Gündem
İstanbul Misal Şehir
07.06.2018 14:28
Konstantiniye'yi fethedeli neredeyse 6 asır olacak ama adı dışında bir türlü ortak bir duruş sergileyemediğimiz ve böyle giderse neredeyse elimizin altından kayıp gidecek şehir.

Böyle gidersenin ne olduğu ile ilgili bir sürü şey yazılıp söylenebilir.

Maazallah ellerinden gelse ilk fırsatta işgal etmek istiyor hem Siyonistler hem de şeytani paganist küreselciler. Yani dijitalci 4. Sanayi devrimciler.

Hatta byzantium1200.com sitesinde İstanbul'un fetih ve Latin istilası öncesinin dipdiri halinin restitüsyon çalışmalarının yapıldığını kaç kere yazdık ve söyledik.

Tabii bu restitüsyon çalışmaları çizim programlarının etkin sponsorluğunda yapılıyor.

Zaten bu tür çalışmalar da adeta işgal sonrası hazırlık gibi duruyor. Çünkü bir şehrin tamamının arkeolojik bir yaklaşımla restitüsyonunun yapılması hiçbir restorasyon kuramına da uymuyor.

Fethedenler ve şu an sahibi olanlar tarafından inşa edilmiş yüzlerce cami ve benzeri eserler yok sayılarak alttaki eserlerin ihyasına dönük çalışmalar masum bir şekilde değerlendirilemez doğal olarak.

Konu bununla da bitmiyor aslında.

Biz anlam dünyamızda şehir ile kent arasındaki farkı bilmeden yok etmiş ve bilinçsizce İstanbul'a kent derken bana şöyle bir soru soruldu “İstanbul'un dünyanın önde gelen küresel şehirlerinden birisi olabilmesi için ne tür projelere ve yatırımlara öncelik verirdiniz?”

Tabii soruyu soran kişi kent ve şehir ayırımını bilen biri olduğu için soruda “şehir” kelimesini kullanıyor. Ancak kaçırdığı bir nokta var ki o da küresel şehir kavramı.

Biz daha kavramlarda anlaşamaz ve bu konudaki farkı bilemezken bırakın geçmişi, geleceğin felsefesini yapan ve geleceği 4. Sanayi devrimi ve yapay zekâ üzerinden tasarlayan küreselciler tek dünya devletine doğru ilerledikleri bir ortamda tüm ulus devletleri yok edip mikro parçalara böldükten sonra bireyselleştirdikleri insanları içlerini boşalttıkları kentlerde yutmayı planlıyorlar.

Bunu için de dünyaya “küresel kent vizyonunu” cilalayıp pazarlıyorlar.

Neymiş artık dünyada kentler öne çıkacakmış. Niye? Cevabını bilen yok.

sanayi devrimi ve yapay zekâ üretim sistemiyle robotlar tarafından Çin'de üretilecek ve bir yol bir kuşak projesi ile İstanbul üzerinden tüm dünyaya yayılacak yeni nesil teknolojik ürünlerin lojistik kentler üzerinden dağıtımını, smart kentler üzerinden tüketimini, eko kentler üzerinden ise yok edecekleri doğal ortam yüzünden cam fanuslarda ve muhtelif yeni nesil yaşam alanlarını ve bunların kullanım şeklini planlıyorlar.
Oysa biz Cuma kılınan ve Pazar kurulan şehirlerde sadece rantı ve gayrimenkul değer artışını öncelerken ezansız ve merhametsiz beton kentlere eviriliyoruz.

Selamın olmadığı, komşunun halini bilmediğimiz, ömrümüzü trafikte geçirdiğimiz, her yağan yağmurun sele, her yağan karın afete dönüştüğü bir kent.

Esnafın, mesleklerin ve geleneksel üretimin yok edildiği, her şeyin zavallı işçiler tarafından fabrikalarda üretildiği ve AVM'lerde satıldığı tüketim kölesi olmuşuz.

