Piyasalar

PASİNLER SAVAŞI VE TÜRKLERIN ANADOLU'YA DÖNÜŞTEKİ İLK ZAFER KAPISI

Punto:

            1048'de Tuğrul Bey'in üvey kardeşi İbrahim Yınal Aras nehri ve Karasu (Kuzey Fırat Bölümü) boyunca Erzurum'a kadar ilerledi. Bu tip akın ve muharebelerin geçici ve mevzii kalmadığı anlaşılıyor. Çünkü bir çok Türkmen kitleleri bölgede kalmakta ve yerleştikleri yerler artık, Bizansla adeta, bir sınır (Serhad bölgesi) haline gelmekteydi. 1071'den sonra bu gibi yerleşim ve sızmaların sayısı artacak ve küçük Asya artık Selçuklu uç bölgesi olma durumunu da aşacak yeni bir yerleşme alanı olacaktır."
              Urfalı Mateos Vekayi-nâmesi (952-1136)'nde, İbrahim Yınal ve Kutalmış Komutasındaki Selçuklu ordularının Ardzın denilen çok nüfuslu ve zengin bir şehir önlerine eldiler. Onlar şehri surdan mahrum bir vaziyette  velâkin sayısız erkek ve kadın, hesapsız altın ve gümüşle dolu olarak bulundular.
              Erzurum kuzeydoğusundaki yegane geçit bölgesi olan Tortum-Gürcü Boğazı yoluyla geldiği anlaşılan Liparit Ordusu, Erzurum-Dumlu Bucağı'na bağlı "Arzoti/Arzutu (bugünkü Yeşilyayla) Köyü'nde adı yaşayan "ArdzOvit (=Ayılar-Deresi) bölgesine varınca, Bizans kuvvetleri de kumandanları ile Pasen'e geçerek onunla birleşti. Sonra Bizans ordusu Hasankalesi yerinde Kaputru (Kaput Rud-Gök-Su) Kalesi yanında; Liparit Ordusu da onun güneyindeki ovada, Liparit'in yeğeni ve 1021 Nik akınında Çağrı Bey'le savaştan kaçan Çortunanel/Tortuvanel idaresinde Ordoru/Uortru'da ordugâh kurdu
                  İbrahim Yınal, Bizans'ın geride kalan muvvetlerini bulmak için Erzen'den ilerlediği zaman, Gürcü Prens; Liparit kumandasında Gürcü, Ermeni ve Rumlardan mürekkep Katakolon yaklaşıyordu. İslâm kaynaklarına göre 50.000 kişilik bu ordu Bizans Ordusu Kumandasındaki asıl Bizans Ordusu ile birleşerek Kaputru (Hasankale) önünde bulunan Kastro-Komi (bugünkü Ügümi) köyünde karargâh kurduğu sırada Türk Ordusu da buraya doğru geliyordu. Rumlar Türkler toplanmadan önce saldırma teklifinde bulundular ise de cumartesi gününü uğursuz sayan Liparit buna yanaşmadı. Bu sayede İbrahim Yinal ordusunu mevzilendirerek, 18 Eylül 1048 günü hücuma geçti ve Bizans ordusunu bozguna uğrattı. Yeğeninin öldüğünü gören Liparit bütün şiddeti ile mukabil bir taarruza geçti. Savaş alanında müthiş kan akıyordu. Zaferin hangi tarafta olduğu belli değildi. Fakat Rumların tamamı ile çekilmesi dolayısıyla Liparit de akşamüstü Okomi (Ügümi) üzerine gerilemeye başladı ve Türklerin şiddetli saldırışları ve çevirme hareketi ile Bizans ordusu perişan edildi. Başta Liparit olmak üzere, birçok kumandan ve ordunun hemen hepsi esir edildi. İslâm kaynaklarına göre alınan esir sayısı çok fazla idi. Ganimet de 10.000 araba, 19.000 zırhın elde edilmesi Selçukluların Pasinlerde kesin bir zafer elde ettiklerini gösteriyordu. Bizans Ordusuna karşı kazanılan bu ilk büyük zaferden sonra İbrahim Yınal, yanına aldığı mühim esir ve ganimetlerle birlikte başkent Rey'e Sultan Tuğrul Bey'in yanına döndü.
                  İlk Türk saldırısı 1048 yılında Bizans himayesindeki Ermenistan'a yöneliktir. Türkler Anı ve Erzurum'a kadar ilerlediler. 19 Tarihçiler, 1048 yılını Bizans topraklarına Selçuklu akınlarının başlangıç tarihi olarak kabul ederler.
