Piyasalar

Bilimsel Kafa Herkese Lâzım Olacak

Punto:

Hani arada bir tekrarlanan klasik bir söylem vardır: “Hukuk herkese bir gün lâzım olacak”
Doğrudur ama yeterli değildir. Bilimsel kafa, öncelikle herkese lâzım olacak fakat yeterli ve birikimli bir zekayla birlikte alınmalıdır.

Efendim neden böyle bir giriş yaptık?... Yağmur yağmasa bile adeta her gün ıslanacak bir ortamda yaşıyoruz çünkü. Gündem hiç boş kalmasın diye tüm değerleri aslından uzaklaştırmakta hünerliyiz.

Bir örnekleme ile konuya girmek istiyorum. Dünyanın büyük bir kısmını kaplayan su molekülü; iki hidrojen, bir oksijen elementinin bir araya gelmesiyle oluşur. Şimdi bir kova suya zehirli bir madde karıştırsak; onu kaynatmasak bile suyun tamamı zehirli bir maddeye dönüşür değil mi?
Yani bir bilim insanı çıkıp da şunu söyleyemez, iddia edemez, ispatlayamaz: “Suya karıştırdığımız zehirli madde, yalnızca hidrojen elementiyle birleştirmiştir, oksijen dimdik ayaktadır, zehirlenmemiştir”

Geçen yıllarda yerel seçimlerle, belediye başkanlarını belirledik. Sonuçları ve seçimin yapılma şekline değinmeyeceğim. Benim odaklandığım nokta her zaman; bilim, hukuk, mantık ve felsefi sorgulama ekseninde olacaktır.
İstanbul yerel yönetim seçimlerinde seçmenin önüne, Büyükşehir Belediye Başkanı, İlçe Belediye Başkanı, Belediye Meclisi Üyeliği, Muhtarlık ve İhtiyar Heyeti için oy pusulaları koyulmuştur.
Muhtarlık seçimi hariç, diğer üç oy pusulası, tek zarfa koyularak seçim sandığına atılmıştır.

Seçim sonucunda, bir parti yaklaşık 20 bin oy farkla seçimi kazandığı ortaya çıkmıştır. Kaldı ki 1 oy bile fazla alan, seçimin hukuken ve hükmen galibidir. Ama öyle olmadı, “hile yapıldı, oylarımız çalındı gerekçesiyle, sonuçlara itiraz edildi ve seçimin yenilenmesine karar verildi. Halk arasında bir tabir vardır, “harama hile katılmaz” diye. Yani “haram da yiyorsanız dürüst olacaksınız” demektir bu.

Seçim yenilendi ve bu defa aradaki fark 800 bine oy olunca, ikinci kez kazanmış oldular.
Başkanlık seçimi yenilenirken, neden belediye meclis üyeliği seçimi de yenilenmedi?
Yukardaki zehirli su örneğini bundan dolayı vermiştim. Eğer bir hile, usulsüzlük varsa, aynı zarf içinde, aynı sandığa atılan, aynı seçim kanunuyla, aynı sandık kurulu önünde kullanılan oyların hilesi, neden meclis üyeliği pusulalarına bulaşmıyordu? Bunun bilimsel ve mantıksal  ve de hukuksal bir ikna edici açıklaması gerekmez mi? Suya atılan zehir; hem oksijene hem hidrojene bulaşıyor da, bu iddia edilen seçim hilesi neden meclis üyeliği pusulalarına bulaşmıyordu, niçin onlar tekrar sayılmadı ve yenilenen seçime dahil edilmedi?  Çünkü o meclis üyeliği seçim sonuçlarını, itiraz edenler kazanmıştı. Maksat kazanan başkan adayını “topal ördek” durumuna düşürüp, çalıştırmamak, hizmet etmesini engellemekti.
Hukuki yerleşik bir kuralı daha aktarmak istiyorum: “Zehirli ağacın, meyveleri de zehirlidir”
Bu kuralı; şair, yazar ve düşünür olarak ben biliyorsam, seçim yenileme kararını verenlerin bilmesi mümkün değildir.

Gelelim işin son perdesi ve “hakaret davasına” dönüşen rövanşı ve son raunduna.
Kapana kıstırılmaya çalışılan başkanın, bazen usul hataları yapsa da haklı mücadelesini sürdürdüğünü gözlemliyoruz. Peki kimiz ve niye gözlemliyoruz? Duvarında “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” yazılan TBMM’ye kendisini temsilen, yasa yapması için görevlendiren bir milletin ferdi, adına adli karar veren Yargı’nın varoluş nedeni, hepsini kapsayan devletin bir yurttaşıyım.
Fikir üretme, kanaat geliştirme hakkımı da, anayasanın ilgili maddelerinden almaktayım.

Önünü kesmek için, kurgulanan haksızlığı yenilenen seçimle bertaraf eden sayın belediye başkanı,
Yurtdışı gezilerinde yukarıda anlattığımız olayı dile getirince, bir bakan tarafından “ahmaklıkla” suçlanmıştır. O da aynı kelimeyi, hakkında karar verenler için kullanınca, dananın kuyruğu kopmuş ama kıyamet kopmamıştır. 

