Piyasalar

Fuat Doğu MİT'i ve FETÖ’yü Irak ve Suriye'de Nasıl Kullandı?

Punto:
Abdullah Öcalan ve Fetulah Gülen ikisi de terör örgütü lideri. Başka ortak paydaları daha var. Her ikisi de MİT tarafından özel yetiştirilmiş. Görevli oldukları kesin. Bir rivayete göre Apo ve FETÖ nün dahil edildiği projeler, NATO Gladyo’sunun işidir. Fuat Doğu'nun talimatı ile özel seçilen, eğitimden geçirilen bu iki ismin sonradan kontrolden çıktıkları söyleniyor. Her ikisi de bazı dönemlerin günah keçisi olmayı baştan üstlenmişler. Önce Türkiye sınırları içerisinde örgütleniyorlar. Sonra Türkiye dışına çıkı(rılı)yorlar. APO, gayri nizami harp üzerinden gidiyor. FETÖ'ye eğitim ile devlet kademelerinde kadrolaşma tercih ettiriliyor. Fuat Doğu'nun Irak ve Suriye Operasyonları İddia o ki Çerkez Kökenli Hafız Esat, MİT Müşteşarı Fuat Doğu'nun angaje ettiği, Türk istihbaratının güvendiği birisiydi. Hafız Esat ve bugünkü Suriye yönetimindeki derin damarın, cihanşümul Türk yapılanmasıyla (Ergenekon) irtibatını iddia etmesiyle, yıllar önce okuduğum, Doğan Yurdakul- Soner Yalçın'ın birlikte yayına hazırladıkları "Bay Pipo Bir MİT Görevlisinin Sıradışı Yaşamı: Hiram Abas"ı yeniden gözden geçirmemi gerektirdi. Mısır'da Sovyet yanlısı Nasır rejiminin kurulmasından sonra, Suriye yönetimi de Sovyetler Birliği'ne yakınlaşmaya başlamıştı. Nasır'ın "Arap milliyetçiliği" çizgisini benimseyen Suriye'de 20.000 Sovyet askeri personeli yığınak yapmış, Suriye ordusu Sovyet silahlarıyla donatılmıştı. Sırada Irak vardı. Sovyetler'in ve Nasır’ın desteklediği Yarbay Abdülkerim Kasım. 14 Temmuz 1958 tarihinde gerçekleştirdiği darbeyle krallığa son verdi. Kral II. Melik Faysal ve Kral Naibi Abdullah öldürüldü. Devrilen Irak Başbakanı Nuri Said, İstanbul'da eğitim görmüş bir Osmanlı paşasıydı. Türkiye'ye çok yakındı. Irak, Kral Faysal ve Nuri Said Paşa döneminde Türkiye'yle yakınlaşmaya başlamış, Menderes’le aralarında yakın dostluk ilişkileri de kurulmuştu. NATO, Ankara'dan Irak ve Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasını istedi. Türkiye hazırlığa başladı, planlar yaptı. 7. Kolordu Irak'ı, 8. Kolordu Suriye'yi işgale memur edildi.. Her iki harekâta da askeri usule uygun kod isimler konuldu. Birinin adı 'Akın Harekâtı', diğerininki 'Bali Harekâtı'ydı. Hükümet emir verir vermez 7. Kolordu Irak'a, 8. Kolordu Suriye'ye yürüyecekti. Türk Genelkurmayı, bu işte biraz ağır hareket etti. Eksiklikleri olduğunu ileri sürerek, müttefiklerimizden yardımların hızlandırılmasını istedi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Tunaboylu, “Silahımız yeterli değil, yeterli sayıda tankımız yok” diyordu. Türkiye ile İsrail arasında 1958 yılında gizli bir anlaşma imzalanmıştı. Hazırlanan işgal planı uygulanacak olsaydı, Şam dahil Şam'ın kuzeyi Türkiye'nin, Şam'ın güneyi İsrail'in olacaktı. MİT, 2 Mart 1969'da Hafız Esad'a Suriye'de darbe yaptırdı… Kitaptan devam edelim. "Seyfi Öztürk, dokuz yıl çeşitli bakanlıklarda bulunmuş, Türk siyasî yaşamındaki ender renkli politikacılardan biriydi. Bir dönem Süleyman Demirel'in en yakınındaki siyasetçilerdendi. Demirel, özellikle MiT'ten gelen gizli dosyalan Seyfi Öztürk'e okutur, böylece raporların özetini ondan dinlerdi. Seyfi Öztürk kitabın yazarı Soner Yalçın’a, 2 Aralık 1991 tarihli görüşmesinde ilginç bir anısını anlattı: "Başbakan