Piyasalar

İki Kitap

Punto:


Bitmesin diye ağır ağır okuduğum, notlar aldığım, sayfaları arasında karşılaştığım birçok isimleri de arama motorlarına yazıp hayatlarını tekrar inceleme gereği duyduğum bir kitaptı son bitirdiğim kitap olan 38 Kuşağı.
İş Bankası Yayınları’ndan çıkmış 748 sayfadan oluşan Cahit Kayra’nın kitabının tam adı 38 Kuşağı Cumhuriyetle Yetişenler Kitabı.
Cahit Kayra, ülkemizin yetiştirdiği, Mülkiyeli, büyük bürokrat ve devlet adamlarından. 
Çocukluğundan başlayarak Cumhuriyetin ilk yıllarını, anılarını okurken gözlerimizin önüne o yılları tıpkı bir edebiyatçı ustalığıyla seriyor. Tabii kitabın en can alıcı ve büyük bölümü ise bürokrasideki deneyimleri.  
Bu kitaptan çok yararlandım ve üzerine de daha çok konuşuruz ama bugün konumuz bu değil. Sağ olsunlar şu sıralar yeni çıkmış, yeni haberdar olduğum birçok kitap ulaştı elime. Hangisini önce okumalıyım derken son okuduğum kitap olan Kayra’nın kitabı ile aynı yılları anlatıyor olmasından dolayı, hemşerimiz de olan Sevgili Osman Köse’nin kitabını aldım elime. 
Sayfalarını çevirmem ile kitabı yarılamam bir oldu. Tablolar, ilgi çekici rakamlar, tanıdık bir sürü isimler derken su gibi aktı adeta Muğla’nın Demokrasi Serüveni.
Dalaman Darıyeri Kitap Şenliği’nde tertip komitesi aynı masada yan yana getirmişlerdi bizi ve Osman Hoca orada takdim etmişti kitabını. El emeği göz nurunu, edebi üslubu ve tarihçi dikkatiyle bütünleştirip topladığı 243 sayfadan oluşan nefis bir araştırma kitabı. 
Öncelikle hayırlı olsun, bereketli olsun, devamlı olsun dileklerimizi iletelim.
Tarih yazmanın tarih yapmak kadar önemli olduğunu biliriz bilmesine de nedense orada kalır, birbirimize bakarız. 
İsteriz ki ilk taşı atan biz olmayalım.
Hâlbuki tarih, adı üzerinde tarih olmuştur ama halen korkularımız, yanlış anlaşılma kaygılarımız ağır basar ve bırakırız.  Gelip başkaları toplasın, başkaları yazsın, çıkardığı dersleri ondan öğrenelim.
Bizi biz yazmayacağız da kim yazacak?
Daha da doğrusu; bizi bizden başkası bizim gibi yazabilir mi?
Osman Köse bu ilin, bu kültürün çocuğu. Kitabında bütünüyle bu şehrin yakın tarihini gözler önüne seriyor. Cumhuriyetle başlıyor yolculuğuna. TBMM Arşivi, Milletvekillerinin şahsi dosyaları, Cumhurbaşkanlığı Cumhuriyet Arşivi, Meclis Zabıtları, Devlet İstatistik Kurumu, Yüksek Seçim Kurumu, Resmi Gazete, ulusal ve Yerel Basının Muğla ile ilgili bütün belgelerine ulaşarak nefis bir çalışma sergiliyor. Ayrıca kitabında da belirttiği birçok kaynak kitaba da ulaşarak tamamlıyor çalışmasını. 
Kitaplığımın en görünür yerinde durup, sık sık faydalanacağım bir kitap olmuş.
Muğla’da üniversite kurulalı beri hep şehirle olan bütünleşmesi, uyumu konuşulur. İlk çalışanlarından olmam hasebi ile ben de zaman zaman kendi camiamı eleştirir ve şehre yönelik çalışmaların öneminden dem vururdum. Üniversite, üzerinde kurulduğu toprakları tanımalı, yaptığı çalışmalarla insanına, kültürüne, tarihine, coğrafyasına bir değer katmalıydı. Bu yüzden şehri soluyan, sokaklarını adımlayan, derdiyle hemhal olan akademisyenleri bu şehir hep bekledi.  