Faizli kredilerle ev almaya ve evlenmeye çalışıyoruz.

Her yer beton gökdelenlerle dolmuş ve insanları İstanbul'a tıkmışız.

Avrupa'da kilometrekare başına 500 kişi yaşarken İstanbul'da bu rakam 2800 kişi. Aynı şekilde sadece İstanbul Ankara ve İzmir'de Türkiye nüfusunu %30'u yaşadığına göre Anadolu'nun diğer şehirlerinde kilometrekare başına 70 kişi yaşamaktadır.

Bu da gösteriyor ki Anadolu boş, boşalıyor ve boşaltılıyor.

Esas tehlike bu.

Yoksa İstanbul'un kalabalıklığı esas sorun değil. Kalabalıklaşan İstanbul'u konuşuyoruz, sorunlarını ifade etmeye ve çözüm aramaya çalışıyoruz ama esas meseleyi kaçırıyoruz.

Boşalan Anadolu işgal edilmeye müsait hale geliyor.

Aynı Romalıların Anadolu'yu boşaltmasından sonra Haçlıların işgal etmesi gibi. Ta ki biz Anadolu'ya geri dönüp oba oba, ev ev, mahalle mahalle, şehir şehir imar ve ihya edene kadar.

O yüzden rant uğruna her tarafını beton doldurduğumuz İstanbul ve benzeri kadîm şehirlerimiz, şu an için farkında bile olmadığımız küresel bir savaş ve işgal girişiminin sonrasında bize “şehir nasıl inşa edilir, ev nasıl kurulur, taşlar üst üste nasıl konur, tahtalar üst üste nasıl çakılır” sorusunun cevabını verecektir.

Her tarafını bina doldurduğumuz tarım arazileri ise aynı Nuh tufanından sonra olduğu gibi muhtemel afetlerden sonra tohumun, hayvanların ve bitkilerin sırrını gösterecektir.

Tüm bu gerçekler ışığında

Anadolu'yu yeniden imar ederek kadîm şehirleri yaşatmalıyız.

İstanbul'un nüfusunu seyreltmeli ve üstündeki rant yükünü bitirmeliyiz.

Vakıf eserlerini hem bina hem de fonksiyon olarak ihya etmeliyiz.

Eski müstakil, sivil, ahşap mimariyi geri getirmeliyiz.

Etrafını ormanlarla ve bostanlarla çevirmeliyiz.

Adaletli ve merhametli İstanbul'u yeniden canlandırmalıyız.

İnsanın özne olduğu herkesin birbirini tanıdığı ve kefil olduğu mahallelerde yaşadığı İstanbul'u inşa etmeliyiz.

Bu arada bu işler için yeni kentler kurmaya gerek yoktur.

Dünyadaki tüm mazlum milletlerin umudu olan Türkiye'nin ve İstanbul'un küreselci ve Siyonist taife ile mücadele etmesi ancak bu şekilde olur.

Çılgın proje budur.

Baksanıza adamlar bile Konstantiniye'yi Latin istilası öncesine döndürmeye çalışırken biz niye İstanbul'u küresel kent yapalım ki.
  • 15:34

    Bahaettin Karakoç Hayatını Kaybetti

  • 17:10

    Trump'dan Teşekkür

  • 17:02

    Meral Akşener'den Suç Duyurusu

  • 16:41

    Papaz Brunson Serbest Bırakıldı!

  • 16:07

    Kaşıkçı İle Batı Asyayı Daha da Karıştırmak

  • 17:09

    "Suudi Arabistan Bizimle İş Birliği Yapmalı"

  • 16:58

    635 Köy Korucusu Görevden Alındı

  • 15:57

    Arap Uçağında Uyuşturucu Bulundu!

  • 12:45

    Trafik Cezalarının Arttırılması Mecliste!

  • 12:36

    11-13 Ekim Türk Dünyası Kültür ve Spor Şöleni Erzurum'da!