Piyasalar

Hakikat Nedir?

Punto:
Elimde bir elma var,beş duyu ile bu elmanın “GERÇEK”ini  kavradığınızda,beyninizde elmanın“HAKİKAT”ini kavrar.Elmanın tadı,rengi,kokusu vs.elmanın gerçekliğinin parçalarıdır,hakikati değil.Hakikat,beyin korteksinin bir fonksiyonudur. Peki,elmanın gerçeğinden bağımsız olarak beyninizde farklı bir hakikat yaratılabilir mi? Sıraya dizdiğimiz 100 kişiden 99’u bu elmaya armut derse 100. kişinin elma deme olasılığı nedir? Sürü psikolojisi,ego savunması vs. araçlar ile maruz bırakıldığımız algı operasyonları nedeniyle Elma artık armut olmuştur.Gerçek ile ilgisi olmayan bu  “ALGI”,beyninizde gerçek ile ilgisi olmayan yeni bir hakikat yaratır.Buna “POST TRUTH” denir.(bu kavramı bir videodan öğrendim) Gerçek,hakikat,algı ve post truth kavramları arasınaki ilişkiyi kavramak yaşamsal öneme haizdir. Cesur yeni Dünya’da,Aldous Huxley;içinde yaşadığımız bilgi çağında,bize sunulan çok sayıda doğru ya da yanlış haberin arasından doğru haberi seçme olasılığının zayıflığına, yanlış bilginin doğru bilgiyi katlettiğine işaret eder. Yani beynimiz işgal altında.Bu tuzaktan ancak güçlü bir farkındalık ile sıyrılabiliriz. Bilgisayar insan olabilir mi? sorusuna yanıt olarak “Çin’ce odası” alegorisi anlatılır. Tek kelime Çin’ce bilmeyen bir Türk bir odaya kapatılır.Elinde sadece Türkçe bir klavuz vardır.Kapının altından her sabah üzerine Çin’ce bir şeyler yazılı bir levha uzatılır.Türk,Klavuzda yazılı olduğu üzere hangi levhaya karşı hangi levhanın uzatılacağını okuyarak uzatır. Aslında Türk tek kelime Çin’ce bilmediği halde,dışarıdakiler onun çok iyi Çin’ce bildiğini düşündüğü gibi Türk’de bütün bu süreçten tek kelime anlamamış,sadece klavuzu çok iyi kullanmıştır. Bana göre bu Çin’ce odası,günümüz insanının neyle karşı karşıya olduğunu gösteren bir post truth odasıdır. Sosyal medya hangi kartı uzatırsa sizde karşıt kartı uzatacaksınız. PEKİ HAKİKATE NE OLDU? Artık birisi hakikati(nesnel) anlatıyorsa,bilinki  “kendi hakikat”ini (öznel) anlatıyordur. Hakikat diye kabul ettiklerimizi bu açıdan gözden geçirmekte fayda var.  Birisi kendi hakikatini mi,yoksa hakikati mi anlatıyor? Bu konuda da Michel Foucault(Doğruyu Söylemek)’dan yararlanabiliriz galiba. Ahlaki niteliklere sahip olmayan birisinin hakikate ulaşma ve ikrarı zordur ve bu niteliklerin ispatı cesaretten başka bir şey olamaz.Tehlikeli(çoğunluğun inandıklarından farklı)bir şey söylemesi güçlü bir işaretidir. Bir şey söylemiyorsa bildiği hakikatten kopuyor demektir.Ayrıca asta ve alta karşı söylenen hakikat bile gösterge olamaz. Hakikati “üste” ,aşağıdan yukarıya doğru haykırarak risk alır.Bir bilge trana,bir memur amirine,öğrenci öğretmene,vatandaş devlete,birey çoğunluğa karşı söyler. Yönetici astına hakikati anlatırken hiç bir risk üstlenmez. Oysa ast kelleyi koltuğa alır. Hakikat,bir şeyi ispat etmek de değil,muhatabını incitebilecek ya da öfkelendirecek niteliktedir. İnsanların duymak istedikleri gerçek olsa bile hakikat olmayabilir. Kişi çoğunluğu tehtid eden bir hakikati açığa çıkardığı zaman,özgürce konuşma ayrıcalığını da riske atmış olur. Kişi sessiz kalma konusunda özgürdür,kimse onu konuşmaya zorlamaz,ancak o bunu yapmanın bir ödev olduğuna inanır. Yani hakikat arayıcısı; özgürlüğü kullanır ve kandırma yerine dürüstlüğü,sahtelik ya da sessizlik yerine hakikati,hayat ve emniyet yerine ölümü,yaltaklanmak yerine eleştiriyi, kendi çıkarını koruma ve ahlaki kayıtsızlık yerine ahlaki ödevi tercih eder. Büyük resmî görebilmek ve ilk tepki başlıklı yazılarımın bu husustaki farkındalık açısından bir kez daha okunmasını tavsiye ederim. Hakikatin dini boyutu da ayrı bir başlık konusu. Hak ve hakikatin hakkı hep alidir,hiç bir hatıra kurban edilemez.   Mahmut Esfa Emek