Piyasalar

Nasıl Bir Eğitim!

Punto:

Küresel Bir Sorun!

Eğitim konusu, küresel bir sorun olarak hâlen hepimizin karşısında durmaktadır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde en önemli sorun, eğitilmiş insan gücü (beşerî sermaye) eksikliğidir. Nitekim eğitilmiş insan gücünün niteliği verilen eğitimin kalitesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda yetişmiş insan gücü, her alandaki kalkınmanın temelini oluşturur. Günümüzde gelişmiş ülkeler, diğer ülkelerden farklı olarak eğitime, insanlarını ortak idealler çerçevesinde bir arada tutmaya ve teknolojiye özel bir değer vermektedirler. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, eğitilmiş insan gücüne ve yenilikçi teknolojilere yaptıkları yatırımlar ölçüsünde gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşacaklar ve belki de onları geçebileceklerdir. Bu husus ülkemizin eğitimdeki kaliteye ne kadar değer vereceğiyle yakından ilgilidir. 

Eğitimde Ne Durumdayız?

Türkiye, OECD ülkelerinin düzenlediği PİSA eğitim yarışmalarında fen ve matematik gibi temel bilimlerde 45-50. sıralardadır. Hâlbuki gelişmiş ülkelerle birlikte Asya’dan; Çin, Singapur, Güney Kore ülkeleri de ilk 15 içinde bulunurken bunlar arasında hiçbir Afrika ve İslâm ülkesi yer almamaktadır. 

PİSA sınavlarında, basitten zora doğru altı kategoride sorular sorulmaktadır. Ülkemiz öğrencileri, kolay olan sorularda çok yüksek başarı elde etmektedirler. Çünkü bu sorular ezbere dayalı sorulardır. Halbuki dört, beş ve altıncı kategoriler bilgiyi kullanmaya, başka bir ifadeyle bilgiyi değerlendirerek işlemeye, başka alanlara uygulamaya yani düşünmeye, üreticiliğe, “yaratıcılığa” dayanmaktadır. Bu sorularda Türkiye çok az doğru cevap bulabilmektedir. Bu durum, Türkiye’nin eğitim sisteminin bilgiyi aktarmaya ve ezberletmeye dayandığını göstermektedir. Öğrenciler, edindikleri bilgileri başka alanlara transfer etmekte, işlemekte zorlanmakta ve  bu işlemi yapamamaktadırlar. Türkiye’deki eğitim yöneticilerinin ve eğitimcilerin bu konu üzerinde hassasiyetle durup gelecekte ülkemiz kalkınmasına katkı sağlayacak gençlerin üretici bir beyne sahip olmaları için, müfredatı ve ders işleme tekniklerini bu yönde acilen yenilemeleri gerekmektedir. Ayrıca eğitimin ana ögesi kabul edilen ve derslerin asıl yürütücüsü öğretmenlerin üniversitelerde bu anlayışla yetiştirilmesi gerekir. 

Değerlere Bağlılık!

 Her ne kadar sorgulayan, düşünen, araştıran beyinler oluşturmak ekonomik alanda geleceğimizin garantisi gibi görünüyor olsa da yetişen gençlerimizin milletine bağlılığını ve vatan sevgisini de sorgulamak zorundayız. Bu anlamda eğitimde gerçek başarı yaratılış gayesine uygun anlayışa sahip, şuurlu, kişilik ve karakter sahibi, insanlar yetiştirmek eğitimin işlevinin temelini oluşturmalıdır. Günümüzde milli, manevi ve evrensel değerlerin öğrencilere kazandırılamadığı, sınav odaklı amaçsız bir eğitim süreci devam ettiği bir gerçektir. Bu husus ülkemiz için beka meselesi olmalıdır. Buradan hareketle bir taraftan çocuğun beyin gelişimiyle birlikte, diğer taraftan milli, manevi değerleri benimsemesi, vatan ve millet aşkıyla bezenmesi öncelikle ailede başlar. Öğrenciyi olumsuz etkileyen dış faktörlerin en aza indirilmesi aileye bağlıdır. Ancak herkesçe malumdur ki anne babalarda çocuğu nasıl eğiteceklerini bilememektedirler. Ailenin de eğitime katılması okulla birlikte eğitimin çift kanatlı olmasını sağlayacaktır. Bu itibarla eğitim yöneticilerinin ve eğitimcilerin, anne babaları pedagojik yönden nasıl eğitecekleri hususu, önemli bir eğitim sorunu olarak karşımızda durmaktadır. 

