Türkiye Rönesansı”ndan söz edeceksek, önce tarihte benzer bir sıçramanın nasıl ortaya çıktığını ve neden sürdürülemediğini anlamak zorundayız.

9. ve 12. yüzyıllar arasında; Maveraünnehir (Semerkant, Buhara), Horasan ve Bağdat hattında ortaya çıkan büyük bilimsel ve kültürel sıçrama, bazı araştırmacılar tarafından “Kayıp Merkez Asya Rönesansı” ya da “Kayıp Türk Rönesansı” olarak adlandırılır.

Bu dönem, Batı Rönesansı’ndan yüzyıllar önce gerçekleşmiş; matematikten tıbba, astronomiden felsefeye kadar insanlık tarihine yön veren büyük bir bilgi üretim dalgası yaratmıştır.

Bu sıçramanın öncüleri arasında;

* Farabi (siyaset felsefesi ve mantık)

* İbn-i Sina (tıp ve felsefe)

* Biruni (astronomi ve coğrafya)

* Harezmi (cebir ve algoritma)

* Yusuf Has Hacip (siyasetname)

* Kaşgarlı Mahmud (dil bilimi) gibi isimler yer alır.

Bu medeniyet, tek bir etnik ya da kültürel kaynağın ürünü değildir. 

Aksine; Türklerin sağladığı siyasal istikrar ve askeri güç,

Fars medeniyetinin kurumsal ve kültürel birikimi,

Arapçanın ortak ilim dili olarak sağladığı entelektüel zemin, bir araya gelerek bu büyük sıçramayı mümkün kılmıştır.

Ancak bu “aydınlanma”, sürdürülebilir bir kurumsal yapıya dönüşemediği için tarih sahnesinden erken çekilmiştir.

Bu çöküşün başlıca nedenleri arasında:

* Moğol istilalarıyla gelen büyük yıkım,

* Entelektüel üretimin siyasal ve dini otoriteye bağımlı hale gelmesi,

* Çoğulcu ve özgür düşünce ortamının daralması,

* Üretilen bilginin kurumsallaşamaması sayılabilir.

Bu konuda Prof. Dr. Ahmet T. Kuru(*) gibi araştırmacılar, özellikle "din-devlet ikiz kardeşliği" veya “ulema–devlet ittifakının” düşünsel üretimi sınırladığına dikkat çeker. Ancak bu konudaki tek açıklama bu değildir; çok boyutlu bir tarihsel sürecin önemli yorumlarından biridir.

Bu tarihsel tecrübe bize iki temel gerçeği gösterir:

* Coğrafya, ticaret yolları, çoğulculuk, özgürlük ve siyasal istikrar bilgi üretir.

* Entelektüel alanın devlet gücünden bağımsızlığı ise medeniyet üretir.

Bu iki şart birlikte ortadan kalktığında ise çöküş kaçınılmaz hale gelir.

İşte bu nedenle bu dönem, literatürde “Kayıp Rönesans” olarak anılmaktadır.

II. MODERN TÜRKİYE RÖNESANSI: 
25 YILDA NASIL İNŞA EDİLİR?

GİRİŞ:
Rönesans; romantik bir hayal değil, tarihsel olarak defalarca gerçekleşmiş somut bir sıçramadır. Ancak hiçbir Rönesans ani değildir. Hiçbiri sloganlarla başlamaz. Hiçbiri sadece ekonomik büyümeyle gerçekleşmez.

Batı'da Rönesans 150 yıl sürdü, Sanayi Devrimi 200 yıl sürdü, halen bilgi ve dijital çağın içinde yaşıyoruz.                               
Rönesans ve medeniyet sıçramaları hızlı değil, derinlikli/nitelikli ve sürdürülebilir, kurumsallaşmış çalışmaların ürünüdür.

"Rönesans" romantik bir kelime gibi durur ama aslında somut bir olgu ve maddi gerçekliktir. Bilgi üretme kapasitesinin sistemli, sürdürülebilir, ölçekli hale gelmesi ve kurumsallaşmış süreçlerin medeniyete dönüşmesidir.                                                           
                                                                                               
Eğer “modern bir Türkiye Rönesansı”ndan bahsedeceksek, tarihi referanslardan ilham almakla birlikte, bunu romantik bir nostaljiyle değil; kurumsallaşma mimarisi, insan sermayesi ve jeo-politik güç dengesi üzerinden kurmak gerekmektedir.

