Piyasalar

Eğitimde Yapay Zekâ Uygulamaları Üzerine

Punto:

Giriş
2020’li yılların başından itibaren yerküre, yeni ve çok hızlı bir değişim ve
dönüşümün kapılarını aralamaya başladı. Makina öğreniminin yeni bir evresi olarak
tanımlanabilecek bu süreçte, insanoğlunun Allah vergisi doğal zekâsının bir ürünü
olmakla birlikte, aynı zamanda ona rakip olmayı öngören yeni bir kavramla
karşılaştık: Yapay zekâ! Yapay zekâ akımı, sanki bir tsunami gibi tüm hayatı
etkileyecek, meslekleri ve toplumları kökten sarsacak bir hızla hayatımıza girmiş
bulunmaktadır.
Yapay zekâ teknolojileri, özünde insan hayatını kolaylaştıran ve birçok alanda
verimliliği artıran bir dönüşüm sunmaktadır. Örneğin sağlık sektöründe hastalıkların
erken teşhisi, kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi ve ameliyatlarda
robotik teknolojilerin kullanımı yapay zekânın sunduğu avantajlardan sadece birkaçı
olarak sayılabilir. Bunun yanı sıra eğitimde, kişiye özel öğrenme planlarının
oluşturulması ve erişilebilir eğitim materyalleri sayesinde öğrenim süreçleri daha etkili
hâle getirilebilir. Ayrıca, lojistikten tarıma kadar birçok sektörde iş süreçlerinin
otomasyonu ile maliyetler düşürülürken üretim kapasitesi artırılabilir. Turizmde uzun
gezilere gerek kalmaksızın oturduğumuz yerden Dünya’yı dolaşabiliriz. Günlük
yaşamda ise akıllı ev cihazları, dijital asistanlar ve otonom araçlar gibi teknolojik
araçlar bireylerin zaman ve enerji tasarrufu sağlamasına yardımcı olabilir.
Bütün bunların yanı sıra, yapay zekâ teknolojilerini bazı potansiyel riskleri de
bünyesinde barındırmaktadır. İş gücünün otomasyon süreçleri ile yer değiştirmesi,
özellikle düşük nitelikli çalışanlar arasında işsizlik oranlarının artmasına yol açabilir.
Veri gizliliği ve güvenlik konuları ise bir diğer önemli endişe kaynağı olarak ön plana
çıkmaktadır. Yapay zekâ sistemlerinin kullandıkları veri setleri, bireylerin kişisel
bilgilerinin kötüye kullanılma riskini artırabilir. Ayrıca, etik ve ayrımcılık ile ilgili
sorunlar da yapay zekânın yanlış veya önyargılı algoritmalarla kullanılmasından
kaynaklanabilir. Kontrolsüz bir şekilde geliştirilip kullanıldığında, yapay zekâ
teknolojileri toplumsal eşitsizlikleri derinleştirebilir ve bireysel hakları tehdit edebilir.
Bu ve benzeri gerekçelerle bu teknolojinin faydalarını en üst düzeye çıkarırken

risklerini ise en alt düzeye indirmek için, kapsamlı düzenlemeler yapılmasına ihtiyaç
olduğu söylenebilir.
Yapay zekâ teknolojileri ile gelen bu hızlı devinim ve önü alınamaz gibi
görünen yükseliş, iş dünyasından turizme, eğitimden sağlığa birçok meslek dalını çok
yakından ilgilendiriyor. İş, üretim ve hizmet sektörlerinin birçoğunda insan gücünün
yerini robotlar alırken birçok meslek dalı “garantili iş” olmaktan çıkmaya başladı. Bu
yeni ve belirsiz süreç bir taraftan birçok yeni fırsat sunarken öbür taraftan da birçok
endişe, kaygı ve iş kayıpları riskini beraberinde getirmektedir.
Yapay zekânın etkileri, Türkiye’de beklenenden çok daha fazla hissedilebilir.
