Piyasalar

Rasyonel Politika

Punto:
Türkiye önemli bir badireden geçiyor. Kendine yönelik teröre karşı dünyayı ayağa kaldıranlar bu ülkenin 50 bin vatandaşına mal olmuş PKK'ya karşı verdiği mücadeleyi akamete uğratmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye için Suriye'de en kabul edilebilir çözüm Suriye'nin bütünlüğünün korunmasıdır. Bunun sağlanması için de toprak talebi olan ayrılıkçı terör örgütlerinin tasfiyesi şarttır. Bu amaçla başlayan Barış Pınarı harekatı ne yazık ki Batı dünyasında beklenen desteği görmemiştir. Oturup Batı bizim düşmanımız diyerek kolaycı bir mantıkla işin içinden çıkmak mümkün, ama bu bize hiç bir şey kazandırmayacağı gibi dünya ile temasımızı da en aza indirir. Aynı Batı'nın geçmişte kimi olaylarda Türkiye'ye verdiği desteği de unutmamalıyız. Mesele sadece iki farklı dünyaya ait olmanın tabii sonucu olarak izah edilmeyecek kadar girifttir. Bu bağlamda sorulması gereken ilk soru, bizim derdimizi anlatmak için sorumluluklarımızı yerine getirip getirmediğimizdir. Her seçim sürecinde ayrı bir Batı ülkesine posta koymanın bazı sonuçları olacağını hesap etmek gerekirdi. Bugün Trump'ın bize yazdığı aşağılayıcı mektuba milli onurumuz gereği tepki gösteriyor, ayn tonda bir cevap verilmesini bekliyoruz. Eğer Trump deşifre etmeseydi bu mektubun ülkeyi yönetenler tarafından yutulmuş, sineye çekilmiş olduğunu bilmeyecektik. Trump'ın bize söylediği sözlerin biraz daha hafiflerini Almanya'ya, Fransa'ya, Hollanda^ya biz de söylemedik mi? Kendi elimizle itip kaktıklarımızdan şimdi destek bekliyoruz. Geçmişte Sovyet emperyalizmi ile ABD emperyalizmi arasında ölümcül bir rekabet vardı. ABD kapitalizmin, Sovyetler Komünizmin kalesiydi. Aslında ideolojiler emperyalist yayılmacılığın birer aracından başka bir şey değildi. Dün savaşarak, dövüşerek rekabet edenler bugün artık aynı tarafta ve anlaşarak dünyayı paylaşıyorlar. Suriye'de de öyle, ABD ile Rusya çekişmiyor, tam aksine Suriye'nin kaderini anlaşarak ve Suriye'yi bölüşerek çiziyorlar. Bu zeminde Türkiye'nin kendi içine yönelik bu çözüm biçimini yırtıp çöp tenekesine atacak kendi gücünden başka bir şeyi yoktur. Türkiye,biraz yanlış diplomasi ve itici bir dille, biraz da Batı'nın vehimlerinin ve kadim alışkanlıklarının bir neticesi olarak yapayalnız kalmıştır. Bugün dünyayla beraber veya yalnız olmanın farkını daha iyi anlamış olmamız gerekir. Yanlış siyaset, yanlış dil, takıntılı diplomasi Türkiye'yi hayat memat noktasına getirmiştir. Üç beş kuruş için Rıza Zarrab'la girilen ilişkiler, Türkiye'nin uluslararası münasebetlerini de etkilemeye başlamıştır. Sorun sadece Suriye değil, düzeltilecek, düzeltilmesi gereken o kadar çok şey var ki? ABD, YPG sorumlusu General Mazlumla görüşün dediği zaman ağırımıza gidiyor, kahrolsun Amerika diye tepki gösteriyoruz, ama kendimiz o örgütün esas lideri Öcalan kardeşleri televizyonlara, haber ajanslarına çıkardığımızda, hücresine Tunceli Üniversitesinden adam gönderdiğimizde sorun olmuyor. Bu siyasetin neresinden tutarsanız orası elinizde kalıyor. Tutarsız, ölçüsüz, ilkesiz siyaset Türkiye'yi bu noktaya getirmiştir. Birinci öncelik milli menfaatler değil de, partisel ve kişisel çıkarlar olunca işte her şey böyle birbirine karışıyor. Attığınız adım doğru da olsa netice vermiyor. Dilerim son olaylardan dersler çıkarılır da daha rasyonel bir politika ve daha diplomatik bir dil kullanılır.