Eğitim Sistemi Bizim mi?

Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de ideal eğitim sistemi arayışı sürüp gitmektedir. Bu arayış, özünde doğaldır; nitekim her ülkenin özel şartlarına uygun düşecek eğitim sistemini bulup yerleştirmek sanıldığı kadar kolay değildir. Çünkü, akıp giden zamana uygun bir eğitim sistemini yakalamak ve onu gelecek çağlar için uygunlaştırmak zor ve sıkıntılı bir iştir. Nitekim eğitimin özgün karakteri, değişim üzerine kuruludur ve süreğen bir nitelik taşır. Bu durum yine de ana hatları sabit olan ancak yöntem ve uygulamalar açısından  gereksinimlere göre değişkenlik ve esneklik arz edebilecek bir sistem kurulmasının önünde engel yoktur. 

O hâlde ülkemizde eğitim konusunda niçin kalıcı bir sistem kurulamamakta ve sürdürülebilir biçime getirilememektedir? Burada eğitim-öğretim alanında suçlu veya sorun arama derdinde de değiliz. Yalnızca, aksayan yanları bulmak, onarmak ve gerekirse yenilemek arzusundayız. Bu bağlamda geçmişten günümüze uzanan süreci bu gözle değerlendirdiğimizde, birçok eğitim sorunu içinden cımbızlayabileceğimiz belli başlı sorunları şu şekilde özetlemek mümkündür. 

Bizce ilk ve ana sorun Osmanlının son dönemlerinden başlayarak Cumhuriyet yıllarında da sürdürülen yabancı hayranlığı ve taklitçi eğitim sistemleridir. Özgün düşünmek, kendi koşullarımıza uygun bir sistem kurmak yerine, döneme bağlı olarak hayranlık duyduğumuz ülkelerin eğitim-öğretim anlayış ve uygulamalarını birebir ülkemize transfer etmek kolaycılığına kaçıldığı açıktır. Bu yaklaşım, bilinmeyen bir gıdayla beslenmek kadar tehlikeli ve risklidir.  Bu noktada gözden kaçan husus şudur: Her kültür özneldir; bir başka ifadeyle inanç ve kültür değerleri, yaşanılan coğrafya, ülkelerin gereksinimleri ve dünyaya bakışları farklıdır. Eğitim, farklılıklar üzerine kuruludur ve bu farklılıkları geliştirip ortaklaştırma çabasındadır. Bu demektir ki kendimize özgü yepyeni ama değişime açık bir sistem kurmak zorundayız. 

Eğitim sistemimizdeki ikinci bir sorun da eğitimin ruh, felsefe, hedef ve beklentilerini içeren zihniyet meselesidir. Cumhuriyet döneminden günümüze kadar uzanan süreçte, eğitim-öğretim alanında yapılan uygulama ve değişiklikler göz önüne alındığında, beklenen sonucun yakalanamadığı söylenebilir. Bunca gayret ve uygulamaya ve hatta sık sık yapılan değişikliklere karşın, istenen sonuca ulaşılamamış olması, temel bir değişkene işaret etmektedir. Bu değişken, eğitim-öğretim alanının temelinde yatan zihniyet(bakış açısı, mantalite) kavramıdır. Öyle anlaşılmaktadır ki bugüne kadar eğitim-öğretim alanında pek çok şey değişmiş ama zihniyet aynı kalmıştır. O hâlde, gerçek bir değişim ve dönüşüm için temel belirleyici olan zihniyet değişimine el atma vakti gelmiştir. Vaktiyle o dönemin şartlarına göre belirlenen zihniyetin artık güncellenmesi kaçınılmazdır. Aksi takdirde, eğitim-öğretim çıkmaza girdiği gibi, toplumun değişim ve dönüşümü de çağın gerisine düşmüş olacaktır! Yeni bir zihniyet arayışı; geçmiş tecrübeler, çağın gerekleri ve geleceğin beklentileri ile uyumlu olmak zorundadır. Daha açık ifade edecek olursak, kendi köklerimize bağlı ve çağın ruhuyla uyumlu bir gelecek tasavvurunu yakalamak, hepimiz için bir zorunluluktur.  Eğitimin bütün bileşenleri ışığında yeni bir zihniyet tanımını ortaya koymak ve buna uygun eğitim-öğretim uygulamalarını hayata geçirmek, birçok değişim ve dönüşümün önünü açacaktır. 