Çünkü ülkemizdeki mesleklerin büyük bir bölümü değişime kapalı, ezbere ve sabit
süreçlere dayalı olarak yürütülmektedir. Kurumlarımızın işleyişleri kendi içinde
ihtiyaca cevap vermekle birlikte, ülke çapında ve küresel entegrasyon açısından
yeterli durumda değildir. Aynı şekilde genel anlamda eğitim müfredatları ve eğitim
sistemi de -günümüzde bazı cesur adımlar atılmaya başlansa da- oldukça geriden
gelmektedir. Özellikle teorik bilgiyi önceleyen, beceri ve uygulamadan uzak “diploma
garantili iş” algısı, gelecek yıllarda gençleri ve toplumu derinden etkileyecektir.
Eğitimde Yapay Zekâ
Diğer birçok alanda olduğu gibi eğitimde de yapay zekâ, birçok fırsat sağlama ve
sunma potansiyeline sahiptir. Bu fırsatların başında her öğrencinin öğrenme
deneyimini kişiselleştirme becerisini kazanma gelmektedir. Eğitimciler, yapay zekâ
sayesinde her öğrencinin kendine özgü güçlü ve zayıf yönlerini dikkate alarak
özelleştirilmiş ders planları ve değerlendirmeler yapabilme şansına sahip
olabileceklerdir. Öte yandan öğrenci performansını ve tercih verilerini analiz ederek
daha özel ve özgül sonuçlara ulaşabileceklerdir.
Yapay zekâ destekli araçlar ve teknolojiler sayesinde öğrenciler kişiselleştirilmiş
öğrenme algoritmalarından sanal ve artırılmış gerçekliğe kadar birçok hayal ötesi
öğrenme deneyimini yaşayabilmektedirler. Kişiselleştirilmiş öğrenme, yapay zekânın
eğitimdeki en ilgi çekici ve en heyecan verici yeniliklerinden birisi olarak karşımızda
durmaktadır.
Eğer yapay zekâ doğru, yerinde ve bilinçli kullanılabilirse, öğretmenlere büyük
kolaylıklar ve zaman kazanımı da sağlayabilir. Öğretmenler, her bir öğrencinin

performansı, başarı skalası, etkinlik düzeni gibi birçok bireysel başarı ve tercihlerini
analiz ederek her öğrencinin kendine özgü gelişim seyirlerini takip edebilirler.
Böylelikle öğrencilere ilişkin özelleştirilmiş ders planları ve değerlendirmeleri
yapabilirler. Bu yolla öğrencilerin yakın takibi yanında ders ve etkinliklere katılımları
da güçlendirilmiş olacaktır. Bütün bunlar ise hem akademik hem de beceri temelli
başarıları artırma fırsatları sunabilir.
Yapay zekâ, öğrencilere kişiselleştirilmiş öğrenme becerileri yanında yapay zekâ
destekli araçlar ve teknolojilerle öğrenme deneyimlerini çeşitlendirme olanağı da
sunabilir. Örnek olarak sanal ve artırılmış gerçeklik yöntemleriyle öğrenme daha
etkileşimli ilgi çekici biçime dönüştürülebilir. Ayrıca yapay zekâ, öğrencilere eğlenceli
ve etkileşimli materyaller yardımıyla bir yandan öğretirken öte yandan da eğlenceli
zaman geçirme fırsatları da verecektir. Eğer öğrenciler isterlerse kendilerine özgü
kişiselleştirilmiş sınavlar ve oyunlar oluşturabilirler.
