Ortak kültür havzamızda, alın size çağların ortasından ilginç bir şair...
Bayram şekeri tadında paylaşmadan edemedim.
Bir kişi düşünün ki, çok zeki, çok yakışıklı, çok cesur, hovarda, çok zengin, iyi bir şair, dilbaz...
Hezarfen, bohem, seçkin bir kabile reisi...
Bizim Neyzen'i kıskandıracak derecede de mey- perest...
En önemlisi çok yaman bir gönül avcısı, çapkın!
Bu kulvarlarda Casanova eline su dökemez...
Şairane bir çapkınlık bu...
Çölde çadırların yanından geçerken, kadınlar:
"Bu azgın gönül avcısı, buradan hayırlısıyla gönlümüzü çalmadan bir geçse!" temennisiyle çadırlara kaçışacak kadar gönül avcısı..
Kabul edersiniz ki, bu kadar hususiyetlerle donatılmış bir kişinin insanlık tarihinde benzerine az rastlanır.
Sanki bütün insanlık T- model seri üretilirken, bizimkisi Hand-made!
Şiirleri, mahalli simgeler çıkarılacak olsa bu günün modern şiiri havasında okunabilecek kadar zamanını aşmış ...
Mısraların edebi gücü, bizde, Sadi, Fuzuli, batıda Şhekspere mısralarıyla rahatlıkla boy ölçüşür.
Uslüp, muhteva asırlar öncesinden bu güne o kadar yakın ki, özgün kavramlardan arındırlacak olsa, Halil Cibran ve Adonis' in öncülü gibidir...
Aşk,kahramanlık,ağırlıklı şiir dünyasında, lirik, epik, pastoral renklerin hepsi mevcut.
Aşk denilince öyle bizdeki metaforlarla dolu aşk mısralarıyla karıştırmayın.
Bütün yalınlığıyla beşeri aşk...
Bir çok mısrada erotizme kapı açacak kadar da ' şeytani'!
Buyurun, bu mısralar ona aittir:
"Kaç gebe kadının kapısını çaldım geceleri,
Muskalı yavrularından ayırdım emziren kadınları!"
"Ağlarsa çocuğu, dönüp yarım bedeniyle onu avuturdu,
Ama altımda kalmaya devam ederdi öteki yarısı!"
Siz bir de, bu mısraların her yıl tekrarlannan karnavalda, şehrin en önemli mabedinin duvarına asıldığını tasavvur edin!
Ve insanların bu şiirleri ezberden okumayı bir itibar meselesi kabul ettiğini de ...
Bir kaç seçkin ruhun bir bedende mecz edilmiş gibi;
Bir gün " Bir beyin oğlu, zor beyin oğlu" havasında elde kılıç dövüşeceksin...
Ertesi gün ağzından Neitzchevari aforizmalar dökülecek...
Bir sonraki gün, "Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan" Nedim' i kıskandırırcasına, kabilesiyle oymağıyla, mutantan bir 'mini lale devri' sayfası açabilmek...
Hangi ademe nasip olmuş...
Dünyayı, dünyada, doyasıya dünyevi sermest yaşamak bu olsa gerek .
İşret meclislerinin bir deminde, rakkaseler dans edip, bezm i cem havasında sakiler mey sunarken; tam bu esnada, babasının rakip kabile tarafından öldürüldüğü haberi verilir.
İstifini bozmadan o meşhur sözünü döyler:
" Bu gün ayık olmak, yarın şarap içmek yok!
Bu gün şarap zamanı, yarın göreve bakarız!" ( El yevmü hamrün, ve ğeda emrün!)
Bu son cümle, hala o diyarlarda darb ı mesel olarak kullanılır.
Bizi ilgilendiren tarafına gelince; Bu ilginç şahsiyet, ebedi uykusunda Ankara'da misafirimiz...
Hikaye hazin;
Kabilesi tarafında Bizans İmparatoruna elçi gönderilir. İmparator uyarılır:" Bu adamın kibarlığı asilliği sizi yanıltmasın, azgın bir çapkındır, lütfen dikkat ediniz"
Bütün tedbirlere rağmen İmparatoriçe bizimkinin aşk ketenperesinden kurtulamaz!
Bu duruma çok kızan İmparator'un
intikamı sinsi ve acı olur.
Dönüşte İmparator tarafından hediye edilen çok güzel bir kaftanla İstanbul'dan yola koyulan çapkın şairimiz, kaftanın zehirli olduğunun farkında değildir.
Zehrin etkisiyle, nefesi Ankara Polatlı'da son bulur.
Hazindir, belkide yaşamış, yaşayan bu en ilginç şair, bizim Polatlı'da yatmaktadır. ( Bu hazin hikayenin çiçek hastalığı versiyonuda vardır)
Efenim sözkonusu olan İslam öncesi 'cahiliye' dönemi arapların meşhur muallaka (askı) şairi, İMRÜL KAYS' tır.
Sizi bilmem, ben bu Kays' ı çok sevdim.
Qİslam öncesi arap yarımadası İnanç açısından ' Cahiliye' dönemini yaşamış olabilir.
Ancak edebi yönden buna ters bir medeni bir sürecin yaşandığı açık.
Ne araplar bu ilginç şahsiyeti işleyebildiler, ne de biz Polatlı da böyle bir sofistike, sermest misafirimizin olduğunun farkına vardık.
Halbuki, bu renkli garip kişiden ne romanlar ne senaryolar ne aforizmalar çıkarabilirdik.
Çıkaramazdık, çıkaramazdılar; çünkü, bağımsız kültürel emperyal gücü olmayan milletlerin değerleri, toprağın altında keşfi bekleyen antik eserler gibidir.
A. Velioğlu/ 2025. 05. 25/ İstanbul

