Venezuela tam demokrasiyle yönetiliyor olsaydı, Trump böyle bir operasyonu
Maduro’ya çekebilir miydi?
The Economist'e bağlı Economist Intelligence Unit'in (Economist İstihbarat Birimi)
167 ülke ve bölgedeki siyasi durumu her yıl yaptığı araştırma sonuçlarını takip eden
yılın Şubat ayı sonuna doğru paylaşır. Demokrasi Endeksi raporu ülkelerin Seçim
süreci ve çoğulculu Medeni haklar, Hükümetin işleyiş ve Siyasi katılım
kategorilerinde değerlendirme araştırmaları yapılıp, puanlamaya tabi tutulduktan
sonra Tam demokrasi, Kusurlu demokrasi, Karma rejim ve Otoriter rejim olmak
üzere dört rejim türü olarak ülkeler sınıflandırılmaktadır. Değerlendirmeler 10 tam
puan üzerinden verilmekte olup, 4 puan alı alan ülkeler maalesef “otoriter rejim”
sınıfında değerlendirilmektedir.2025 raporu bu yılın Şubat ayı sonuna doğru
çıkacağı için ben 2024 Demokrasi endeks raporunu dikkate alarak değerlendirmede
bulunmak istiyorum.
2024 Raporu Dünya Devletlerinin demokrasi açısından kriz yaşadığı bir dönem
olduğunu işaret ediyor. 167 ülkenin değerlendirildiği raporda 25 ülke Tam
Demokrasi, 46 ülke Kusurlu Demokrasi, 36 ülke Karma / Hibrit Rejim ve maalesef ki
60 ülke de Otoriter Rejim sınıfında olduğu sonuca ulaşıldı.
Dünya nüfusunun %39,2’si ve 60 ülkesinde otoriter rejim yönetimlerinin, yine
dünya nüfusunun %6.6’sı ve 25 ülkesinde Tam Demokrasiyle yönetildiğini ülkelerde
bu çalışmada öğreniyoruz. Yine raporda dünya nüfusunun %27,5’i 46 ülkede
Kusurlu Demokrasi olarak yönetilmektedir.
Türkiye olarak demokrasi puanımız 2023'te 4,33'ken 2024'te 4,26 olarak belirlendi.
Bu puan bizi “Karma / Hibrit Rejimler” sınıfında tutmuştur. Bizimle aynı sınıfı
paylaşan 35 ülke ve %21.6 dünya nüfusu var.
2026’nın ilk günlerinde “Kusurlu Demokrasiler” kategorisinde yer alan ABD ve
Başkanı Trump’In bir egemen devlet olan Venezuela’ya yaptığı bir operasyonla
Devlet Başkanı Maduro’yu dünyanın gözünün içine soka soka tv’lerde gösteri
yaparak silahlı kişilerce yatağından eşiyle birlikte aldırarak güya yargılamak üzere
ülkesine getirdiği bilgisini geçti. Aylardır bu operasyona çalışıldığını yine Trump’ın
açıklamalarından dünya öğrenmiş oldu.
EMPERYALİSTLERİN DEMOKRASİ KORKUSU
Maduro’nu suçu ABD isteklerine boyun eğmemesi, isteklerini yerine
getirmemesiydi. Venezuela otoriter rejim katagorisinde diktatör Maduro tarafından
13 yıldır yönetilmekteydi. Zengin petrol kaynakları varken halkı sefalet ve dikta
yönetimin zulmü altında yaşam sürmektelerdi. Oysaki Maduro sendikacılıktan
başkanlığa kadar çıkmış bir solcuydu. Halk sefalet içinde yaşarken kendisinin
yurtdışında tespit edilmiş 700 milyon dolarlık servetine yine Trump el koymuştu.
Bugün Maduro yaka paça götürülürken halkının gerçek manada arkasında
durmamasının nedenleri 13 yıllık eziyet yönetiminde bulunması yatmaktadır. Bu
nedenler Trump’ın operasyon çekmesine meşruiyet vermez. Trump Maduro’yu
uyuşturucu organizatörü olmakla suçlamıştı. Aynı Saddam’ı kitle imha silahı
bulundurmakla suçladığı gibi. Yine aynı gerekçelerle Libya Lideri Kaddafi ve Suriye
Lideri Beşar Esat’a yaptığı gibi. Herkes biliyor ki Maduro’nun uyuşturucu işinde
olmadığını. Zaten Trump’ta operasyonu savunurken “Venezuela’da ki zengin petrol
yataklarını kendilerinin işleteceğini, değerinin 17 trilyon dolar olduğunu ve yapılan
tüm masrafların da buradan mahsup edileceğini” söyledi.
DİKTATÖR MADURO
Trump ve önceki başkanlar da dahil emperyalist beklentilerle sık sık zengin
kaynakları olan ülkelere bu tür operasyonlar çektiğini zaman zaman da bu ülkelere
demokrasi götüreceği düzmeceleriyle hareket ettiğini bilmekteyiz. Ancak bu
emperyalist gücün elini güçlendiren ve rahat operasyon çekilmesi için en önemli
neden, göz diktiği ülke yönetimlerinin otoriter rejim ve yöneticilerinin de genellikle
diktatörler olmasıdır. Diktatörlerde seçimle işbaşında sürekliliğini sağlar ama halk
alternatifsizlik yüzünden kerhen destek verir. Dahili ve harici müdahalelerde gerçek
halk desteğini alamayan diktatörlerin hemen hemen hepsi aynı vahim sonla
karşılaşırlar.
15 TEMMUZ’DA HALK SEÇTİĞİNE SAHİP ÇIKTI
Bahçeli Trump’ın Maduro operasyonunu bizdeki 15 Temmuz Hain kalkışmasına
benzetti. 15 Temmuzla bu olayın kıyası söz konusu bile olmamalı. Bizde otoriter
olmasa da demokrasi diye adlandırdığımız, başkan ve meclisin seçilmesinde gerçek
manada katkı verdiğimiz, ufak tefek suistimalleri dışarda tutarak güzel bir seçim sistemi alışkanlığımızın olduğu bilinciyle bir hain kalkışmada halk seçtiklerinin
yanında yer almış ve 15 Temmuz’da başarı elde etmişti. Halk o gün seçtiği Hükümet
ve TBMM’ye sahip çıkmış, kalkışmayı başarısız kılmıştır. Oysaki Maduro Halkın
desteğini almış gibi görünse de gerçek manada halk arkasında hiçbir zaman
olmamıştır. Nüfusunun üçte birini (yaklaşık 9 milyon) komşu ülkelere kaçmasında
rol oynamış, kalanları da bunca zenginliğin içinde yıllık 1.500 dolara mahkum etmiş
birine verilmeyen halk desteği, ülkemizde seçtiği hükümet ve meclisinden
esirgenmemiştir. Bu iki olayın karşılaştırılması ancak dahildeki hainleri anlatırken
kullanılabilir.