Eğitim alanındaki diğer bir sorun da eğitime parçalı olarak bakmak ve eğitim kademelerini parçalar şeklinde değerlendirmektir. Eğitimin karakteristik niteliklerinden olan tedrici bir anlayış yerine her kademedeki eğitim-öğretim uygulamalarını bütüncüllükten yoksun bir biçimde ele almak, neredeyse ömür boyu süregiden eğitim etkinlikleri arasında kopukluklara yol açmakta ve bütünsel bir hedefe yürümeyi engellemektedir. Bu noktada yapılması gereken iş, eğitimin tüm kademelerini (aile, okulöncesi, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, lisansüstü, halk eğitimi, yaygın eğitim, meslek eğitimi, hizmetiçi eğitimler vb.) hep birlikte ele almak, aralarındaki bağlantıları güçlü kılmaktır.   

Eğitim sistemimizde yaşanan diğer çok önemli bir sorun da merkezî sınav odaklı eğitim-öğretim anlayışıdır. Bu anlayışta temel etken, sınav başarısıdır. Bu etkene bağlı olarak çocuklar, okullarda ve özel kurslarda hayata değil, sınavlara hazırlanmaktadır. Sınav odaklı uygulamalarda temel amaç, konuyu bilmek değil, soruyu bilmektir. Test sisteminin getirdiği dayatmayla konular değil, cevaplar öğrenilir ve ezberlenen bilgiler, işi bitince unutulur. Hayattan kopuk bu sistemde sınavlar, öğrenci ve velilerin  -doğal olarak da öğretmenler ve yöneticilerin- yegane başarı ölçütleridir. Akademik kuru bilgilerin ezberlenmesine dayalı bu sınav sistemi, aynı zamanda çocukların ve velilerin ortak kâbusudur. Ülkemizin bir an önce sınav odaklı ezberci sistemden kurtulup okulun zevkli ve eğlenceli örtük bir öğrenme yerine dönüştürülmesi gerekir. 

   Eğitim-öğretim işlerinin başarılı bir şekilde sürdürülebilmesi için üzerinde düşünülmesi gereken başka bir alan da eğitimin ana yürütücüleri olan eğitici ve yöneticilerin yetiştirilmesidir. Eğitim sisteminin baş kahramanları olan öğretmenlerin çağın gereklerine uygun bakış açısında ve donanımında yetiştirilmesi, belki de eğitim alanındaki sorunların çözümündeki en güçlü adım ve en belirleyici irade olacaktır. Öğretmen yetiştirme konusu, son derece hayati bir önemi haizdir. Nitelikli bir öğretmenin öncelikle mesleki bilgisinin yani pedagoji bilgisinin (çocuk psikolojisi, grup sosyolojisi, ölçme değerlendirme, bilgi kazandırma yöntemleri, beynin çalışma biçimi) mükemmel olması gerektiği önemle vurgulanmaktadır. Bu itibarla, Eğitim Fakültelerinde öğretmen adayları için bu derslerin ve Türkçe yetkinliğinin baraj dersi olarak öngörülmesi gerekmektedir. 

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Bakış Açısını Genişletmek!

Eğitim-öğretim süreçlerini olabildiğince başarılı bir biçimde yürütebilmek için başlangıç noktamız, eğitim-öğretime ilişkin bakış açımızı genişletmek olmalıdır. Zira, birçok eğitimci bu konulara yalnızca bulunduğu noktadan bakmakla yetinmektedir. Oysa eğitim-öğretim süreçleri bir hayli kapsamlı ve bütüncüllük gerektiren çalışma alanlarıdır. Bu bağlamda söz yerindeyse geniş bir bakış açısı oluşturmak, büyük fotoğrafı görmek, dahası “beşikten mezara ilim” anlayışına bağlı kalmak gereği vardır. Konuya yalnızca tek fotoğraftan veya pencereden bakıldığında belki orada net bir görüntü elde edilebilir ancak toplu bakış yakalanmadığı için yapbozun bütününü görmek mümkün olmayabilir.

Eğitim-öğretim konularında doğru sonuçlar alabilmek, doğru yoldan ilerlemekle mümkündür. Bu yönüyle ilkin konuya bütün boyutlarıyla bakmak, masayı geniş tutmak, farklı uzmanlıkları bir arada değerlendirme sorunun çözümüne büyük oranda katkı sağlayabilir.

Eğitimden Beklentileri Belirlemek!

Türkiye’de eğitim-öğretim süreçlerinin istenen sonuçları verebilmesi için bu süreçlerin hedeflerini sağlam bir şekilde ortaya koymak zorundayız. Sözü edilen hedefler, gerçekte beklentilerle doğrudan ilişkilidir. Bu noktada bizim en önde gelen beklentimiz; sağlam kişilik ve karakterli bireyler ile vatanına ve milletine karşılıksız bağlı nesiller yetiştirmektir. Birbirini seven, sayan, hoş gören, çalışkan, ortak duygu ve ideallere sahip toplumlar huzur ve refahın güvencesidir. Tasada, sevinçte ve kıvançta birleşen toplumlar, ekonomik olarak da hızla gelişir ve büyürler. Ülkemiz bu bakımdan yüksek bir potansiyele sahiptir.

Bu temel beklentiler yanında bilgiyle donanmış, teknolojiye açık, çağdaş dünya ile uyumlu, beceri sahibi, araştırmacı, üretken, projeci, paylaşımcı… nesiller yetiştirmek de diğer beklentilerimizdir. Bu beklentilere olumlu yönde çok daha arttırılabilir.

Ana Eğitim Kademesi Aile!

Eğitim kademelerinde birinci kademe “aile eğitimi“ olduğunu kabul etmek, yenileşme ve değişim için ilk adım olabilir. Eğitim doğumla başlar ve ölünceye kadar devam eder, eğitim beşikten mezara kadar farzdır. Çocuk eğitiminin başlangıç evresi, çocuğun dünyaya gelmesinden çok daha öncelerde, ebeveynlerin evlilik ve ailelerinde aranmalıdır. Sağlam bir eğitim-öğretim sürecinin temeli, kesinlikle ailede ve okul öncesi dönemlerde atılır. O bakımdan, erken çocuklukta eğitim konusuna evlilik ve aileden başlamakta yarar vardır. Çünkü aile bir eğitim kurumu olarak ne derece sağlam kurulursa, çocuk eğitimi için o oranda sağlıklı bir ortam oluşturulur.

Okul Kavramı Üzerinde Yeniden Düşünmek!

Okul bu çağın çocukları açısından neyi ifade etmektedir? Bilinen bir gerçektir ki çocukların ve gençlerin pek çoğu okuldan hoşlanmamakta ve hatta nefret etmektedir. Bu gerçek bizi okulu daha sevimli, daha neşeli ve eğlenceli bir yere dönüştürmeye sevk etmektedir. Bu noktada atılacak somut adımlar bellidir: Okul öncelikle geniş ve çekici bahçesinden başlayarak spor alanları, havuzları ve oyun bölümleriyle çocuklara ve gençlere eğlenceli bir ortam sunmalıdır. Dersler klasik anlatım tarzından farklı olarak öğrenciyi aktif kılan yöntemlerle eğlendirerek öğreten bir tarza evrilmelidir.

Okulun gerçek işlevi, bilgi ezberleten sevimsiz bir yer değil; değerli insanlar yetiştiren sevimli bir mekân olmalıdır. Eğitim-öğretim etkinliklerinden temel beklentimiz ise, çok bilgili, çok donanımlı birey olmaktan önce “iyi insan, ahlâklı insan, eğitimli ve görgülü insan, iyi yurttaş, inanç ve millî değerlerine bağlı toplum” yetiştirmektir. Kendi değerleri üzerinde yükselen; vatanına, milletine, bayrağına, devletine bağlı, mensubiyet şuuruna sahip, kökü ve özüyle bizden, çalışkan, üretken, çağın ruhuyla uyumlu nesiller yetiştirmek en büyük arzumuzdur.

Duygular ve Değerler Eğitimi

Eğitim-öğretim, gönüllü ve istekli bir temele oturtulmak zorundadır. Bu açıdan eğitimin temellerine sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet, anlayış, paylaşım… gibi duygular yerleştirilirse, toplum yaşamında ve devlet düzeninde istenilen noktaya kolaylıkla ulaşılabilir. Sözü edilen duygular ve değerler eğitimi her işi gönülden yapmayı, başarıdan önce huzurlu ve mutlu olmayı da beraberinde getirecektir. Bize gerekli olan öğrenci tipi ruh, beden ve akıl açısından sağlıklı ve uyumlu olandır. Eğitim, değerleri olan değerli öğrenciler yetiştirme süreci olarak düşünülmelidir.