Şehrin eminleri hep mesafeli dursalar da, olaya siyasi yaklaşsalar da şehrin insanı umudunu hep korudu.
İkballerini steril kalmalarında gören akademisyenler olduğu gibi şehrin ismine, tarihine, kültürel mirasına kendini adayan akademisyenler de oldu. 
Kimi türkülerine çalıştı, kimi sarnıçlarına. 
Kimi mezar taşlarına çalıştı, kimi mantarına, kimisi balına. 
Kimi su sorununa dikkat çekti çalışmalarıyla, kimisi Türk varlığına; Yörük-Türkmen varlığına dikkat çekti. 
İçlerinden kimileri de şehre olan sorumluluklarını sadece mesai saatleriyle sınırlandırmayıp sosyal çalışmalarını dernek, grup adı altında da sürdürdüler şehirde.
Allah bu şehir için, taş taş üstüne koyan herkesten razı olsun!
Sevgili Osman Köse, genç bir kardeşimiz. Kendini akademiye kapatmayanlardan. Şehirde sosyal mahfillerde adını sıkça duyuyor, izliyor, beğeniyorduk.
Kaleme aldığı kitap, gerçekten titiz bir çalışmanın ürünü. Okurken belleğimizdeki birçok isme rastladık, bilmediğimiz yönleriyle tanıdık. 
Şehre, şehrin insanına olan sevgimiz de pekişti. Onun zulme, baskı rejimlerine olan dik duruşunun tarihi arka planını görerek gurur duyduk. 
21 Temmuz 1946 Milletvekili Seçimleri, ülkemizde demokrasiye geçiş aşamasındaki en önemli seçimdi. Tek Parti rejimi bütün kadrolarıyla vatandaşların iradesine hükmetmeye çalışmış, seçim sonuçlarına Demokrat Parti tam 37 ilde itiraz etmiştir. Dünya kamuoyunun tepkilerinden çekinilerek 27 Ağustos’ da kurulan İnceleme Komisyonunda doğal olarak bir değişiklik elde edilememiştir.  Bu baskı ortamında bile o seçimde Muğla’daki 5 milletvekilliğinden dört tanesini DP kazanmıştır.
“Görüldüğü üzere DP Türkiye genelinde seçimlerde beklediği başarıyı yakalayamamıştır. Fakat Muğla’da milletvekillerinin dört tanesini kazanmıştır. Bu bir anlamda 1950 seçimlerine bir işaret vermektedir de denilebilir.” (S.40)
DP’nin Muğla’da gösterdiği bu duruşun iktidar partisini de etkilediği ve hemen iki yıl sonra yapılan CHP Muğla İl Kongresi’nde açık ve işari oy kullanılması da dikkatlerden kaçmıyor. (S.42)
İktidar Partisi CHP’nin artık 1950 seçimleri için işi sıkı tutması kaçınılmazdı. İlde 1936-1939 yılları arasında valilik yapan Recai Güreli’nin parti müfettişi olarak şehre getirilmesi, halkla daha çok temaslar yapılması bunun en bariz örnekleridir. “Recai Güreli’nin seçim çalışmaları ile ilgili olarak Demokrat İzmir Gazetesi’nde şöyle bir haber yer almıştır: “Muğla’da CHP Müfettişi Recai Güreli halk ve memurlar üzerinde tazyik yapmak suretiyle CHP’ nin nüfuzunu arttırmak için çaba sarf etmektedir. Muğla Ziraat Bankası Müdürü, Özel İdare Gelirler Müdürü ile Tahsilat Müdürü başka yerlere tayin edildiği halde CHP faydalı olabileceklerini ileri sürerek tayinleri durdurmuştur. Vali vekili ile parti müfettişi arasında bazı sıkıntılar yaşandığı ve bu nedenle parti müfettişi tarafından başka bir yere tayin edildiği ifade edilmiştir. (S.57.) 
