Piyasalar

İran’a Karşı Kelimelerle Savaş: Anlatı Cephelerinde Asıl Mücadele Nedir?

Punto:

Savaş Gerçekten Sahada mı Başlar, Yoksa Kelimelerde mi?

Uzun zamandır şu gerçeği düşünüyorum: Modern çağda savaşlar artık yalnızca
cephelerde başlamıyor. Savaşlar çoğu zaman önce kelimelerde başlıyor.
Bir füze gökyüzünde yükseldiğinde herkes onu görür ama o füzenin nasıl anlatıldığı,
hangi kavramla adlandırıldığı ve dünyaya nasıl sunulduğu çoğu zaman görünmez.
İşte bu yüzden şunu söylüyorum: Modern savaşların ilk mermisi kurşun değil,
kavramdır.

Bugün İran meselesi etrafında yaşanan tartışmalar da tam olarak bu nedenle
yalnızca askeri bir kriz değil; aynı zamanda büyük bir anlatı savaşıdır.
Bu bağlamda ABD ve İsrail sahada güç kullanırken aynı anda kelimelerle de bir
cephe kuruyor çünkü çağımızda askeri üstünlük kadar önemli olan bir şey daha
vardır: meşruiyet üstünlüğü ve meşruiyet çoğu zaman tanklarla değil,
kelimelerle inşa edilir.

Batı İran İçin Hangi Kavramları Kullanıyor?

Bir ülkenin dünya sistemindeki yerini çoğu zaman kullandığımız kelimeler belirler ve
İran söz konusu olduğunda Batı dünyasının kullandığı kavramlar neredeyse
standarttır: “Terör destekçisi devlet”, “bölgesel tehdit”, “istikrarsızlaştırıcı aktör”,
“nükleer risk” vesaire ve bu kavramların amacı açıktır: Bir devleti askeri olarak
olamasa da ahlaki olarak yalnızlaştırmak çünkü uluslararası sistemde en güçlü
silahlardan biri bir aktörü meşruiyet dışına itmektir.
Ben bunu şu cümleyle özetliyorum: Bir ülkeyi yenmenin en kolay yolu, onu önce
dünyaya suçlu göstermektir ama burada artık dikkat çekici bir kırılma var. Eskiden
bu kavramlar dünya kamuoyunu kolayca yönlendirebiliyordu. Bugün ise aynı
kavramların etkisi giderek zayıflıyor.

Dünya Neden Artık Bu Anlatıya Eskisi Kadar İnanmıyor?

Bunun iki temel nedeni olduğunu düşünüyorum.
Bilgi Tekeli Kırıldı

Bir zamanlar dünyada birkaç büyük medya merkezi vardı ve küresel hikâyeyi
onlar anlatıyordu. Bugün ise cep telefonları, sosyal medya ve alternatif medya
ağları bu tekelin büyük kısmını kırdı.
Gazze savaşında bunu çok net gördük. Eskiden savaş görüntülerini televizyon
kanalları belirlerdi. Bugün ise gerçekliği milyonlarca insan doğrudan görüyor. Bu
yüzden şunu dün olduğu gibi bugünde ısrarla söylüyorum: Gerçek görüntüler
ortaya çıktığında propaganda uzun süre ayakta kalamaz.
Dünya Tek Kutuplu Değil

Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD yalnızca askeri değil, aynı zamanda anlatı
gücünde de tekel sahibiydi ama bugün tablo çok farklı.
Çin yükseliyor, Rusya alternatif söylemler üretiyor, Küresel Güney ülkeleri
kendi hikâyelerini anlatıyor ve böyle bir dünyada tek bir anlatının herkesi ikna
edebilmesi gerçekten zor.
Şöyle özetleyebilirim aslında: Eskiden dünya Batı’nın hikâyesini dinliyordu;
bugün herkes kendi hikâyesini anlatıyor.

İslam İşbirliği Teşkilatı Neden Beklenen Tepkiyi Veremiyor?