Demirel yanıma geldi, '-Seyfi gel, seninle birşey konuşacağım' dedi. Ben sanıyorum ki makamında konuşacağız, '-Çıkalım' dedi, Başbakanlıktan çıktık. Makam arabasına da binmedi, ben de binmedim. Dinleniyor diye binmedi. Kim dinliyor tahmin edersin! Neyse, yürüyoruz. Makam arabalarımız ve korumalar da arkamızdan geliyor. Fısıldayarak dedi ki, '-Yahu Seyfi, Fuat Doğu geldi bugün bana. Bir haber verdi, doğru mu değil mi, bilmiyorum valla. Bizimkiler (MİT), CIA ile birlikte Suriye'de darbe yapacaklarmış. Hafız Esad diye bizim çok iyi tanıdığımız bir Çerkez'i başa getireceklermiş. Adam bize çok bağlıymış. Sen akşam radyoyu bir dinle de bana haber ver, iş doğru mu?' Ayrıldık. Akşam radyoyu dinledim. Sahiden darbe olmuş. Hafız Esad da başa gelmiş. Lakin adam bizimkilerin değil. KGB'nin adamı çıktı arkadaş." Kamuoyu, Fuat Doğu'nun "Çerkez arkadaşı" Hafız Esad'ın o günden sonra Türkiye'nin ne denli "dostu" olduğunu yakından görecekti." Benim kafam karıştı. Bugünkü Ankara - Şam ilişkilerini şekillendiren, yönlendiren bir odak var. Eğer Suriye’de aktörler değişirse Türkiye'de de aynısı olur. İddia odur ki, Beşar Esat 2020 içinde Şam'a veda eder. FETÖnün Şam Operasyonu Gazeteci Fuat Uğur bir kaç gün önce kendisine servis edilen bilgi notunu köşesinde paylaştı. Terör örgütü FETÖ mensupları Erzurumda toplantı yaptıkları sırada toplantının konuşmacısı M. Ali Şengül’ün, Fetullah Gülen’den gelen ani bir telefonla Suriye’ye geçmesi istenir. 'Samsunlu Hoca' rumuzuyla tanınan M. Ali Şengül, FETÖ’nün 12 büyük imamından ve yerine geçmesi muhtemel isimlerden biri. M. Ali Şengül’ün Suriye’ye gitmesinin gerekçesi, Suriye’nin en önemli din âlimlerinden Ramazan el Buti'nin, Fetullah Gülen’den zaman kaybetmeden Suriye’de “hizmet hareketi”ni başlatmasını istemesidir. Paralel Çetenin adamı M. Ali Şengül, Ramazan el Buti’nin Fetullah Gülen’den “Hizmet hareketini Suriye’de de başlatın ricası” üzerine apar topar Suriye’ye hareket eder. Ramazan el Buti, Şırnak-Cizreli bir fıkıh âlimi. 1929 doğumlu bir Türkiyeli Kürt. Fıkıh, siyer ve din usulü konularında 60’dan fazla eseri var. El Ezher Üniversitesi’nde doktora yapan El Buti, Şam Üniversitesi’nde de ilahiyat dersleri veriyordu. Fasih Arapçası ve ilmi birikimi nedeniyle Emeviye Camii’nde Cuma günleri vaaz verir ve hutbe okurdu. Derin bir Osmanlı sevgisi olduğu söylenir. Türk ve Arap ulusunun Türk bayrağı altında birleşmesinden yanadır. Sıkça Türkiye’ye gelir, sempozyumlara katılırdı. Kısacası Suriye halkı üzerinde çok etkilidir. Suriye’deki başkan değişikliğinin getireceği yönetim zaafından istifade etmenin tam sırası olduğunu düşünen MİT, Hafız Esad’ın cenaze namazını kıldıran Ramazan el Buti’nin, gücünün çok arttığını biliyor ve bunu değerlendirmenin bir yolunu bulmaya çalışıyordu. Bu arada Fetulah Gülen'in veya onun bağlantılarını kullanan Türk gizli servisinin talimatı ile Suriye’ye geçen M. Ali Şengül, Ramazan el Buti'nin desteği ile hiç vakit kaybetmeden Suriye’ye gider gitmez faaliyetlere başlar. Beşar Esad’a takdim edilir. Fetullah da adamlarına ilişkilerin sıkılaştırılması için ailevi ilişkiler kurulması talimatını verir. Bunun üzerine Paralel Çete’nin derin adamlarından FETÖ’nün Türkiye mütevellisi içinde yer alan kapatılan Fatih Üniversitesi Rektörü, şu anda Texas'taki North American Üniversitesi'nün Rektörü olan Şerif Ali Tekalan’ın oğlu Tarık Tekalan ile Esad’ın en önemli finansör ve destekçilerinden Hashem Akkad’ın kızı Lana Akkad ile nişanlanır. Sıkı durun bu Haşim Akkad, bugünlerde Beşar Esad'a posta koyan, Beşar Esad’ın kuzeni Rami Mahluf’la silah ve petrol işlerinde ortaktır. Bu kadar da değildir. