Ortadoğu’da yaşananları “İran’a saldırı” başlığıyla okumak kolaydır ama kolay okuma
çoğu zaman eksik okumadır çünkü bazen savaşlar düşmana karşı başlatılmaz.
Bazen savaşlar, gücün hâlâ gücünü ispatlayıp ispatlayamayacağını görmek için
başlatılır.
Asıl soru şu olabilir: Bu saldırı gerçekten İran’ı mı hedef aldı yoksa küresel güç
algısındaki aşınmayı mı onarmaya çalışıyor? Çünkü güç, zayıfladığı an değil;
sorgulandığı an tehlikededir.
Avrupa’nın Dili Neden Farklı?
Bu süreçte ilginç olan İran’ın ne yaptığı değil, Batı’nın nasıl konuştuğudur. Japonya
net bir şekilde ABD–İngiltere–İsrail hattında konumlandı. Bu beklenen bir refleks ama
Avrupa yekpare değildi.
İspanya açıkça reddetti. Bu diplomatik bir sessizlik değil; bilinçli bir mesafedir.
Fransa “bilgilendirilmedik” diyerek sürecin merkezinde olmadığını ima etti. Bu,
güç hiyerarşisine itirazdır. Almanya süreci “operasyon” değil, doğrudan
“savaş” olarak tanımladı. Kelime seçimi masum değildir. Kelime, zihinsel
konumdur. İtalya tasvip etmedi. Anlayacağınız bir blok aynı dili konuşmuyorsa,
mesele sadece dış tehdit değildir. Mesele iç uyumdur ve görece imparatorluklar
dış cephede değil, iç tereddütle yorulur.
Bu Bir Güç Gösterisi mi, Güç Arayışı mı?
Son dönemde Hindistan–Pakistan hattında Anglo-Amerikan etkisinin sınırlı kaldığı
malum, hatta daha açık konuşalım bu ittifak kaybetti. Hâsılı küresel prestij küçük
çatlaklardan büyük depremlere dönüşür.
Eğer Güney Asya’da belirleyicilik zayıfladıysa, Ortadoğu’da sertlik itibar onarması
olarak da okunabilir. Bu pekala mümkündür çünkü hegemonya kaybettiği yerden
değil, asıl; kaybettiği algıdan yara alır.
Venezuela Dosyası Neyi Gösterdi?
Bir devlet başkanının askeri operasyonla kaçırılması, modern sistemde sıradan bir
olay değildir. Venezuela liderinin zorla alınması sadece bir operasyon değil, bir
mesajdı. Mesaj şuydu: “Ben hâlâ güçlüyüm.” Ama güç, sürekli hatırlatılmak
zorundaysa orada bir tereddüt vardır çünkü gerçek güç, ilan edilmez. Gerçek
güç, sorgulanmaz. Sorgulanan güç ise mesaj üretir ve mesaj çoğaldıkça, soru
da çoğalır.
Putin ve Şi Neden “Tek Kutuplu Dünya Bitti” Diyor?
Rusya yıllardır tek kutuplu düzenin sona erdiğini söylüyor. Çin çok kutupluluğun
kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Bu cümleler slogan değil; meydan okumadır. Eğer
dünya gerçekten çok kutupluluğa kayıyorsa, Anglo-Amerikan hattın cevabını
öğrenmek istediği soru şu olabilir: Hâlâ merkez biz miyiz?
Eğer Avrupa tereddüt ediyorsa, eğer Çin ve Rusya geri adım atmıyorsa, eğer
dünya alışmaya başlıyorsa… O zaman test edilen İran değil, caydırıcılık olabilir
mi? Pekâlâ olabilir.
Dünya Korkuyor mu, Alışıyor mu?
Bir gücün gerçek testi şudur: Hamle yaptığında dünya irkiliyor mu, yoksa omuz
silkerek gündemine mi devam ediyor? Eğer alışkanlık oluşuyorsa, caydırıcılık
sıradanlaşmıştır ve sıradanlaşan güç, hegemonya değildir.
Unutulmamalı: Güç kullanıldığında değil; kullanılmadan kabul edildiğinde güçtür
ve kabul zayıflıyorsa, denge değişiyordur.
Türkiye Ne Yapmalı?
Tam bu noktada Türkiye’nin dili belirleyici olur. Bloklardan birine eklemlenmek
kolaydır ama denge üretmek vizyon ister. Türkiye’nin cümlesi taraf değil, mimari
üretmelidir. Türkiye, İran merkezli gelişmeleri yalnızca askeri bir gerilim olarak
okumadığını açıkça ifade etmelidir. Bölgesel güç mimarisinin yeniden
tasarlandığının farkında olduğunu göstermelidir. Güvenlik başlığı altında
yürütülen her hamlenin jeopolitik hizalanma ürettiğini gördüğünü ortaya
koymalıdır. Hiçbir blokun genişleme stratejisinin parçası olmadığını
netleştirmelidir ve bölgesel istikrarsızlık üzerinden alan tahkimini doğru
bulmadığını açıkça dile getirmelidir çünkü taraf olmak kısa vadeli pozisyondur.
Denge olmak ise uzun vadeli akıldır.
Sonuç Yerine
Belki de bu kriz İran savaşı değildir. Belki de bu kriz: Batı içi uyum testi, Anglo-
Amerikan caydırıcılık ölçümü, çok kutuplu dünyanın hızlanma eşiği ve küresel
güç algısının stres deneyidir.
Belki de İran sadece sahnedir. Belki de asıl mesele sahne arkasındaki özgüvendir.
Belki de bu saldırıda gözden kaçan şey İran değil; gücün kendini yeniden
kanıtlama ihtiyacıdır.
Ve olabilir ki… Bu kriz, İran’ı değil; hegemonya psikolojisini hedef almış olabilir.
Olabilir ki… Dünya artık tek merkezli korku düzeninden çok merkezli denge düzenine
geçiyor olabilir. Olabilir ki… En büyük savaş cephede değil, zihinlerde yaşanıyor
olabilir ve olabilir ki… İran’a yapılan saldırıda asıl kaçırdığımız şey, kimin
gerçekten güç kaybettiği sorusu olabilir.
Gürkan KARAÇAM

