İnsan akıl, irade, düşünme ve sorgulayabilme yeteneğiyle yaratılmıştır. Fakat
bazıları, Allah’ın bahşettiği ve kullanılmasını emrettiği, emanetlerini kullanmak yerine
başkasına devreder, başkasının ağzıyla konuşur, başkasının aklıyla düşünür hatta
başkasının öfkesini, sevgisini, kinini taşır. Bu bir insan için alçaltıcı, kişiliksiz,
onursuz, zavallı bir teslimiyet halidir.
Düşünmek, fikir üretmek, sorgulamak, kendi iradesiyle karar vermek zahmetlidir.
Hâlbuki tekrar etmek, slogan atmak, hazır, düşünülmüş fikirleri paylaşmak, hele güce
yanaşmışsa, kolaydır, konforludur, kazançlıdır.
Allah’ın kullanması için verdiği aklı kullanma cesaretini göstermeyen insanlar
esaret altındadır. Çünkü başkasının aklına, başkasının rehberliğine ihtiyaç duyarak
iradesini devretmesi, insan için, en büyük esarettir. Günümüzde bu rehberlik ve esaret
altına alma; ideoloji, hoca, şeyh, parti, lider, kanaat önderi kılığında karşımıza çıkar.
Başkasının ağzıyla konuşan söylediklerini kendisinin düşündüğünü sanacak kadar
başkasının aklına teslim olmuştur. Oysaki kelimelerin kullanılış biçimi, kullandığı
vurgular, öfkenin, düşmanlığın yönü ve hatta gözlerindeki nefret bile bir başkasına
aittir. Bu insanlar farklı yerlerde, farklı şehirlerde yaşasalar, farklı kültürlere, farklı
eğitim seviyelerine sahip olsalar bile aynı şeyi söylerler, aynı şeye inanırlar, aynı
şekilde davranırlar.
Bu insanlar, özgürlük, akıl etmek, sorgulamak, eleştirmek sorumluluk getirdiği ve
riskli olduğu için, bütün bu değerlerden kaçarlar. Çünkü bir grubun, bir kişinin
düşüncesine sığınmak, kalabalığın içinde kaybolmak güvenlidir. Kalabalıkla hata
yapmak tek başına doğru olmaktan daha kolaydır.
Bu yüzden bu insanlar düşünce üretmez, başkalarının düşüncelerini taşır. Tepkileri,
öfkeleri, sevinçleri şuursuzdur, ezberdir, kendisine ait değildir. Bu kişiler papağan
gibidir. Kelimeleri başkasına aittir, doğru, yanlış ayırt etmeden ne söylediğini
bilmeden duyduklarını şuursuzca tekrarlarlar.
Eleştirel akıl insanı sürüden ayıran özelliğidir ve bu yalnızca karşı tarafı değil, kendi
tarafını da sorgulayabilmek ve eleştirebilmekle olur. Başkasının aklıyla düşünen kişi
için kendi tarafını sorgulamak, eleştirmek mümkün değildir. Çünkü onun bağlılığı
hakikate değil, iradesini devrettiği bağnaz bir aidiyete yöneliktir.
Aidiyet duygusu, düşüncenin ve aklın önüne geçtiğinde insan hakikati, hakkı değil,
grubunu veya bağlandığı kişiyi savunur ve hüküm verirken hakka, hakikate değil ait
olduğu çevrenin tepkisine, beklentisine ve çıkarlarına bakar.
Hal böyle olunca da hak, hakikat, adalet doğru, yanlış ölçü olmaktan çıkar “bizden
mi, değil mi?” ölçüsü belirleyici olur. Burada ahlâk ve inanç bile tarafgirlik rozeti
taşır.
Başkasının aklını kullanmak insana bir süre rahatlık, konfor sağlayabilir fakat insanı
silikleştirir, kişiliğini, kimliğini ve inancını yok eder. İnsan için en büyük devrim
başkalarının adına şuursuzca ve yüksek sesle konuşmak değil cesaretle ve kendi
sesiyle konuşabilmektir.
Son söz olarak; hayatınızda size yol açan, yol gösteren, ışık tutan rehberler olabilir
fakat rehberlik sokakları aydınlatan sokak lambaları gibidir, yolu aydınlatır. Yürümek,
doğru yolu bulmak ise sana aittir. Sen bu aydınlığa körü körüne bağlanır ve ona doğru
yürürsen direğe toslarsın, esir olur, kullanılırsın.
AHMET BERHAN YILMAZ