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın özel kalem müdürü ve Esad’a destek veren en önemli Sünni aileler arasında yer alan Dabul ailesinden Abu Selim Dabul ile ortaklığı mevcut.** FETÖ Ramazan el Buti’nin desteğiyle giderek Suriye’de büyür. Bu arada Suriye’de iç savaş başlar. Türkiye ise bu gelişmeleri endişe ile izliyor ve Beşar Esad’a soğukkanlılık, itidal tavsiye ediyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nu birkaç defa Şam’a göndererek demokratik bir rejime dönüşün projelerini anlattırmış, bu konuda Esad’a sınırsız destek vereceğini iletmişti. Batı ise savaş yaygaraları koparıyor, Türkiye’nin ve Erdoğan’ın hâlâ neden Esad ile görüştüğünü sorgulayarak “O adam devrilmeli” kampanyaları yürütüyordu. Esad ise Türkiye’nin kendisine ilettiği demokratik geçiş projesine sıcak bakıyordu bakmasına ama Ankara’daki hükümetin bilmediği birşey vardı, Şam yönetimine Türkiye’nin derinliklerinden akan ters istihbarat bilgisi gidiyordu. Ancak ne olmuşsa olmuş, işler birdenbire tersine dönmüştü. Davutoğlu ile yaptığı görüşmelerde “demokratik açılımları yapacağım” diye söz veren Esad bir türlü bunları hayata geçirmiyordu. Soruluyor, tatmin edici bir cevap da alınamıyordu. Ama bunun korkunç bir sebebi vardı. Beşar Esad, Türkiye’nin derinliklerinden ters istihbarat alıyordu. MİT, TSK ve emniyet içinde yuvalanan FETÖ elemanları, Suriye’de yönetime yakın yerlerde pozisyonlanan FETÖ’cüler aracılığıyla Esad’a “Sakın Erdoğan’ı dinlemeyin. O sizi bu şekilde yıkmak istiyor” şeklinde telkinler gönderiyordu. Ahmet Davutoğlu’nun Esad’la yaptığı görüşmeler sırasında, FETÖnün Türkiye’deki hükümetten habersiz gönderdiği Cemaat abileri de Şam’da bulunuyordu. Kaldıkları cemaat evinde Türkiye’den gönderilen Fetöcü abilerden biri, Fetullah'ın yanından 4 gün önce Türkiye’ye geldiğini söyleyip terör örgütü başının, onlara Erdoğan’ın Esad’ı yıkacağını, buna engel olunması gerektiğini söylediğini, kendisininde Esad’a bilgi aktarımı yapmak üzere Şam’a geldiğini anlatmıştı. Suriye de son durum Nitekim Suriye’den gelen haberler eğer doğru ise Beşar Esad ile Rami Mahluf arasındaki gerginlik her geçen gün daha da büyüyor. Söylentilerde rejimin istihbarat başkanı Tümgeneral Ali Memlük'ün Mahluf'u desteklediği bilgisi var. Rami Mahluf kimdir? Beşar Esad'ın anne kuzeni olan Rami Mahluf, 1990'lardan itibaren Hafız Esad rejiminin sağladığı imtiyazlarla güçlendi. 2000'li yıllarda ülke ekonomisinin yarıdan fazlasını kontrol eden en zengin iş adamı haline geldi. Yasa dışı yollarla zenginleşme, yolsuzluk ve ekonomik adaletsizliğin sembolü olarak görülen Mahluf, ülkede 2011'de yönetimin reformu talebiyle başlayan halk hareketlerinde protestocuların hedefindeydi. İç savaşta ekonominin kötüleşmesi ve devlet gelirlerinin azalması üzerine rejimin, Mahluf başta olmak üzere iş adamlarından vergi ve haraç benzeri talepleri arttı. Rejim, iş adamlarından beklentilerini karşılayamayınca Ağustos 2019'da ülkenin en zengin 29 iş adamına karşı kara para aklama ve terörü finanse etme suçlarından soruşturma başlattı. Bu süreçte Mahluf ve diğer bazı oligarkların mallarına kısmen el konuldu. Mahluf'un servetinin önemli bir bölümünün Lübnan ve Avrupa ülkelerinde olduğu tahmin ediliyor. Bir kaç gün önce Rami Mahluf’a ait olan Syriatel adlı şirkette çalışan 28’den fazla müdür ve teknisyen Rusya’nın direktifleri doğrultusunda güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı. Anlaşılan Ankara’dan Şam'a ters istihbarat akışı halen aksamadan sürüyor. Devletin bir kanadı mevcut hükümeti Esat karşıtlığı ile oyalıyor diğer kanadı Esad'a işlenmiş, sonuçları iyi analiz edilmiş bilgi sızdırıyor. Esad’ı yönetimde tutan da Esad’ı karşı muhalefeti kullanan da Türk devleti. Zamana göre aktörlere ayar veriyor şerbet veriyor. FETÖnün Kuzey Irak Operasyonu Birazda Kürtlerin FETÖyle imtihanı ve Türkmen Cephesinin başına gelenlerden söz edelim. 23 Ocak 2013 Çarşamba tarihli Vatan gazetesinde Ruşen Çakır’ın; Irak Kürdistanı’ndaki FETÖcü yapılanmanın faaliyetlerini yürüten ve 8 yıldır koordine eden aslen Trabzon Oflu Talip Büyük’ün ağzından anlattığı yazı, bu kumpasçı çetenin Türkiye’nin ve Irak Türkmenlerinin ikbal ve istikbaline ve hatta istiklaline nasıl darbe vurduğunun tanığı. Talip Büyük; ilk kez okul açma faaliyetlerinin başladığı dönemde Kuzey Irak’ta Türkiye’nin gönderdiği Özel Kuvvetler, MİT ve Türkiye Cumhuriyetinin resmi muhatap kabul ettiği Irak Türkmen Cephesi’nin bulunduğunu, bu grupların kendi faaliyetlerine başta biraz önyargılı yaklaştıklarını, Kürt yönetiminin “Bunlar MİT galiba” diye bakarken MİTin de o dönemin yaklaşımına uygun olarak “Bunlar irticacı” dediğini, fakat bu bakışın uzun sürmediğini anlatıyor. Türkmen Cephesi’nin güç kaybetmesinin nedenleri bu bilgilerde saklı, şeytani niyet bu bilgilerde gizli. Mehmet Tahsin Gökkaya’nın http://www.turkmensani.net/ de yayımlanan “Dr. Sadettin Ergeç’in İTC başkanlığından alınmasında FETÖ terör örgütünün barmağı vardır” başlıklı değerlendirmesi bu açıdan önemli. Kuzey Irak’ta maalesef Türk yetkililerin desteğiyle palazlanan CIA projesi FETÖcüler operasyona önce Özel Kuvvetlerden başlıyor. Dışişleri’ndeki elemanlarının vesilesiyle Türkmen Dosyasına el koyarak, bu konuda yetkinin Asker’den çekilip Dışişleri’ne verilmesini sağlıyor. Bunu nasıl yapıyorlar hiç düşündünüz mü? İnanın şeytanın aklına gelmeyenler bunların aklına geliyor. Nasıl mı? Türk askerinin başına çuval geçirme hadisesini hatırlayın. 4 Temmuz 2003’te, “Çuval Olayı” yaşandı. Süleymaniye baskınında, ABD’liler Türk Özel Kuvvetleri’ne mensup, üçü subay, sekizi astsubay on bir Türk askerini gözaltına aldılar; bu askerlerin üzerinde üniforma ve kimlik yoktu. Amerikan tarafı, Türk Özel Kuvvetleri’nin de katılımıyla Kerkük Valisi’ne yönelik bir suikast gerçekleştirilmesinin, ABD askerlerince son anda önlediğini savundu ve bu tezinden bugüne kadar vazgeçmedi. 4 Temmuz 2003’te Türk Özel Kuvvetleri’nin Süleymaniye’deki karargâhını basan Amerikan güçlerinin bunu niye yaptıklarının cevabı, ABD gizli belgelerine yansıdı, buna göre Türk askerleri Kerkük Valisi’ni öldürme planının parçasıydı. İşte FETÖcü Türk görünümlü CIAnın kripto nüfuz ajanları, kendi faaliyetlerinin önünde en büyük engel gördükleri ve Türkmen davasından birinci derecede sorumlu Türk Özel Kuvvetlerini sahadan silmek için bu kumpası kurmuşlardı. ABD kaynaklarının şifreli yazışmalarında “Kerkük-Süleymaniye bölgesinde bazı şahısların “Kerkük bugün kurtarıldı” dediği haberleşmelerin tespit edildiğinin” belirtilmesi geçmişte yaşanan ve 15 Temmuzda tekrarlanan ihanetin delili olarak karşımızda duruyor.****** Türkmen dosyası çok güçlüyken Asker’den çekilip Dışişleri’ne verilmesiyle birlikte Türkmen davası sürekli kan kaybetmeye başladığı gibi bazı bölünmelere neden oluyor. FETÖcü yapının girişimi ve yönlendirmesiyle başlatılan Türkmen Cephesini zayıflatma projeleri sonuçlandığında ortaya çıkan tablo, maddi ve manevi kayıpların bu işin hiçbir düşman gücün veremeyeceği zararın ötesinde ve üstünde olmasıydı. Türkmen ana partileri İTC çatısından uzaklaştırılmış, maddi destekleri kesilmiş, daha sonra bu partiler İTC’ye, İTC’de bu partilerle karşı karşıya getirilmiş velhasıl ekilen fitne tohumları başak vermiştir. Bir diğer operasyonda Irak Türkmenlerinin tek karar merkezi olan Irak Türkmen Meclis’inin (ITM) fesh edilmesi ve birçok ülkedeki Türkmen temsilciliklerinin kapatılmasıdır. Hatta O dönem İTC genel Başkan’ı olan Dr. Sadettin Ergeç’in kurultaysız bir şekilde başkanlıktan ayrılması da gerçekleştiriliyor. Yazdıklarım Irak Türkmenlerine kurulan kumpasın bir kısmı, buz dağının görünmeyen tarafında daha neler var? Zamanımız varsa öğreneceğiz. Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) ait Erbil kenti başta olmak üzere Süleymaniye, Duhok ve Halepçe kentlerinde 20 okul mevcut. Bu okullarda 12 bin 719 öğrenci eğitim alıyor. Işık Üniversitesi de bu yapıya bağlı ve Türkiye’de kapatılan Fatih üniversitesinin garantörlüğünde Erbil’de faaliyet gösteriyor. Bunun yanında örgütün Erbil merkezli Devran FM adında yayın yapan bir de radyosu var. Ancak “Kuzey Irak Kürt yönetimi Eğitim Bakanlığının FETÖ’ye ait bölgede eğitim veren fesat okullarının kapatılmayacağını söyledi” şeklindeki haberi çok dikkatli okumak ve yorumlamak gerekiyor. Gerçekten Türkiye’den Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimine bu eğitim kurumlarının kapatılması doğrultusunda bir talep iletilmiş midir? Türkiye ile siyasi, ekonomik, kültürel ve hatta askeri ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin buna hayır demesi mümkün müdür? Nitekim 15-3-2014’te Başbakan Erdoğan’ın, Kuzey Irak’taki Türk okullarının kapatılması için bizzat Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani’den ricacı olduğu, ancak Barzani’nin kapatamayacakları cevabını verdiği iddia edilmişti. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Sözcüsü Safin Dizayi, “Bize böyle bir talep gelmedi” demişti. Acaba yine böyle bir durum yani Türkün Türke propagandası mı söz konusu?********* Bölgedeki gelişmelere göre tersine istihbarat akışı tüm hızıyla sürüyor. Okus fokusla herşeyi yani derin Türk devlet yapılanmasının Kuzey Irak ve Suriye'deki varlığını görünmez kılan, bu istihbarat sihirbazları kim? Acaba Türkiye'nin Kuzey Irak ve Suriye politikasını, FETÖ masası belirlemeye devam ediyor olabilir mi? Sahi biz bu masayı 15 Temmuz'da yıkmamışmıydık? Birşey söyleyeyim mi? Ben dahil ortalıkta ne kadar stratejist, güvenlik uzmanı geçinen varsa çelik çomak oynamaya devam ediyoruz. Kimsenin olup bitenden, çelik Çekirdeğin küresel operasyonlarından zerre kadar haberi yok! Ama ben şunu biliyorum “Her şey Türk için, Türk’e göre, Türk tarafından”