Bu noktada birçok insan şu soruyu soruyor: “İslam İşbirliği Teşkilatı neden güçlü
bir blok gibi davranmıyor?”
Çoğu yorumcu hemen şu sonuca varıyor: “Çünkü hepsi Batı’nın kuklası.”
Ben bu açıklamayı fazla basit buluyorum. Evet, bazı ülkelerin Batı ile güçlü bağları
var ama mesele yalnızca bu değil.
İslam dünyasının en büyük sorunu çoğu zaman dış baskıdan önce iç
güvensizliktir. Birçok ülke birbirine tam anlamıyla güvenmiyor. Bu güvensizliğin
sebepleri ise derin: mezhepsel rekabet, tarihsel çatışmalar, bölgesel liderlik
yarışı ve rejim güvenliği korkuları ilk başta sayabileceklerim.
Böyle bir ortamda ortak bir strateji üretmek hiç de kolay değildir. Burada şunu
söylemem yerinde olacaktır: Birbirine güvenmeyen devletler ortak kurum
kurabilir ama ortak irade kuramaz ve İİT’nin yaşadığı sorun tam da budur.

İran ve “Şii Çemberi” Tartışması

Ortadoğu’daki güvensizlik meselesi konuşulurken İran faktörü çoğu zaman
tartışmanın merkezine yerleşir çünkü İran’ın bölgesel nüfuz stratejisi uzun zamandır
birçok başkentte “Şii çemberi” ya da “Şii Hilali” olarak tanımlanıyor. Bu tartışmanın
ortaya çıktığı hat ise İran – Irak – Suriye – Lübnan ve İran bu hattı kendi güvenliği
açısından ileri savunma alanı olarak görüyor. Rakipleri ise bunu nüfuz genişletme
stratejisi olarak okuyor ve bu iki okuma arasındaki fark Ortadoğu siyasetinin en
önemli gerilimlerinden biridir.
Kanaatim şu: Ortadoğu’da aynı hamle bir ülke için güvenlik, diğeri için tehdit
anlamına geliyor. Bu yüzden İslam Coğrafyası’nda bölgesel güven inşa etmek son
derece zor bir süreçtir.

Tarihsel Hafıza: Kasr-ı Şirin’in Gölgesi

Bölgedeki tartışmaları anlamak için tarihsel hafızayı da unutmamak gerekir. 1639
yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaşması, Osmanlı ile İran arasında sınır dengesi
kuran en önemli metinlerden biridir. Bu anlaşma yalnızca sınırları değil, aynı
zamanda mezhepsel gerilimi de sınırlayan bir çerçeve oluşturmuştur.

Bugün bazı çevrelerde İran’ın geçmişte farklı bölgelerde Şii nüfuz alanları kurmaya
çalışması bu tarihsel denge bağlamında eleştirilmektedir, ki haksız da değildir. Ancak
burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Tarihsel rekabeti hatırlamak başka
şeydir. Bugünkü krizleri yalnızca tarih üzerinden açıklamak başka şey.
Ben şu ilkeyi önemsiyorum: Tarih unutulursa analiz eksik olur; ama tarih tek
başına bugünü açıklayamaz.

Asıl Soru: İran Tartışması mı, Dünya Düzeni Tartışması mı?

İran etrafında dönen tartışmaların büyük kısmı aslında İran’ı aşan bir meseleye
işaret ediyor. Bu mesele şudur: Dünya düzenini kim anlatacak? ABD mi?, Çin
mi?, Rusya mı? yoksa yükselen yeni güçler mi? Çünkü modern çağda güç
yalnızca askeri kapasite değildir. Güç aynı zamanda anlatı üretme kapasitesidir.
Ben buna kognitif güç diyorum ve şuna inanıyorum: Bir ülke yalnızca savaş
kazanarak değil, hikâye kurarak da güç olur.

Sonuç: Geleceğin Savaşları Zihinlerde Kazanılacak

Bugün İran meselesi üzerinden yürüyen tartışmalar aslında daha büyük bir
dönüşümün parçasıdır. Batı anlatısı hâlâ görece güçlüdür ama artık tek anlatı
değildir.
Dünya çok sesli bir döneme girmiştir ve bu yeni çağda şu gerçek daha net
görülmelidir: Geleceğin savaşlarını en güçlü ordular değil, en güçlü zihinler
kazanacak çünkü fiziki haritalar toprağı gösteriyor olsa da gerçek güç çoğu
zaman insanların zihinlerinde çizilen görünmez haritalarda saklıdır.

Gürkan KARAÇAM / KOCAELİ