Rönesans;
zihnin özgürleşmesi, kurumların kapasite, adalet üretmesi ve ekonominin bilgi üretir hale gelmesiyle ortaya çıkar.
Bu nedenle Türkiye’nin önündeki 25 yıllık sıçrama hedefi; üç temel katman üzerine inşa edilmek zorundadır:

1. ZİHİNSEL DÖNÜŞÜM: ÖZGÜR AKLIN İNŞASI

Hiçbir toplum, problem ve olguları anlama, anlamlandırma, çözüm üretme yöntemi olarak düşünce biçimini değiştirmeden kaderini değiştiremez.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi; ekonomik değil, zihinseldir.
Bilgi üretmek yerine bilgi tüketen, sorgulamak yerine taraf seçen bir zihin yapısıyla hiçbir medeniyet sıçraması mümkün değildir.

Temel İlke:
Düşünce özgürlüğü olmadan bilim, bilim olmadan medeniyet olmaz.
Asgari Şartlar:
* Eğitim sistemi; ezberden analize, itaattan sorgulamaya evrilmelidir.
* Üniversiteler; diploma dağıtan değil, bilgi üreten özerk kurumlar haline gelmelidir.
* Bilim insanı, sanatçı ve düşünür; siyasi ve ideolojik baskılardan tamamen bağımsız olmalıdır.
* Farklı düşünceler tehdit değil, zenginlik olarak görülmelidir.

Somut Hedef (25 Yıl):
* Dünyanın ilk 100 üniversitesi içinde en az 5 Türk üniversitesi,
* Bilimsel yayın ve patent üretiminde ilk 10 ülke arasında olunmalı,
* Eleştirel düşünme ve problem çözme becerilerinde OECD üst grubuna geçilebilmeli.

2. KURUMSAL DÖNÜŞÜM: ADALET ÜRETEN DEVLET
Tarih bize şunu açıkça göstermiştir:
Adalet üretmeyen devletler büyüyebilir ama medeniyet kuramaz. Bugün Türkiye’nin en kritik eşiği; devletin gücü değil, devletin güvenilirliğidir.

Temel İlke:
Hukukun üstün olmadığı yerde, hiçbir başarı sürdürülebilir değildir.
Asgari Şartlar:
* Hukuk sistemi; hızlı, öngörülebilir, kurumsal kapasitesi yüksek ve tarafsız hale getirilmelidir.
* Liyakat; istisna değil, sistemin temeli olmalıdır.
* Devlet; toplumun üzerinde değil, toplumun hizmetinde konumlanmalıdır.
* Güçler ayrılığı; teorik değil, fiili olarak denge-denetim mekanizmaları işletilmelidir.

Somut Hedefler (25 Yıl):
* Hukukun üstünlüğü endekslerinde ilk 20 ülke,
* Yolsuzluk algı endeksinde ilk 25 ülke arasına girmek.
* Kamu yönetiminde %100 liyakat temelli atama sistemi.

3. EKONOMİK VE TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜM: DEĞER ÜRETEN TÜRKİYE
Rönesansın ekonomik karşılığı; ucuz iş gücü değil, bilim üretimine dayalı yüksek katma değer üretimidir. Bugün Türkiye’nin temel sorunu üretememek değil; yüksek değer üretmemektir.

Temel İlke:
Bilgi üretmeyen ekonomi, bağımsız olamaz.
Asgari Şartlar:
* Sanayi; düşük teknolojiden yüksek teknolojiye evrilmelidir,
* Ar-Ge harcamaları milli gelirin en az %3’üne çıkarılmalıdır,
* Girişimcilik ekosistemi; bürokratik engellerden arındırılmalıdır,
* Dijitalleşme ve yapay zekâ; stratejik öncelik haline getirilmelidir.

Somut Hedefler (25 Yıl):
Kişi başı gelirde yüksek gelirli ülkeler ligine kalıcı geçiş,
Yüksek teknoloji ihracatının payı %20'nin üzerinde olmalıdır.
Küresel ölçekte en az 10 teknoloji markası üretmek zorunludur.

SONUÇ: ÜÇÜ BİRDEN OLMAZSA HİÇBİRİ OLMAZ
Bu üç dönüşüm alanı birbirinden bağımsız değildir.
* Zihinsel dönüşüm olmadan bilim olmaz,
* Kurumsal dönüşüm olmadan güven olmaz,
* Ekonomik dönüşüm olmadan refah olmaz.

Ama en önemlisi:
Hiçbiri olmadan medeniyet olmaz

Türkiye’nin önünde iki yol vardır:
Ya günü kurtaran kısır siyasi tartışmalarla zaman kaybedecek,
Ya da 25 yıllık bir akılla geleceğini yeniden kuracaktır.
Bu bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Rubil GÖKDEMİR
Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü