Yüzyıllardır Müslümanların kalbinde dinmeyen bir sızı, kapanmayan bir yara
olan Kerbelâ, İslâm ve insanlık tarihinin en büyük acılarından biridir.
Kerbelâ, hak ile batılın, adalet ile zulmün, zalim ile mazlumun, vicdan ile
ihtirasın, iman ile iktidar hırsının karşı karşıya geldiği bir imtihandır.
Ve bu nedenle aradan yaklaşık bin dört yüz yıl geçmiş olmasına rağmen
Kerbelâ hâlâ insanlığın vicdanına aynı soruyu sormaktadır: “İnsan nasıl olur
da inandığını söylediği dinin ilkelerinden ve Allah’tan bu kadar
uzaklaşabilir?”
Kerbelâ'nın acı gerçeği!
Kerbelâ, dinin özünden uzaklaşmanın, makam, servet ve iktidar hırsının
insanı hangi karanlıklara sürükleyebileceğinin en acı örneğidir.
Bir tarafta Peygamber Efendimizin bağrına bastığı, öpüp kokladığı, "Cennet
gençlerinin efendisi" olarak müjdelediği torunu Hz. Hüseyin ve onunla birlikte
susuzluk, açlık ve kuşatma altında zulme uğrayan masum insanlar.
Diğer tarafta ise kendilerini Müslüman olarak tanımlayan, namaz kılan, oruç
tutan, Kur'an okuyan fakat iktidar uğruna, yönetimi elinde tutmak için
Peygamber torununa ve beraberindeki masumlara akıl almaz zulümleri yapan
zalimler.
İbadet mi, ahlâk mı? İnsanları neyle ölçmeliyiz?
Yalnızca dini kimliğin ve ibadetlerin insanı gerçek anlamda erdemli kılmaya,
gerçek mümin olmasına yetmediğinin belgesi olan Kerbelâ'nın Müslümanlara
yönelttiği sorulardan biri de şudur “Bir insanın namaz kılması, oruç tutması,
Kur'an okuması onu gerçekten iyi ve adil bir Müslüman yapmaya yeter mi?”
Bu sorunun cevabı Hz. Hüseyin’in karşısına dikilen zalimleri ve onların
ibadetlerini nereye koyacağımız, onları nasıl değerlendireceğimizin içindedir.
Kur'an'ın birçok ayetinde ve Peygamber Efendimizin birçok hadisinde yer
alan uyarılar doğrultusunda din, yalnızca ibadetlerden ibaret değildir. Gerçek
din ve iman doğruluk, vicdan, kul hakkına saygı, adalet, ahlâk, emanet, liyakat
ve hakkaniyet üzere yaşamaktır.
Bu bağlamda Kerbelâ vakası incelendiğinde; Hz. Peygamber'in torunu Hz.
Hüseyin, dönemin siyasî şartları içerisinde yönetimin meşruiyeti, adalet
anlayışı, ümmetin bugünü ve geleceği konusunda ciddi endişeler taşıdığını ifade
etmiş; kendisine yöneltilen biat talebini kabul etmemiştir.
Hz. Hüseyin hareketinin temel amacını ümmetin ıslahı, iyiliğin
yaygınlaştırılması ve kötülüğün engellenmesi olarak açıklamıştır.
Hz. Hüseyin, emanetin ehline verilmesini, adaletin hâkim olmasını,
hakkaniyetin, liyakatin korunmasını ve ümmetin İslam'ın temel ilkeleri
doğrultusunda yönetilmesini savunduğu için Kerbelâ, hak ile zulmün, adalet ile
istibdadın mücadelesinin sembolüdür.
Sessiz kalanların sorumluluğu!
Kerbelâ'nın en büyük derslerinden biri de toplumların sessizliğiyle ilgilidir.
O gün pek çok kişi Hz. Hüseyin'in haklı olduğunu biliyordu, görüyordu.
Vicdanları onun yanındaydı.
Fakat korktular.
Sustular.
Geri çekildiler.
Ve böylece zulmün önünü açtılar böylece zalime destek vermiş oldular.
Tarih ve günümüzde yaşananlar göstermiştir ki zulüm çoğu zaman zalimlerin
cesaretinden değil, iyilerin sessizliğinden güç alır.
Bu nedenle Kerbelâ vicdanın, imanın, sorumluluğun, direnişin, hakkın
yanında durabilme cesaretinin sembolüdür.
Gücü meşru kılan nedir?
Kerbelâ'dan günümüze bütün çağların, bütün toplumların, bütün yönetimlerin
cevap vermesi gereken en temel soru “Bir yönetimi meşru kılan şey güç
müdür, yoksa adalet midir?” Sorusudur.
Ve tarih hükmünü vermiştir: “Adaletin olmadığı yerde güç, meşruiyet
üretmez, zulmü büyütür.” Bu ise Kerbelâ'nın insanlığa bıraktığı en önemli
siyasi mirastır.
Sonuç!
Kerbelâ geçmişte yaşanıp bitmiş bir hadise değildir.
Kerbelâ, her çağın insanını kendi vicdanıyla ve imanıyla baş başa bırakan bir
ahlâk imtihanıdır.
Bugün haksızlık karşısında susanlar, zulmü görüp sessiz kalanlar, makam ve
menfaat uğruna hakikati eğip bükenler de Kerbelâ'nın muhatabıdır ve ya
zalimdir ya da zulme destek vermektedir.
Çünkü Kerbelâ bize şunu öğretmiştir:
Haklı olmak, güçlü olmaktan, hakikatin yanında dimdik durabilmek ise
kazanılmış bütün dünya menfaatlerinden, bütün makamlardan ve bütün
saltanatlardan daha değerlidir.
Rabbimiz bizleri Hz. Hüseyin'in adalet anlayışını, cesaretini, sabrını ve
teslimiyetini örnek alarak zalimin ve zulüm karşısında susmayan, hakkı ve
hakikati korkmadan söyleyenlerden eylesin.
AHMET BERHAN YILMAZ

