Piyasalar

Din Muhasebesi ve Yorumu

Punto:
Tarihin her döneminde farklı din algıları, farklı din yorumları olmuştur. Lakin bu guruplar arasında kavga da olmuştur. Bunun nedeni her farklılığın bir iman sorunu haline getirilmesi veya herkesin mensup olduğu çizgiyi kusursuz ve tek doğru saymasıdır. Doğru teke inince de ötekiler meşruiyetini kaybettiği için kavga kaçınılmaz olmuştur. Hala İslam dünyasının en büyük sorunlarından biri budur. Kısaca meşrepçilik olarak nitelendirdiğimiz bu durum çoğulcu bir İslam'ın doğmasına da engel olmaktadır. İslami çoğulculuk dediğimiz şey farklı din yorumlarının varlığını ve meşruiyetini kabul etmek ve onları İslam çerçevesi içinde görmektir. Bu bakış İslam'ın farklı yorum ve algılarını ötekileştirmeyeceği için çatışmacı bir din anlayışını da ortadan kaldıracaktır. Bütün dini yorum ve algılar aynı kaynaktan-ağırlıklı olarak kitap ve sünnetten- beslenir. Farklılık bu kaynakları yorumlayan kültürlerden kaynaklanmaktadır. Farklı kültürler farklı din yorumları ve üslupları ortaya çıkarır. Bu sosyolojik bir gerçektir. Farklı tarihe, farklı kültürlere hatta farklı coğrafyalara sahip toplumların din algıları da farklı olur. Müslümanlar bu farklılıkları hoş görü ve yüce peygamberin ifadesiyle -rahmet- olarak görmedikleri müddetçe iç barışı sağlamaları mümkün değildir. Ancak bu yetmez. Bugün hiç bir toplum dini açıdan homojen değildir. Her toplum, içinde şu veya bu ölçüde farklı dinlere mensup insanları barındırmaktadır. Sadece aynı dinden olanların bir arada yaşayabileceğini düşünmek, bu defa farklı din ve ideolojilerle çatışmaya, karşılıklı olarak toplumsal dışlamalara neden olacak, dünya dini coğrafyalar şeklinde bölünecektir. İçeride ve dışarıda birbirinden soyulanmış dini coğrafyaların oluşması demek, bir nevi içe kapanma, kültürler arası münasebetlerin kesilmesi ve küresel çapta dini rekabetin alevlenmesi demektir. Böyle bir dünya herkes için çekilmez olur. Bundan kurtulmanın yolu da demokratik çoğulculuktur. Farklı din ve ideolojilerle bir arada yaşayabilme, aynı özgürlüğe başkalarının da sahip olduğunu kabullenmektir. Ne yazık ki İslam dünyası her iki çoğulculuktan da mahrumdur. Tekçi din anlayışı hem farklı din yorumlarına karşı, hem de farklı din ve ideolojilere karşı tahammülsüzlük olarak karşımıza çıkmaktadır. İslam dünyasında demokrasinin gelişmemesi biraz da bu anlayışla ilgilidir. Tek yorumlu din anlayışı hayatın her alanına nüfuz etmiş, siyaseti de tekçi bir yapı haline getirmiştir. Tarih boyunca her türlü muhalefetin iman- küfür zemininde ele alınarak susturulması bu tekçi siyaset anlayışının bir neticesidir. Aslında demokratik çoğulculuk dinin de kabul ettiği bir gerçektir. Dinde zorlamanın olmaması, aynı zamanda -sizinle savaşmadıkları, kamu düzenini bozmadıkları müddetçe- farklı din mensupları ile bir arada yaşamayı içerir. Zorlamamak kabullenmektir. Aksi bir durum olsa, İslam -farklı din ve ideolojilere mensup olanları- İslam'a girmeye zorlamayı emrederdi. İslam dünyasının bu anlamda ciddi bir değerlendirme yapmaya, çağımızın gerçeklerini göz önüne alan yeni bir din yorumu ve muhasebesine ihtiyacı var.