Eğitimde Yeni Yönelişler

Ortak bir anlayışla, kadim medeniyetimizin engin tecrübesiyle, çağın ruhuna uygun olarak belirlenen yeni eğitim zihniyetinin başarılı olabilmesi için, bu yeni anlayışın yeni yöntemlerle de desteklenmesi gerekir. Yeni yöntemlerin en başında klasik olarak uygulanagelen teoriye dayalı anlatım yerine yaparak ve yaşayarak öğrenme ilkesi temel alınmalıdır. Öğrencinin edilgen rolü, etkene dönüştürülmeli, kümeci ve projeci anlayışla eğitime daha işlevsel bir hareketlilik kazandırılmalıdır! Öğrenmede; oyun, eğlence, sanat ve spor ana yöntemler olarak aktifleştirilmeli; böylelikle örtük olarak kendiliğinden daha kolay ve kalıcı bir tarz esas alınmalıdır.

Öğretmen Yetiştirme Düzeni

Eğitim-öğretim siteminin ana ögesi ve öznesi, hiç şüphesiz öğretmenlerdir. Nitekim öğretmen yetiştirme süreci, pek çok yönüyle, planlanan eğitim-öğretim sisteminin asıl belirleyicisidir. Çünkü eğitim-öğretimle ilgili çalışmaların giriş kapısı, öğretmen yetiştirme düzeniyle yakından ilişkilidir. İdeal bir eğitim-öğretim sistemine giden yolda, ilkin öğretmen yetiştirme konusunu çözmek gerektiği açıktır. Konunun nesnel olarak ele alınabilmesi için, öncelikle öğretmenlerden beklentilerimizi somutlaştırmamız ve “öğretmen” kavramını açıkça ortaya koymamız gerekmektedir.

Eğitim-öğretim etkinliklerinin baş ögesi kabul edilen öğretmenlik, her daim taze kalmayı ve yenilenmeyi gerektiren özel bir alandır. Öğretmenler, her türlü iş ve meslek alanının yetiştiricileri oldukları için, onların bilgi ve beceri düzeyleri toplumun tamamını etkileyen bir nitelik taşımaktadır. Bu bakımdan öğretmenlerden en üst düzeyde motivasyon, çalışma azmi ve idealist nesiller yetiştirmeleri beklenmektedir. Öğretmenlerimiz de kendilerini yetiştirmenin gayreti içindedirler. Nitekim öğretebilmek için, öncelikle öğrenmek gerekiyor. Bu bağlamda, genel bakış açısıyla öğretmenleri her daim öğrenmeye açık, adanmış öğreticiler olarak tanımlayabiliriz. Kısacası öğretmen, öğrenen öğreticidir. Öğretmenler, her daim kendilerini geliştiren, yeniliklere açık, öğrencileriyle birlikte öğrenme yolculuğuna çıkan, bilgi ve becerilerini paylaşan, öğrencilerin yeteneklerini keşfeden, onları yüreklendiren ve yönlendiren, topluma örneklik ve öncülük eden bireyler olarak düşünülmelidir. Bütün bu vb. beklentiler için mutlaka yeni bir bakış açısına ve yeni bir kurama gereksinim vardır. Bu kuramın adı Öğrenen ve Paylaşan Öğretmenlik Kuramı olabilir.

Paydaşlar Arası İletişim

Eğitim-öğretim süreçleri, her geçen gün ağırlaşmaktadır. Bu ağırlık ancak ve ancak eğitimin paydaşlarının iş birliğiyle hafifletilebilir. Öğretmen-veli-öğrenci-yönetici vb. tüm eğitim paydaşlarının ortak paydaları göz önünde bulundurmaları ve karşılıklı iyi niyetle, iş birliğiyle konuya yaklaşmaları birçok sorunu çözecektir. Eğitimde paydaşlar arası iletişimde paydaşlık ruhu yükseltilir, eleştiri ve önerilere karşı açık olunursa, birçok çatışma konusu ortadan kaldırılmış olur. Ayrıca, karşılıklı olarak ve saygı çerçevesinde yeterli dinleme de sorunları yok edecektir. Paydaşların ortak paydası olan öğrencinin durumu ve gelişimi konusunda bilgilendirici ve paylaşımcı tutumları da çatışmaları önlemede etkili olacaktır.