                   Pasinler Savaşı, Bizanslılar ile Selçuklular arasında yapılan ilk önemli savaştır. Bu savaş Selçukluların moralini çok yükseltmiştir. Bizanslıları yeneceklerine olan inanç artmıştır. Aksine Pasinler Savaşı Bizanslıların manevi güçlerini kırdı. Bundan sonra Malazgirt'e kadar Selçukluların karşısında büyük bir ordu çıkmayacak, onlarda bundan faydalanarak Erzurum üzerinden Anadolu içlerine kadar akınlarını uzatacaklardı.
                     18 Eylül 1048 tarihinde Selçuklu Orduları Pasinler'de Bizans ordularını ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zafer sonrası, Selçuklu Türkleri Ermenistan'a girmiş ve Ermenilerle Türklerin yakın münasebeti başlamıştır.Urfalı Mateos, Pasinler Savaşı sonrası olaylarını şöyle değerlendirmektedir:
                      Ermeni Milletinin, Türk askerlerinin, öksüzlüğün, yalancı hamilerin korkak Grek Milletinin yüzünden çektiği ıstırapları kim birer birer tasvir edebilecektir? Çünkü onlar (yani Grekler), Ermeni Milletinin kumandanlarını kendi ev ve eyaletlerinden çıkarıp götürmüşler ve Ermenistan'ın krallık tahtını devirmekle askerlerin ve kumandanların desteği olan suru kendi elleriyle yıkmışlardır. Kaçmağı kendileri için bir zafer ve kahramanlık addeden bu Grekler, kurdu görür görmez kaçmağa başlayan kötü çobanlara benzediler. Grekler, Ermenistan kalesini tamamıyla yıkmak işinde büyük gayretle çalıştılar ve Türkler tekrar taarruz ettikleri vakit kazanılan zaferleri kendilerine mal ettiler. Onlar utanmaksızın hadım kumandanlar ve haremağası askerlerle Ermenistan'ı müdafaa etmeye kalkıştılar. Halbuki Müslüman Türkler, bütün doğunun sahipsiz kaldığını görünce kuvvetli ordularla beraber bir sene içinde İstanbul'un kapılarına kadar ilerlediler, bütün Roma eyâletlerini, liman şehirlerini ve adalarını zaptettiler ve Grek milletini mahpus gibi İstanbul'un içine tıkadılar.
                      Ermenistan Greklerin elinden alındıktan sonra Ermeniler Romalıların bütün fenalıklarından kurtulmuş oldular. Fakat onlar(Bizanslılar) bundan sonra da Ermenilere karşı başka türlü mücadeleler icad ettiler. Onlar bu defa muharebe ve kahramanlık sahasından nefret ederek Ermeni mezhebinin tetkiki ile uğraştılar ve Allah'ın kilisesinin içinde kargaşalık ve kavgalar çıkardılar. Onlar Türklere karşı harp etmekten kaçınıyorlar, fakat hakiki Hıristiyanları inançlarından döndürmek için büyük gayret sarf ediyorlardı.23
                     İbrahim Yınal'ın Anadolu seferlerini  Çağdaş Ermeni tarihçisi Aristakes şöyle nakletmektedir:
"1048 yılında Türk Milletinin korkunç dalgaları Garin (Erzurum Bölgesi) ve Pasin (Basian) ovarlına döküldü. İnsan dalgaları sel gibi memleketin dört bir köşesini istilâ etti. Batıda Haldia (Gümüşhane ve Trabzon havalisi), kuzeyde Sper (İspir), güneyde Daron (Muş) bölgesine ve Sisak (Sakaların yerleştiği Ağrı havalisi) taraflarına kadar yayıldı". 
                   1048 Pasinler Savaşı sonrası Erzurum kalesinin sağlamlığını göz önünde tutan Selçuklu Komutanları, kalenin etrafındaki köy, kasaba ve küçük kaleleri ele geçirmek suretiyle, bu tarihi kaleyi tecrit etmişler ve kendiliğinden teslim olmasını beklemeye başlamışlardır. Bu yıllarca Erzurum dışında kalan bütün Doğu Anadolu kaleleri birer birer Türk hakimiyetine girmekte idi. Bundan ötürüdür ki, 1071'de İmparator Romanus Dioghenes IV, Malazgirt'e kadar uzanan seferinde Sebasteia (Sivas), Koloneia yolu ile Theodosiopolis'e gelebilmişti

Prof. Dr. Erol Kürkçüoğlu nun
Orta çağda Erzurum adlı eserinden faydalanılmıştır.