Yapay zekânın sunacağı fırsat ve olanaklarla yükseköğretimde öğrenci ve
araştırıcılara çok daha nitelikli eğitim deneyimleri yaşatabilir. Küresel ölçekte
kullanılan yeni, farklı ve özgün öğrenme sistemleri, oyunlaştırılmış öğrenme, video
destekli öğrenme, sanal ve artırılmış gerçeklikle öğrenme, öğrenci katılımlı öğrenme
ve evren ötesi öğrenme gibi yeni ve özgün seçenekler sunabilir. Yapay zekâ
sayesinde sohbet robotları aracılığıyla öğrencilere günün her saatinde ders desteği
sağlayan kişiselleştirilmiş öğrenme algoritmalarına kadar çeşitli şekillerde kullanım
fırsatları da mevcuttur. Öte yandan, yapay zekâ, yeni eğitim stratejileri ve
politikalarının geliştirilmesine bilgi sağlayabilecek kalıpları ve öngörüleri belirlemek
üzere büyük ölçeklerde veriyi analiz etme olanağı da sağlamaktadır.
Yapay zekâ ve ChatGPT yoluyla büyük miktarda veriyi hızlı bir şekilde işleyip
analiz edebilme konusu üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir yeniliktir. Hiç
şüphe yok ki bu yeni teknolojilerle hayal ötesi yeni keşifler yapılacak, yeni kuramlar
üretilecek ve olağan ötesi sonuçlar elde edilebilecektir. Bütün bunlar bilimsel
çalışmalara kuşkusuz yüksek düzeyli ivmeler kazandıracaktır. Bu yöntemlerle kitap
ve makale yazılımı hızlanacak ve yeni formatlar kazanacaklardır. Metin analizleri
yanında diller arası çevrimler, istatistik işlemler ve bulgu değerlendirmeleri farklı
boyutlar kazanabilir.

Ayrıca yapay zekâ, eskiden beri eğitimcilerin büyük zamanlarını alan not verme,
sınav kâğıtlarını değerlendirme gibi zaman alıcı etkinlikleri otomasyona bağlayarak
eğitimcilerin zaman kazanmaları için yeni olanaklar sunabilir. Böylelikle öğretmenler
hem kendilerini geliştirme fırsatlarını yakalamış olacaklardır hem de öğrencilere daha
fazla verimli zamanlar ayırabileceklerdir.
Yukarıdan beri saydıklarımız ve yeni keşfedilmesi olası birtakım olanaklarla yapay
zekâ, eğitimde birçok yeniliğe ve kolaylığa açık bir uygulamadır. Öğretmenler ve
öğrenciler için eğitim-öğretim etkinliklerine hayal edilemez katkılar sunması
mümkündür. Bu yeni süreçte en büyük açmazlardan birisi -her yenilikte olduğu gibi-
bu konuda öğretmenler ve öğrenciler yeterince ve zamanında bilgilendirilmezlerse,
öğrenme ve öğretme süreçlerinde kimi aksamalar ve hatta beklenmeyen sürpriz
sonuçlarla karşılaşılabilir.
Eğitimde Yapay Zekânın Riskleri ve Endişeler
Bilindiği üzere her yenilik ve özellikle her teknoloji, getirileri yanında birtakım
riskleri de bünyesinde barındırmaktadır. Yapay zekâ, makina öğrenmesi ve yapay
yöntemlerle eğitime birçok fırsat sunarken doğal eğitime yapabileceği negatif etkiler
konusunda endişeler de bulunmaktadır. Nitekim 2020 yılında ortaya çıkan küresel
salgın sürecinde bir hayli yaygınlaşan çevrimiçi (online) eğitimin o dönemde işe
yararlığı yanında öğrenciler üzerinde birçok olumsuz etki oluşturduğu da
hafızalardadır. Eğitim-öğretimin gittikçe internet üzerinden makinalarla yapılıyor
olması insani duyguları zayıflatmak yanında eğitimde kolaycılığı ve yüzeyselliği
artırmıştır. Bu durum ise, doğal olarak geleneksel okul anlayışını tartışmaya açmakla
öğretmen ve ailelerde kaygılar oluşturmuştur.
