Bilgelek, insanan tesir edemeyeceği şeyleri kabul etmesidir. Bilge, tercihinin söz konusu olamayacağı durumlarda direnç göstermez ve onu kabullenir. Kabul edebilen kişi, çatışma ve karşılıklı kutuplaşma yaşamaz. Kabulde, uyum deneyimlenmiş olur. Yargılama artık bitmiştir. Bu aşamadaki kişiye, olaylar akıyormuş gibi gelir. Ona göre, her şey tam olduğu gibi mükemmeldir.
Bunu durumu bir el arabanın arkasına bağlanan köpek örneğiyle açıklayabiliriz. Arabayı güçlü iki köpek çekmektedir. Bir köpek de arabanın arkasına bağlanmıştır. Bağlı köpek arabanın çekilmesine karşı koysa, her hâlükârda güçlü köpekler tarafından çekilen taşıtı takip etmeye mecbur kalacaktır. Bu durumda boşuna tüketici ve yıpratıcı bir çaba harcayacaktır. Durumu kabullenirse, arabanın hareketine ve hızına katkıda bulunacak ve menzile yorulmadan ve acı çekmeden ulaşacaktır.
Kabulde olayların gerçek doğasına olan dirençten vazgeçilmiştir. Kabulün işareti huzurdur. Kabulde hayat yeniden başlar. Şu Hitit atasözü kabulü çok güzel ifade etmektedir.
Tanrım, “Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,
değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için GÜÇ
ve kisi arasındaki farkı anlayabilmek için AKIL (bilgelik, sağduyu) ver.”
Elisabeth Kübler Ross’a göre yasın beş farklı evresi bulunmaktadır: 1. İnkar ve Şok Evresi 2. Öfke Evresi 3. Pazarlık Evresi 4. Depresyon Evresi 5. Kabullenme Evresi
Beşinci evre olan Kabullenme Evresi’inde, kişi durumun değiştirilemeyeceğini ve kaybını kabullenir. Kabullenme dönemi, kişinin kaybın ardından da yaşama devam edebildiği, zaman zaman kaybın acısını hissetse de bununla yaşamaya devam edebildiği dönemdir. Mesela kabul aşamasında olan bir hasta için, artık ilaç yoktur, mücadele bitmiştir, uzun yolculuktan sonra dinlenme vakti gelmiştir.
Bakın Koca Yunus ne diyor:
Hoştur bana senden gelen,
Ya hil’atu (kaftan) yahut kefen,
Ya gonca gül yahut diken,
Kahrın da hoş, lütfun da hoş!
O halde elimizden gelen başka bir şey olmadığında, durumu kabullenelim ve ona rıza gösterelim. Boşuna zaman ve enerji harcamayalım.
“Evrenin ritmiyle (düzeniyle, akışıyla) uyum içinde olan, gerçek huzuru bulur” ifadesi, modern hayatın karmaşasından sıyrılmanın ve gerçek huzuru bulmanın bir yoludur.