14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan seçimlere katılım yüksek olur. (%89,3) Oyların % 55,22’ sini alarak 420 milletvekilliği çıkaran DP, birinci parti olur.
“Muğla’da genel yirmi bin küsur oy farkı ile DP kazanmış ve il genelinde birinci parti olarak altı vekilin altısını da almayı başarmıştır. (S.63)
Ülkemiz demokrasisinin kesintiye uğradığı tarihlerden biri olan 27 Mayıs 1960 İhtilali de kitapta objektif bir bakışla yer almaktadır.
“27 Mayıs ile ilgili iki farklı görüş ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri demokrasi dışı uygulamaları kontrol edemeyen bir hükümete karşı demokratikleşmeyi sağlayan meşru bir darbe niteliği taşıdığıdır. Diğer görüş ise seçimle iş başına gelmiş bir iktidarı deviren ve kendisinden sonra gelen darbelere yol açarak demokrasinin kökleşmesini önleyen bir darbe olduğudur. (S.97)   
Halkın 27 Mayıs 1960’a gösterdiği duruşu belirlemek üzere yapılan 9 Temmuz 1961 Halk Oylamasına katılım oranı % 81’ dir. Ülke genelinde geçerli oyların % 61,7’si Evet şeklinde olmasına rağmen Muğla’da bu oran sadece %50,8’ dir. Halk oylamasına katılım da ülke genelinin altındadır. (% 74,4)
“Bu sonuçlara göre yapılan halkoyu Muğla’da az bir farkla kabul edilmiştir.” (S.114) 
Aynı yıl 15 Ekim 1961 tarihinde, ihtilalcilerin gölgesi altında yapılan seçimler hakkında da kitapta şöyle bir bilgi yer almakta:
“Seçimlerden birinci parti olarak CHP çıkmıştır. Özellikle seçim sürecinde CHP’ nin daha fazla oy alacağı tahmin ediliyordu. CHP ülke genelinde %36,74 oy almıştır. 1957 seçimlerinde CHP’ nin oyu %41,40’tır. CHP’nin 1957 yılında oy sayısı 3.825.267 iken bu seçimlerde 3.527.435 olarak tespit edilmiştir. Hem oy oranında hem de oy sayısında bir düşüş yaşanmıştır.” (S.120-121)  
Olaya Muğla çerçevesinden baktığımızda ise bu seçimlere katılım oranı ülke genelinden fazla olmuştur. (%82,10) Ülke genelinde %34,80 alan muhalefetteki Adalet Partisinin ise Muğla’da aldığı oy oranı % 59,44’ dür ve beş milletvekilinden üçünü de Adalet Partisi almıştır. 
Kitap bu ve benzer birbirinden ilginç veri ve bilgilerle elinizde su gibi akıp gidiyor.
Temennim başlığında ‘1’ ibaresini gördüğümden ikinci cildinin, hatta üçüncüsünün de kısa zamanda okuyucusuyla buluşması.
Yine temennim; bu gibi çalışmaların bütün akademisyenlere örnek olarak ilimizle ilgili bu tür çalışmaların artması.
Yine bir başka temennim de bu tür kitapların, başta üniversiteyi yönetmeye talip, ili yönetmeye talip etkin kişilerce de okunması, yöneticilik yaptıkları şehirle ilgili kulaktan duyma efsanelerle değil de böylesi bilimsel metotlarla hazırlanmış eserlerle şehre bakmaları.
Biz bu şehrin efeliğini seviyoruz.
Yine üniversitemizin başarılı tarihçilerinden ve Malazgirt Kazı Alanı Başkanı Prof. Dr. Adnan Çevik’in Metinbilim Derneği’nin düzenlediği, “Tarihi Metinlerde Muğla” konulu bir konferansta söylediği gibi: “Bu bölgede köklerine kadar bir Türk-İslam şehri görmek isteyenler, bir Yörük-Türkmen izi bulmak isteyenler gelip Muğla’yı görsünler”
Bu şehrin geçmişinde de, mayasında da efelik olduğunu bize unutturmayan Osman Köse hocamıza teşekkürler. 
Erdal ÇİL
 cerdal48@gmail.com