İkinci bir risk ve endişe de eğitim kurumlarının bu hızlı teknolojik süreçlere
ayak uydurma ve dijital çağa uyum sağlama noktasında arkası görünmez yüksek bir
duvarın önünde kaygılı bir bekleyiş içerisinde olmalarıdır. Nitekim, yapay zekâ çok
yeni bir teknoloji olmaklıkla henüz okullara yeterince indirgenmiş değildir. Yapay zekâ
destekli araç ve platformlar, eğitimciler tarafından henüz yeterince tanınır bir alan
değildir. Daha da ilginç olanı, yapay zekâ konusunda öğrencilerin daha önde
olmalarıdır! Bu durumun yakın gelecekte sınıf ortamında öğretmenler aleyhine nasıl
yansıyacağı da henüz son derece belirsizdir.

Üçüncü bir endişe de yapay zekâ destekli iletişim ve eğitimlerin doğal
etkileşiminin yerini alabileceğidir. Eğitim etkinlikleri, özünde bir iletişim ve etkileşim
işidir. Makina öğretimi ile insan etkisi yapay zekânın inisiyatifine terk edilecek
olunursa ve insan eğitimcilerin yerini robotlar almaya başlarsa, eğitim-öğretimde ne
gibi yan etkilerin oluşacağı henüz merak konusudur.
Eğitimde yapay zekâ kullanımında bir başka endişe kaynağı da etik ihlallerdir.
Yapay zekâ özünde bir makina öğrenmesi olduğu için, söz konusu aygıtlara yüklenen
bilgiler herkese açık olduğundan kişisel verilerin güvenliği büyük tehdit altında
olacaktır. Özellikle öğrenci verilerinin gizliliği üzerindeki etkisi konusunda çok ciddi
endişeler bulunmaktadır. Ayrıca chatbot’un değerlendirme ve sınavlardaki sorulara
anlamlı yanıtlar üretme becerisinde söz konusu karmaşık cevapların belirli bir
kaynağa atfedilmesi pek mümkün olmadığı için intihallerin tespit edilmesindeki
zorluklar endişe kaynağı olarak karşımızda durmaktadır. Etik açıdan bir başka sorun
da bilgiyi üretenle bilgiyi kullanan arasındaki emek dengesizliği olacaktır. Nitekim
yapay zekâ her türden bilgiyi sizin emeğinizmiş gibi size sunma becerisine sahiptir.
Görüldüğü üzere yapay zekâ, sunduğu birçok kolaylık ve hızlılık yanında etik
konusu kapsamında bazı riskleri de beraberinde getirmektedir. Eğitim-öğretim
uygulamalarında gerek öğretmenler ve gerekse öğrenciler için bir yandan yapay
zekânın güçlü özelliklerinden faydalanarak verimliliği yükseltirken öbür yandan da
yukarıda sözü edilen etik risklere karşı çok ciddi önlemlerin alınması ve bu süreçlerin
bilinçli ve kontrollü bir şekilde yürütülmesi gerekmektedir.
Bir başka endişe de makina öğrenmesi ile yapay zekâ teknolojilerinin -diğer birçok
sektörde olduğu gibi- eğitim sektöründe de büyük bir işsizliğe yol açacağı endişesidir.
Eğitim sektöründe birçok idari görevin yapay zekâ marifetiyle otomasyona
bağlanması sonucunda birçok eğitimci ve destek personeli mevcut işlerini kaybetme
riski ile karşı karşıya kalacaklardır!
Eğitim alanında bugüne kadar yapılan uygulamalar, bu yeni teknolojinin özellikle
öğrenciler üzerinde kimi olumsuz sonuçlar doğurduğunu ortaya çıkarmıştır.
Gözlemlenen bu olumsuzluklar şu şekilde sıralanmıştır:
● Hazır bilgiye hızlıca ve kolayca ulaşıldığı için yapay zekâ, eleştirel düşünme
becerisini zayıflatabilir.

● Yine aynı şekilde öğrencileri uzun uğraş ve emekler yerine kopyala yapıştır
yöntemine sevk edebilir.
● Öğrencilerin büyük bir kısmı daha şimdiden ödevlerini yapay zekâya yaptırma
eğiliminde oldukları izlenmiştir.