Yöneticilerin okul huzurundaki ve başarısındaki payı ise, çok yüksektir. Zira yöneticiler tüm eğitim paydaşları içinde en üst düzeyde sorumlu paydaşlardır. Onların asıl görevi, her yönüyle okul kalitesini yükseltmek, okulda huzurlu bir ortam oluşturmak ve olası çatışmaların önünü almaktır. Bu amaçla yöneticiler, öğretmen ve öğrencilere motivasyon vermede etkin bir rol üstlenmeli; velilerle de açık ve nitelikli iletişimler kurmanın yollarını bulmalıdırlar. Eğitim-Öğretimin sürecinin başarıya ulaşabilmesi için tüm toplumun bu hususta bilgili, bilinçli ve sorumlu davranması, bu çağın kaçınılmaz bir gerçeğidir.

Geleceği Tasarlamak

Birey, toplum ve devlet bağlamında, bugünün huzuru ve güveni için yarını, geleceği inşa etmek gerekir. Zira; bugün aslında yarındır. Bugün; hem geçmiş, hem şimdi hem de gelecektir.  Nasıl ki dünün yatırımları bugünü yaşatıyorsa, bugünün yatırımları da geleceği inşa ve ihya edecektir. Geleceğin inşası ve ihyası ise, maddî yatırımlardan ziyade eğitimli insan gücüyle mümkün olabilecektir. O hâlde geleceğin dünyası ve geleceğimiz, eğitim sistemiyle yakından ilgili olduğuna göre, gelecek tasavvurumuzun başta gelen konusu eğitim olmalıdır. Geleceğin inşa ve ihyası için, mevcut eğitim sisteminin ruhunu, felsefesini ve uygulamasını uzun uzun tartışmak veya eleştiriler getirmek yerine, çağın şartlarına uygun yeni arayış, çare ve çözümler üzerinde yoğunlaşmakta yarar vardır.

Eğitim Araştırma ve Geliştirme Kurulu

Mevcut eğitim sistemimizin her ne kadar aksayan yönleri, sorun olarak görülse de sonuç olarak ortada yürüyen bir sistem vardır. Bu gerçekten hareketle; yeni bir eğitim sistemi çalışmasını sağlıklı bir şekilde yürütebilmek için, mevcut yü- rüyen sisteme hiçbir şekilde dokunmaksızın, ailedeki eğitimden başlayarak tüm kademeleri içeren bağımsız bir çalışma kurulu oluşturulmalıdır. Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki üst kurullara bağlı olarak çalışacak olan Eğitim Araştırma ve Geliştirme Kurulu, çalışan ve gözlemci statüsünde görev yapan bir kurul işlevinde olacaktır. Kuramsal ve uygulayıcı deneyimli uzmanlardan oluşacak bu kurul, çalışmalarını aceleye getirmeksizin sürdürmelidir. Kurul üyeleri, eğitimin paydaşları kabul edilen MEB, YÖK, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, DİYANET, MEDYA vb. farklı kurumlardan seçilmeli ve daimi statüde görev yapmalıdır.

Sonuç  olarak eğitim-öğretim alanında ülkemizin engin tecrübeleri ve  yetişmiş insan gücü mevcuttur. Bütün bunlar bize geleceğe umutla bakma ve çok çalışma motivasyonu vermektedir.   Bu bağlamda  Millî Eğitim Bakanımız Prof.Dr.Mahmut ÖZER’in  başlattığı “Aile Okulu, Değerler Eğitimi ve Mesleki Eğitim” konularındaki çalışmaları geleceğimiz adına son derece  umut verici ve tarihe geçecek türden uygulamalardır.  Yapılacak işi şu şekilde özetlememiz mümkündür: Eğitim konusu, her işin temelidir. Eğitim düzelirse her işimiz düzene girecektir. Eğitim bizim hem derdimiz, hem davamız hem de devamızdır! Bu şuurla eğitim çalışmalarını önümüzdeki süreçte en başta gelen acil eylem planı olarak görüp paydaşları bir araya getirdiğimizde, ülkemiz ve milletimiz için en hayırlı ve en temel işi yapacağımızdan hiç kuşkumuz yoktur!.

(Kaynak: Yaman, Ertuğrul, NASIL BİR EĞİTİM! Anadolu Ay Yay. Ankara, 2022.)