Piyasalar

AYM Kararı'nın Ölçüsü

Punto:
AYM’nin 1128 Akademisyen’in imzaladığı Barış Bildirisiyle ilgili kararı, tepkilere neden oldu. 1071 Akademisyen yayınladıkları bildiri ile, AYM kararını eleştirerek dünyanın hiçbir yerinde terörle mücadele ettiği için devletin suçlanmasının ifade özgürlüğü kapsamında ele alınamayacağını, bu kararın terörle mücadeleyi sekteye uğratacağını ifade ettiler. Hatırlanacağı üzere Barış Bildirisinde Hendek operasyonunda devletin sürgün, katliam ve kıyım yaptığı ifade edilerek operasyonların durdurulması istenmişti. O zaman da yazmıştım, bildirinin içeriğini, üslubunu onaylamak mümkün değil. Bu barış amaçlı bir bildiri değil, operasyonlarla ilgili uluslararası toplumda Türkiye’ye yönelik baskı oluşturmak ve PKK’yı devletin elinden kurtarmaya matuf bir bildiri idi. Barışla da alakası yoktu. Barış isteyenin önce 40 yıldır, kadın, çocuk, genç, yaşlı, bebek demeden öldüren PKK’yı telin etmesi gerekirdi. AYM kararı, elbette hukuk ölçüleri içerisinde eleştirilebilir. Ama hukuk ölçüleri içerisinde. Türkiye uluslararası anlaşmalara imza koymuş ve anayasaya göre bunlara kanunların üstünde güç tanımış bir ülke. Mesela usulüne göre yürürlüğe girmiş uluslararası anlaşmalara karşı anayasaya aykırılık iddiasıyla iptal yoluna gidilemez. AİHM, Barış Bildirisi benzeri açıklamaları ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmektedir. AYM yerine bu başvuru AİHM’e gitse muhtemelen AYM kararına benzer bir karar çıkacaktı. AYM’de bildirinin içeriğine katılmadığını ancak verilen kararın AİHM içtihatlarına uygun olduğunu gerekçeli kararında belirtmiştir. Teröre ve terörle mücadeleye karşı hassasiyet göstermek, bu amaçla ilgili mekanizmalara destek olmak hepimizin görevidir. 1071 akademisyenin terör hassasiyetlerini paylaşıyor, ancak bildirinin sadece bu nedenle kaleme alındığına inanmıyorum. Çünkü Türkiye’nin terörle mücadelesini sekteye uğratan daha büyük yanlışlara karşı sessiz kaldılar. Söz gelimi, Çözüm Sürecinde, iktidar PKK’ya dokunmayın dediğinde, seslerini çıkarmadılar. Dönemin Şırnak Valisi Apo’ya teşekkür ederken sus-pus oldular. Askerin operasyon talepleri reddedilirken en küçük bir tepki göstermediler. PKK şehirlere inerken görmezden geldiler. Çok değil, daha bir ay önce Öcalan kardeşler televizyonlara çıkarılıp millete nutuk atarken en küçük bir rahatsızlık izhar etmediler. Birileri Osmanlı’da da Kürdistan vardı derken kıllarını bile kıpırdatmadılar. Şimdi AYM böyle bir karar verince birdenbire terörle mücadeleyi hatırladılar. Birkaç yüz akademisyenin bildirisi -terörle mücadeleyi- akamete uğratmaz ama siyasetçilerin yanlışları tahmin edilemeyecek ölçüde tahribata neden olur. Nitekim, Türkiye hala çözüm sürecinin artıklarını, kalıntılarını temizliyor. Emin olun, Osman Öcalan’ın TV ekranlarına çıkarılması askerin polisin üzerinde o barış Akademisyenleri bildirisinden daha yıkıcı etkiler bırakmıştır. İşin hülasası şudur; Türkiye demokrasisini güçlendirmelidir. Şiddete, ayrılıkçılığa çanak tutan görüşler hariç, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında olan görüşlere açık olmalıdır. Konuşan bir toplum problemlerini çözebilir. Terör ve ayrılıkçılık konusunda hassas olanların bölücülüğe ivme kazandıracak her teşebbüse karşı hassasiyet göstermeleri gerekir. Hükümetin yanlışlarına susup, AYM’ye tepki göstermek terör hassasiyeti iddialarını temelsiz bırakır. Keşke bu tepkiler, iktidarın yanlışlarına karşı da gösterilebilseydi de bugün bu noktada olmasaydık.