● Kolaycılığa ve hazırcılığa alışan gençler hazırlıksız olarak iş hayatına girme riski
ile karşı karşıya kalıyorlar.
● Yapay zekâ da duygu aktarımı ve duygusal iletişim olmadığı için, öğrencinin
öğretmeni ve dersi sevmesi zorlaşmaktadır. Sevgisiz eğitim ise pedagojik açıdan
öğrenci motivasyonunu düşürebileceği için öğrenci başarısında düşüşler söz konusu
olabilir.
Bütün bu ve benzeri riskler, çok ciddi endişe kaynakları olarak hepimizin önünde
bir sorun olarak durmaktadır. Bu üstün teknolojiyi kullanırken bu riskleri de dikkate
almak zorundayız.
Çare ve Çözüm
Yapay zekâ, günümüzün ve geleceğin kaçınılmaz bir gerçeğidir. Bu teknoloji
bünyesinde hem büyük fırsatlar hem de büyük riskler barındıran bu teknolojiye karşı
durmak mümkün olamadığı gibi doğru da görünmüyor. Onun yerine bu teknolojiyi
öğrenmek, doğru anlamak ve doğru kullanmak gerekiyor. Bu amaçla neler
yapılabileceği hususunda bazı önerilerimizi aşağıya alıyoruz.
● Her şeyden önce yapay zekâ konusunda en başta eğitimciler ve öğrenciler
olmak üzere çok ciddi bilgilendirmeye ihtiyaç vardır. İkinci adımda yapay zekâ
okuryazarlığı konusunda bilinçlendirmeye gidilmelidir.
● Öyle anlaşılıyor ki hepimizin bu yeni teknolojiyi anlamak ve doğru
kullanabilmek için algoritmik düşünme, veri analizi yapma gibi bazı ön becerileri
kazanmamız elzem görünüyor.
● Eğitim süreçlerinde ezber bilgiden çok özgün düşünme, eleştirel bakış, ve
disiplinler arası çalışmaları öne çıkaracak yeni eğilimleri güçlendirme zorunluluğu
vardır.
● Dünyanın geldiği bu kritik eşikte, bilgi ve beceri kazanımında girişimcilik ve
cesaret çok önemli bir sermaye olacaktır. Yeni nesil öğrenmenin belki de en önemli
öğrenme yöntemi “deneme/yanılma” olabilecektir. Bu yeni evrenin en kısa formülü şu
şekilde verilebilir: Deneyin, tekrar deneyin, öğreninceye kadar deneyin…

● Bu süreçte küresel planda rekabet edebilmek için kendi dijital modellerimizi
ve markamızı üretmek artık kaçınılmaz bir zarurettir. Çağın ruhuna uygun olarak
küresel düşünmek, uzaktan çalışmak ve çevrimiçi (online) platformları
değerlendirmek şarttır.
● Hangi yaşta olunursa olunsun, öğrenme ve merak duygumuzu her daim
canlı tutmaktan kaçınmamak gerekiyor. Bir yandan bilgi edinirken öbür yandan da
yeni becerilere kulaç açmakta büyük yarar vardır. Böylelikle hem çağa ayak
uydurmuş hem de gençliğimizi güncellemiş oluruz.
● Yapay zekâ uyuklayanlar, kahve köşelerinde oyun oynayanlar ve yaşlılığı
peşinen kabullenenler ve daha başında havlu atan gençler için kimi riskler taşısa da
erken uyananlar için ise yeni bir çağın altın anahtarını sunacak kadar da cazibeli
görünüyor.
● Yapay zekâ teknolojisi; ekran başında yararsız videoları izleyerek uyuşmak
yerine kendilerini geliştiren, çağın ruhuna uyum sağlayan, değişim ve dönüşüme açık
olanlar için çok büyük fırsatlara gebedir. Özellikle gençler, bu fırsatlardan
yararlanarak hem kendilerini hem de ülkelerini geliştirmek zorundadırlar. Aksi
takdirde tembellik, atalet, hazırcılık, kolaycılık, emek hırsızlığı ve işsiz kalmak onları
bekliyor olacaktır. Gelecek, değişim karşısında uyanık kalan ve hazırlık yapanların
olacaktır!
