İŞİMİZ ALLAH’A MI KALDI?
“İnanmak, samimiyetle inanmak; yağmur duasına şemsiyeyle gitmektir.”
“Bizi salgından, yangından, selden, kıtlık ve kuraklıktan, her türlü afetten koru
Ya Rabbi! Ya Rabbi! Salgınla, yangınla, sel ve heyelanla ağır bir imtihandayız.
Merhamet ve şefkatinle acılarımızı dindir Ya Rabbi! Rahmet yüklü bulutlarınla
yangınlarımızı söndür Ya Rabbi! Yangınları söndürme mücadelesinde
devletimizi, milletimizi, görevleri başında amansızca mücadele eden
kardeşlerimizi muvaffak eyle Allah’ım! Yangınları söndürme mücadelesinde
devletimizi, milletimizi, görevleri başında amansızca mücadele eden
kardeşlerimizi muvaffak eyle Allah’ım!” Duasıyla Diyanet kendisine bağlı 90 bin
camide Perşembe selasının bitiminde cami hoparlörlerinden okuttu. Bizler de
Amin dedik.
DİYANET İŞLERİ FİİLİ DUADAN HABERSİZ Mİ?
Amin dedik ama, bu uygulama bizlere biraz garip geldi. Diyanet bugünden sonra
çıkabilecek yangınların sebebini açıklamış mı oldu, tam da anlayamadım. Arzu
ettiği bir şeyin olmasını isteyen kişi, onun sebeplerini de yerine getirmek
zorundadır. Sanki önce fiili duayı kendi başkanlıklarının da bağlı olduğu
Cumhurbaşkanlığı Hükümetine bildirmiş olsaydı, belki bu kadar can ve mal
kaybıyla ülke karşı karşıya kalmayacaktı. Diyanetin duası içinde “kader, bu işin
doğasında var” da diyebilirdi, ama demedi. Buna da şükretmeli!
YANGINLARIN BİLANÇOSU
2025 yılında 75 ilde 4.426 orman yangını çıktı, 49.769 hektar alan zarar gördü.
En çok yangın Çanakkale’de, en çok alan kaybı İzmir’de yaşandı. Bursa’da ise
can kayıplarımızın yanında 10 bin stadyum alanı kadar arazi yangında
kaybedildikten sonra Diyanet İşleri Başkanlığı bu duayı yaptırdı. 20 Temmuz'dan
bu yana çıkan orman yangınlarında 7 ilde 66'sı konut, toplamda 132 bağımsız
birimin yıkık veya ağır hasarlı olduğu, 01 Haziran 2025'ten bugüne kadar orman
yangınlarında 13 ilimizde toplam 407 konut, 17 iş yeri ve 96 ahır yıkık ve ağır
hasarlı olarak tespit edildiği açıklandı.
Bugünden sonra çıkabilecek yangınların sebebini Diyanet İşleri açıklamış mı
oldu, tam anlayamadım.
DUA
İnsanın Allah’ı ile iletişimi; Yaratan ile yaratılan münasebeti şeklinde,
haberleşme (Vahy ve Dua) şeklinde, itaat şeklinde ve Allah’ın ahlakıyla
ahlaklanmak tarzında ahlaki münasebet şeklinde olabilir. Her insan kendine
göre bir iletişim yolu bulur. Yaratıcısına yönelerek O’ndan imdat ister. Bu
yöneliş, bir ibadet şekli olabilir; veya kurban şeklinde gerçekleşebilir; veyahut
sadaka verme, hac etme suretiyle vuku bulur; veyahut ta, doğrudan yalvarış
tarzında vücut bulabilir.
İletişim kuldan Yaratıcı’ya doğru olduğu gibi, Yaratıcı’dan kula doğru da olur.
İletişimin, bu şekilde, iki taraflı olduğu hususu, Yüce Yaratıcı tarafından ifade
edilmiştir. İlahi çağrıda,”Bana dua ediniz, ben de size cevap vereyim.” denilir.
Yüce Yaratıcı ile iletişimde bulunmak isteyen kişi, O’nun şefkatini, merhametini,
lütfunu, inayetini, ve ihsanını ister, kendisine yardımda bulunmasını talep eder.
Yaratıcı’nın gücü, kudreti, in’am ve ihsanı, affı ve bağışlaması, sevgi ve rahmeti
önceden bilinmiş ve kabul edilmiştir. Herkese yönelik bu hususlar, o anda kul
tarafından istenmektedir. Kul, Yaratıcı’sına çağrıda bulunup istekleri konusunda
yardım ihtiyacını dile getirmektedir. İşte, bu yardım çağrısına “DUA” diyoruz.
İletişim, çağrı veya dua şeklinde, kuldan Yaratıcı’ya doğru gerçekleşmiştir. (Prof.
Dr. Hayrani Altıntaş – İslamın Gerçek Yüzü)
SAMİMİYETSİZ İNANMIŞ GİBİLER! (kıssa)
Küçük kasabanın birinde bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir
genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler.
Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal
olarak karşı çıkamamışlar.
Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu gayri ahlaki tüccar için her gün
beddua etmekten öteye geçememiş. İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala
her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. Caminin
cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek
görmemişler.
Tüccar adam, cami imamının ve cemaatin direkt veya endirekt olarak
bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış.
Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi
bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler. Bu olayın kendi
dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler.
Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hakim dosyayı
dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
– Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum, demiş.
Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.
-Taraflardan birisi “duanın gücüne inanan bir tüccar sahibi”,
-Diğeri ise “duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaat.”