Zaman ayarlı bomba gibi, ihtiyaç olduğu dönemde gündeme getirilmiştir.
Hakkında dava açılmış ve hem mahkumiyet hem de siyasi kısıtlama kararı verilmiştir.
Hakaret olduğu kabul edilen o kelime karşısında, aynı kelimeyi kullanan sayın bakana, bir gün dahi ceza verilmemiştir.  Oysa soruşturmaya esas olan olay bir bütündür. Delilleri parçalayamazsınız. İddiaya dahil edilen bir olayda, aynı kelimeyi kullanan kişiye ceza vermemek, onu ödüllendirmek olur.
Güçler ayrılığı ilkesine göre; bağımsız, tarafsız ve herkese eşit davranması gereken yargı; usul ve esas yanılgısına düşerek, kayırmacı bir tutum sergileyemez. Hukuk güvenliği, hukukun üstünlüğü, eşitlik, suç ve cezada kanunilik göz ardı edilebilir mi? Hakimlere coğrafi teminat güvencesinin ihlaline hiç girmiyorum bile. Duruşmaya hakim olarak kim başlamışsa, o bitirmeliydi.

Konu buraya gelmişken bir de Yalova seçimlerinden söz etmekte yarar var.
Basına yansıyan bilgilerden öğreniyoruz. Bir önceki dönem seçimleri de olabilir.
 Yerel yönetim seçimleri yapılıyor. Seçimi kaybeden taraf, seçimde usulsüzlük ve hile var diye itirazda bulunuyor ve itirazı kabul edilip seçim yenileniyor. İtiraz neydi hatırlamaya çalışalım:
“Filan sandıkta, filan T.C. numaralı, zihinsel özürlü seçmene oy kullandırılmıştır” Yani pes doğrusu, şeytanın aklına gelmeyecek bir tezgâh bu. Ama olsun herkes kendine yakışanı yapıyor işte.
Seçimi kazansaydınız, itiraz etmeyecektiniz değil mi? İşte harama hile katmak tam da budur.
Şimdi bu durumu irdeleyelim:
Bu zihinsel özürlü seçmeni, madem daha önceden biliyordunuz, neden nüfus müdürlüğüne, seçim kuruluna, muhtarlıklara, sağlık bakanlığına bildirmediniz?
Sizin zorla oy kullandırmadığınızı nereden bileceğiz?
Bu şahsa, seçmen oy kullanma Kâğıdı düzenlenmişse; sandık kurulunun, sandık başkanının, diğer oy kullananların, adayların; nasıl bir suçu/ihmali ve tezgâhı olabilir ki?

Son söz olarak ne diyoruz: Yüzlerce yüzümüz olabilir, ama lütfen bir tanesini, utanma duygumuza tahsis edelim.
Selam, sevgi ve muhabbetimiz, hak edenlerin üzerine olsun.
[19/12 11:43] Ali Rıza Malkoç DH: Hakaret nedir, ne değildir
Hakaret, elbette ve yalnızca; “ana-avrat küfretmek, karşınızdakinin onur ve haysiyetini zedeleyici söz söylemek, küçük düşürücü, toplumsal imajını karalayan cümle kurmaktan ibaret değildir. Bu kelimeyi sadece “kişisel olumsuz etkiye” indirgemek hata olur. Sosyolojik, ekolojik ve kurumsal değer/yapı ve kazanımlar da “hakaret girişimlerinin” olumsuz etkilerinden korunmalıdır.

Buradan hareketle, kısa ve öz tespitlerimi sıralayayım:

/Adaletin gücü/etkisi ve namusunu koruyamamak, hukuka hakarettir.
/AYM’nin kendisini ve kararlarını tanımamak, anayasaya hakarettir.
/Yasaları, herkese eşit uygulamamak, hakkaniyete hakarettir.
/Tüm evrensel hak ve kazanımları dikkate almadan iddia ve hüküm kurmak, meşruiyete hakarettir.
/ “Allah ile aldatmak” dine ve samimi inançlara hakarettir.
/Bir insanı inanmaya veya inanmamaya zorlamak, özgürlüğe hakarettir.
/Yetki gaspı, ilgili kuruma hakarettir.
/Vicdanlara kayyum atamak, insanlığa hakarettir.
/Ürünün gramından çalmak, tüketiciye hakarettir.
/Sokaklara çöp atmak, doğaya hakarettir.
/Hayvanlara eziyet; tüm canlılar alemine hakarettir.
/Yalnızca kendi çıkarını düşünmek, topluma hakarettir.
/Haddini ve hakkını bilmemek, kazanımlara hakarettir.
/Yalan, algı ve saptırma ile yol almak, zekâmıza hakarettir.

Bilim-mantık-ahlak-adalet süzgecinden geçemeyen her eylem ve söylem; doğrudan veya dolaylı bir haksızlık ve hakaret niteliği taşımaktadır.
Siz bu listesi daha da uzatıp tablo haline getirebilirsiniz.
Esenlikler
19.12.2022
Ali Rıza Malkoç