Sonuç ve Değerlendirme
Biz kabul etsek de etmesek de ortada ışık hızıyla gelen yeni bir teknoloji
mevcuttur. Buradaki tavır ve tutumumuz yalnızca bugünümüzü değil aynı ölçüde
yarınımızı da belirleyecektir. Yapılması gereken iş; yapay zekânın eğitim için getirdiği
fırsatları ve riskleri birlikte düşünerek en başta öğretmenlerin bir paradigma
değişikliğine giderek bu teknolojiyi etkili ve nitelikli bir şekilde kullanabilmeleri için her
türlü tedbiri almak olmalıdır.
Genel anlamda bütün sektörler için yapay zekâ ile ortaya çıkan değişim ve
dönüşüme yönelik farkındalık geliştirerek eğitimde yapay zekânın etkili ve verimli bir
kullanımına odaklanmak en çıkar yol gibi görünmektedir. Nitekim küresel ölçekte
üzerimize adeta bir sel gibi gelen bu yeni akımdan zarar görmemek; aksine bu süreci

kendi lehimize çevirmek için onu öğrenmeye, onunla tanışmaya, onu kullanmaya ve
onunla barışık yaşamaya ihtiyaç vardır.
Yapay zekâ teknolojileri iki tarafı keskin bir bıçak gibi karşımızda durmaktadır. Bu
teknolojiye karşı çıkmak hiçbir sorunu çözmediği gibi bizi her türlü saldırıya ve
suistimale açık duruma getirebilir. Önemli olan bu keskin bıçağın neresinden
tutacağımızı öğrenmek ve nasıl kullanacağımız konusunda bilgi ve beceri sahibi
olabilmemizdir.
Eğitim-öğretim alanına daha özel ve özenle baktığımızda yapay zekâ
teknolojilerinin kontrollü ve sınırlı kullanılmasında herhangi bir sakınca olmayacaktır.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken şey, doğal ve canlı eğitim yerine yapay zekâ
teknolojilerine dayalı bir eğitim yönteminin ikame edilmemesidir. Eğer doğal öğrenme
tümüyle terk edilir, öğretmen-öğrenci arasındaki duygusal bağlar kopartılırsa o
takdirde eğitim-öğretim süreçleri mekanikleşir ve anlamını yitirebilir. Zira, eğitimin
özünde sevgi vardır. Sevgi eken öğretmen, sevgi biçer. Sevgisiz, duygusuz bir
eğitimin öğrencileri nereye götüreceğinden hiç kimse emin olamaz!
Sonuç olarak yapay zekâ teknolojileri, birçok imkân sunmakla birlikte riskleri de
olan bir yeniliktir. Eğitimciler olarak bizlere düşen görev, bu yeniliği öğrenmek,
sakıncalarına karşı her türlü önlemi almak, tedbirli, temkinli ve en önemlisi de tedrici
olarak çok da acele etmeden bu teknolojiyi eğitim aşamalarında insanlık yararına
kullanmak için hazırlıklar yapmaktır.
Son olarak özellikle şu hususu vurgulamak gerekir ki bu Dünya’da aslolan bilgi,
teknoloji veya yenilikler değil; aslolan insan, doğa ve diğer canlılardır. Teknoloji ancak
insanlığa ve diğer canlılara hizmet ettiği ölçüde değerli ve anlamlı olmalıdır. Yapay
zekâ, hiçbir zaman doğal zekânın önüne geçirilmemelidir. Eğer geleceğimizi
makinalara, robotlara ve teknolojilere teslim edeceksek bu sonun hayırlı olmaz!
Hepimiz insanlığımızı ve geleceğimiz kaybetmekle karşı karşıya kalabiliriz!..